8 Mart ve 3 Kadın

Ayça ÖZTORUN

Ayça ÖZTORUN



Okunma 08 Mart 2017, 14:46

"Elleri nasırlı mı okşayacaktım kocamın tenini?

Ayaklarımın altı da çatlamış...

Ayaklarımı birbirinin üzerine koysam gizleyebilir miyim ki çatlak topuklarımı?"

Alnımda ki derin çizgilere bakıp, yaşı büyük sanmayın beni. Güneşin altında, sarı sıcakta çalışan, tarlada alın teri döken ırgatım ben. Evde çocuklarım aç bekler! Doyuramıyoruz aç karnımızı. Kocam da tarlada çalışır. Çalışır ama et, süt girmez mutfağımıza. 

Ben ne bilirim allı güllü basma fistanı! Ne bilirim evimin sultanı olmayı! Hepimiz bu dünyaya yaşamaya gelmişiz ama her birimize biçilen rol farklı demek ki!" diyerek boynunu büktü emektar Ayşe. 
*
"Benim kod adım Okşan. Masa masa gezer, erkeklerle sohbet ederim. Onlara bol bol içki içiririm. Çok içmeleri için bende vururum içkinin köküne. Sağlığımın günden güne kötüye gittiğini biliyorum. Göz altlarım şu sıralar torba gibi olmuş içmekten.

Aslında içip kendimden geçmem, bir bakıma iyi oluyor. Körkütük sarhoş olduğumda, hiç tanımadığım erkek eli üzerimde gezdikçe, midemin bulantısı bir nebze azalmış oluyor.

Bazen o kadar tiksiniyorum ki tanımadığım adam üzerime abandığında tepki veriyorum. Bunun yüzünden çok dayak yediğim oluyor. Ağzı yüzü mor bir şekilde sabaha karşı evime gidiyorum. Yedi yaşında ki biricik kızım, beni o halde gördüğünde çok korkuyor. Nasıl bir yalan söyleyip endişesini yok ederim çabasına düşüyorum.

Biricik kuzumu bu kirli et pazarından nasıl uzak tutabilirim bilmiyorum.

Ama ben çok kararlıyım onu okutacağım. Ekonomik özgürlüğü olsun. İçimde ki tek sıkıntı, ilerde çocuğumu, benim geçmişimle yargılamaları.

Bu yollara beni düşüren kızımın babası oldu. Beni bin bir vaatle kandırdı. İnandım ona. Ruhumu bedenimi teslim ettim. Hamile kaldığımı müjdelediğim gün, evli olduğunu öğrendim. Beni yüzüstü bıraktığında, karnımda bebeğimle ortalarda kaldım. Çocuğum doğduğunda, sağın solun yardımı olsa da artık toplum gözünde kötü kadın muamelesi görüyor, iyice içime kapanıyordum. Hangi kapıya iş için gitsem, yaşlı genç fark etmeksizin bana sarkıntılık yapıyorlardı. Hele beni eşleri yüzünden kendilerine tehlike gibi gören kadınların zulmü daha da acı veriyordu bana.

Bir şekilde düştüm buralara abla. Sanki arkamdan milyonlarca kirli el beni batağa doğru itiyordu." diye sözlerini bitirdi kadın. Gözyaşları makyajını dağıtmış yüzü tuval gibi olmuştu. Acı ve çaresizlik içinde kıvranan kadın portresi karşımda duruyordu sanki.

*

Simsiyah giyinmişti teyze. Sadece gözlerini görebiliyordum. Teyzeciğim güzel yüzünü açta öyle sohbet edelim dedim. Utanır gibi gülümsedi. Peçesini çenesinin altına kadar indirdi. Güzelim gamzeleri, akça pakça yüzü ortaya çıktı. Canım teyzem, ne kadar güzelsin. Bu peçe, masken, gizin olmuş dedim. 

Bakışlarında hüzün vardı kadının...

"Ben, on üç yaşında evlendirildim?" dedi, boynunu bükerek.

"Beni gelin verdiklerinde sokakta oyun oynuyordum. En çok annemden ayrılmaktan korkuyordum. Beni verecekleri adam, amcamın oğluydu. İlk eşi ablamdı. Ablam ölünce beni ona verdiler. Ben evlenmem diye ağlayınca babam beni çok dövmüştü. Bu da benim kaderimmiş. Beş çocuğum var. Her biri evlendi gitti?" derken, odanın kapısı açıldı. İçeriye feraceli genç bir bayan kahve tepsisiyle girdi.

Teyzeye; kızınız mı? diye sorunca, gülümsedi; "kumam" dedi. Hemde üçüncü!..

Kadıncağıza bunun olağanlığını öyle bir kanıksatmışlardı ki, kendisine yapılan bu zulmü, bu hakareti, içselleştirdiği belliydi. Belki de kocası, teselli olsun diye baş kadın, evin büyüğü, sözü geçeni, diyerek taçlandırmıştı onu.

Kahveyi getiren genç kadının gözünde umut ve huzura dair hiçbir şey yoktu. Hiç konuşmadan odadan dışarı çıktı.

Teyze kulağıma eğildi; "kızımla yaşıt" dedi.

Kumasına acır bir halde dertlenir gibi ellerini dizine vurdu ve sözüne devam etti.

"Üç yıl önce bizim hacı hepimizi denize götürdü. Allah var ömrü hayatımda görmedim koca deryayı. Tabi benim oğlanlarla Hacı durur mu? Saldılar kendilerini serin sulara. Biz kadınlar yandık güneşin altında. Üzerimizde siyah ferace olunca, güneşin sıcağı sanki mıknatıs olup üzerimize yapıştı. Bu en küçük kumam daha çocuk sayılır. Hacıya, 'bende girmek istiyorum denize' dedi.

'Çarşafımla birlikte gireyim' diye yalvarmaya başladı. O zaman iki aylık hamileydi. Hacı bu kızı otel odasına götürüp iyi bir dövdü. Çok öğüt verdim sabiye, kocayla inatlaşmak olmaz dedim. Kadın kadınlığını bilecek dedim. Akşama kalmadı bebeği düştü. O zamandan bu yana niyeyse hamile kalamıyor. Hacı, 'bir yıl daha beklerim çocuğu olmazsa salarım babasının evine' diyor. İçim yanıyor kızım! Ama ne yaparsın işte eksik eteğiz" deyip boynunu büktü kadın. 

*

Sahilde buluştuk su gibi güzel genç kızla. Konuşamıyordum. Dilim varmıyordu soru sormaya. Soracak gibi oluyor boğazım kor ateş gibi yanıyor çenem titriyordu. Onun bu hayatta kimseye güveni kalmamıştı artık.

Konuya kendi girdi.

"Annemi çok özlüyorum abla?" dedi.

İçim yandı. Bir anne gibi sarıldım ona. Kafasını şefkatle göğsüme bastırdım. Nasıl teselli edilebilirdi? Yaşadığı acı çok derindi.

"Annem, canım annem sürekli babamdan dayak yerdi. Kardeşlerim ve ben gece korkuyla yorganı kafamıza çeker sessiz sessiz ağlardık.

Bazen, Allahım ne olur babam ölsün derdim. Annemin canını yakamazdı o zaman. Her birimiz büyümüştük. Annem bizim için katlanmıştı onca yıl şiddete, zulüme. Biz ayaklarımızın üzerinde durmayı başardığımızda, babamdan ayrılma kararı aldı annem.

İlk önce evi terk ettik. Babam her yerde annemin karşısına çıkıyor, yüzünü gözünü tanınmaz hale getiriyordu.

Zavallı annem, can güvenliğim yok diye kaç kere şikâyetler de bulundu. Ben çoğu kez bugün ders yok deyip, okula gitmiyor, annemi kandırıyor ve yanından ayrılmıyordum.

Her an, babam anneme zarar verecek korkusu taşıyordum. Öyle de oldu. Birgün, ıssız bir ara sokakta, annemi yakalamış ve ardı ardına kurşunları saydırmış.

Canım annem, 'kurtaran yok mu?' Diye bağırıyormuş.

Benim öpmeye kıyamadığım annemin cansız bedeni, yere yığılmış.

Annem son yolculuğuna giderken, artık onu göremeyeceğim, bir kere öpmeme müsaade edin dedim.

Anneciğimin gözleri açıktı. Yüzü morluklar içindeydi. O haliyle bile güzeldi benim çileli annem." diyen genç kız, başımı omzuma koymuştu. Sanki bedeni, yere savrulmuş, sararmış ve can suyu tükenmiş sonbahar yaprağı gibi titriyordu. Gözyaşları omzumu sırılsıklam ediyordu. "Hiç kimseye güvenmiyorum abla, Benim dünyaya gelmeme neden olan kişi, hayat arkadaşının, annemizin canını aldı. Kardeşlerimin ve benim hayatımı mahvetti dedi. 

*

Bir kadın Bin kadın? adlı çalışmamda, yaşanmış kadın hikayelerini ve yaşadıkları çileleri hayatlardan, sadece bir kaçını sizlerle paylaştım.

Bu çalışmam da kadınların hikâyelerini dinlerken, gözyaşlarım sel oldu.

Bu ülkede kadın olmanın bedeli ağır. Gün geçtikçe daha da ağırlaşacak. Hemen hemen her gün cinayet, şiddet, tecavüz haberleri ile uyanacağız kararan sabahlara.

Kadınla erkeğin eşit olmadığı söylemleri arttıkça, kadının karnından sıpayı, belinden sopayı eksik etmemeli anlayışı çığ gibi büyürken, kılık kıyafetlerimize, gebe karnımıza ve kaç çocuğumuz olacağına karar verilirken, kadına meta gözüyle bakılırken, karanlık zihniyetler, kadına zulmü hak etmişlik gibi görmeye devam edecekler.

Şunu herkes bilmelidir ki, toplumun kalkınmasında, yapılanmasında büyük katkısı olan kadınlarımızın, emeği, anneliği, özverisi, inkâr edilemez.

İstiklal savaşı boyunca, cephede savaşan, sırtında şarapnel taşıyan, fedakâr kadınlarımız, her alanda gücünü ispat etmiştir.

İstisnalar dışında duydunuz mu hangi kadın şiddete başvurmuştur?

Sürekli, gazetelerde yayınlanmış, eşini veya sevgilisini katleden kadın haberine rastlamak mümkün değil. Çünkü kadın zekidir, kadın doğası gereği naiftir, kadın duygusaldır. Şiddet yerine konuşmayı tercih eder.

Bu ülkede masum kadınlarımız hunharca katlediliyor.

Gözümüzden sakındığımız yavrularımıza kirli, karanlık zihniyetler, sapıkça uzanmaya çalışıyor.

Kadınlara karşı linç politikası yürütülüyor. Kadınlar ayıpla günahla ötekileştirilip, sindiriliyor. 

Biz kadınlar ve kadına değer veren, onların kutsallığının, anneliğinin, üretkenliğinin bilincinde olan erkelerle, omuz omuza verip, bu karanlık zihniyetlere karşı mücadeleyi kendimize borç biliyoruz.

Aksine biz onları ötekileştirip, pis zihniyetlerini ifşa etmeliyiz.
 
Bu arada 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde, kadına değer veriyoruz izlenimi bırakmaya çalışan, siyasi reklam amaçlı sokakta bizlere çiçek dağıtan, gericilik yandaşı kadınların, uzattığı hiç bir çiçeği kendi adıma kabul etmiyorum. Çünkü siyasi güdümlü bu kadınlar, yine kadınlara uygulanan şiddetlere sessiz kalan zihniyetlerin uşağı olduğunu ve kendi kuyularını kazdıklarını düşünüyorum. Onlara saygı duymuyorum. 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü hepimize kutlu olsun.

Hepimiz güçlü, iradeli, üretken, mücadeleci, kadınlarız. Bizler istersek bize yönelen karanlıkları alt edebilecek aydınlık yüreklere sahibiz. 


Nice aydınlık 8 Martlara...

Ölü Bulundu Su

Gecenin karanlığında 

kuytu bir kenarda 

ölü bulundu Su... 

Adını ben koydum 

kimsesi yoktu... 

Ağıdını da ben yazıyorum 

öldürüldüğü izbeye 

gözyaşımı bırakıyorum.

Ayça ÖZTORUN

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.