Akşam ve çocuk


Mehmet Binboğa

Mehmet Binboğa

Okunma 09 Kasım 2017, 10:12

"AKŞAM VE ÇOCUK" ŞİİRİ İZLEĞİNDE HİLMİ YAVUZ ŞİİRİ HAKKINDA BİRKAÇ SÖZ.
*
Akşam ve Çocuk
Zaman iyice alçaldı... aşklar
görünür oldular ve 'mazi kalbimde yara...'
o konak, yıkık, harap, anımsıyorum,
bulutlar ağır ağır inerdi odalara...
beklerdim, aşklar birer türküydü!
bir kızak, sanki saplanmış kara;
hiç bir şey kımıldamaz, öyle dururdu,
annemsi bir sessizlik çökmüş duvara...
o konakta herkes, büyük aile,
koştururdu, yazlar sanki bir sara
nöbeti gibi yaşanır, bir çırpınıştır
çocukluk, orada, boş akşamlara.
Hilmi Yavuz
*
Hilmi Yavuz,Türk şiirinin yaşayan son birkaç çınarından biri, belki de birincisi...
"Akşam ve Çocuk" şiiri onun nadir liriklerindendir.Bu şiirde usta sanki "koyver gitsin aklım, bu şiirde kalbimin diliyle yazılsın." der gibi "unutuşun o tunç kapısını" zorlamış, mazinin koç başıyla dövüyor "kalp kalesi"nin mutantan kapılarını.

Bu şiir bir bakıma, şairin poetikasını da ele veren bir şiir: Diğer sembolistlerde gördüğümüz renkler, kokular, musiki ve alacakaranlık sahne yaratma teknikleriyle şair, şiire adeta bir sinema filmi havası veriyor, "sinema filmi" diyorum, zira bu şiir için fotoğraf sözcüğü yetersiz kalıyor:

Şair henüz şiirin penceresini açarken,"Zamanın alçalması" söz grubuyla Ahmed Haşim'in "Merdiven" şiirine bir selam veriyor: "kızıl havalar seyret ki / akşam olmakta..." der gibi; insanın, sanılanın aksine, yaşlandıkça maziyi daha iyi hatırladığı gerçeğine işaret ediyor.Şair her ne kadar İstanbul doğumlu olsa da babasının Kaymakam olması münasebetiyle çocukluğu küçük kasabalarda geçmiş, özellikle memleketi Siirt'teki o tılsımlı ve mistik hayattan izler taşımış şiire.Herkesin malumu olduğu üzre Güneydoğu mimarisinde evler geniş ve kağir binalar olarak tasarlanır.Yaz günü o loş odaların huzur veren havasını adeta yaşıyormuşuz gibi hissettiriyor şiir bize:"bulutların ağır ağır odalara inmesi"ndeki meram budur.

"beklerdim" diyor şair, dört yıl Erzurum bir dört yıl da Kars'ta yaşamış biri olarak Doğu'yu tek kelimeyle anlat deselerdi bana, galiba ben de "beklemek" derdim.Aylarca kalkmayan karın esaretinde ilkyazı bekler Doğulu...Şair tek sözcükle kocaman bir coğrafyanın bin yıllık macerasını özetliyor, galiba şiir de biraz bu işte: En az sözcükle dünyaları anlatmak...

Şairin Anadolu köklerine anımsatan bir dizesi daha:

“beklerdim aşklar birer türküydü”
Her türkü bir aşkın, bir göynük sevdanın özeti değil midir?
“annemsi bir sessizlik çökmüş duvara”
Annelerin bilge sessizliği bundan güzel nasıl anlatılır?
Şair son dörtlükte o büyük aile yaşantısını olanca hareketliliğiyle dile getiriyor:
o konakta herkes, büyük aile,
koştururdu, yazlar sanki bir sara
nöbeti gibi yaşanır, bir çırpınıştır
çocukluk, orada, boş akşamlara.

“sara nöbeti “ tamlamasını belki de şiirde ilk kullanan şairdir Hilmi Yavuz, buradan şu sonucu çıkarmak mümkün:Şiire girmeyecek sözcük yok, yeter ki yerine cuk otursun, imgenin çağrışımı sırıtmasın.Şair bu söz grubunu hem bir önceki bağlamla, yaz aylarında vatandaşın ürün çıkarmak için hummalı çalışmasına değindiği “yazlar sanki bir sara nöbeti gibi yaşanır”la hem de “çocukluğun bir çırpınış” olduğunu söylediği dizeyle ilişkilendiriyor.Bu da oldukça ustalık gerektiren güçlü bir çağrışım tekniği elbette.

Şiirin biçimi, “serbest koşma” diyebileceğimiz “çapraz uyak”larla bina edilmiş.Bu da daha önce bir yazımda değindiğim “Hilmi Yavuz şiiri gelenekten nasıl yararlanılırın manifestosu gibidir.”değerlendirmemin dahilinde bir durum.”-ara” zengin uyağı şiire ritim kazandırıyor, şirin sesini yükseltiyor.

Şairin; naif duyarlıklar, her dizede hissedilen akustik,anjambmanlarla dolu ve gündelik hayatta kullanılan dile büyülü bir gizem verme, aliterasyon ve asonanslarla yapılan üstün bir musikiyle lokmaları boğazımıza dizen, gözlerimizde damlayamayan birkaç gül yangını bırakmak isteyen bir söyleyişi var.Bu şiirde Hilmi Yavuz şiirinin en belirgin özelliklerinden olan "divan şiirine göndermeler" olmasa da o kutlu söyleyişten izler bulmak yine de mümkün:

Sözlerini Necdet Rüştü Efe Tara'nın yazdığı, Necip Celal Andel tarafından bestelenen ilk Türk tangosu olan "mazi kalbimde yaradır" şarkısına telmih var örneğin.
Şiirde neredeyse baştan sona düz-geniş ünlü "a" sesiyle kuvvetli asonanslar var; yine sızıcı ünsüzlerden "l,m,n,r,y" sık kullanılarak ahengi destekleyen aliterasyonlar yapılmış.Şiirde,
Teyfik Fikret'ten mülhem ve Nâzım'la en güzel örneklerini okuduğumuz , anlamın ikinci dizeye sarkması demek olan "anjambman" tekniğini de başarılı bir şekilde kullanılıyor ve böylece şiire nefes aldırıyor şair.

Kısaca, Türk şiirinde Cumhuriyet Dönemi şiirindeki yalın ve çoğu zaman derinliği olmayan şiire bir başkaldırıdır Hilmi Yavuz şiiri.O, hem divan hem de Batı şiir geleneğini felsefenin altın potasında eriterek çok farklı ve inci gibi şiirler dizmiş yazın denen o güzelin boynuna.

Üstad “hüzün ki en çok yakışandır bize” dese de biz ondan hâlâ “güllerin örsünde acıdan sözcükler dövmesini” bekliyor, uzun ve sağlıklı bir ömür diliyoruz.
*
 

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.