Anaokulunda Felsefe Dersleri

İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları

İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları



Okunma 30 Nisan 2017, 10:28

ANAOKULUNDA FELSEFE DERSLERİ- İZMİR ÖZEL TEVFİK FİKRET OKULLARI
İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları Anasınıfında çocuklar felsefe derslerinin verildiğini duyduğumda hem şaşırdım, hem sevindim.  Önce öğretmen Sayın Özgür Dayaç ile görüştüm. Sonra Okul Müdürü Sayın Tarkan Erdoğan ile. Görüşmelerden sonra o kadar heyecanlandım ki; soluğu anasınıfında aldım. Öğrencileri heyecanla ve sevgiyle izledim. Öğretmenlerinin coşkusuyla mutlandım. Öğretmenimizi ve Okul Müdürümüzü kutladım ve duygularımı paylaştım onlarla.  Sevgili Öğretmenimiz Özgür Dayaç ile yapılan konuşmadan kısa bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum. 
Öğrenci merkezli, öğrenmeyi, araştırmayı, sorgulamayı, bilgiye ulaşmayı amaçlayan okulumuzun Sayın Vakıf Başkanını, şahsında tüm Vakfın saygıdeğer üyelerini, Genel Müdür Sayın Ayşe Başçavuşoğlu ve şahsında tüm  saygıdeğer yöneticilerini  kutlamak istiyorum. 
Gelecekten çok umutluyum..Umudumu tazeledikleri için hepsine teşekkürlerimi, saygılarımı  ve sevgilerimi sunuyorum.  

1.Kısaca sizi tanıyabilir miyiz?
Ege Üniversitesi Felsefe bölümü mezunuyum. İzmir Özel Tevfik Fikret Lisesi’nde Felsefe öğretmeni olarak görev yapmaktayım.  Lise 10, 11 ve 12. Sınıflarda Felsefe Grubu ve ilköğretim 8. Sınıflarda Düşünme Eğitimi dersleri veriyorum. İzmir Özel Tevfik Fikret Okulları’nda bu yıl, anasınıfı seviyesinde Felsefe derslerine pilot uygulama olarak başladık. Anasınıfı öğrencilerimizle birlikte yaşadığımız Çocuklar İçin Felsefe deneyiminden olumlu sonuçlar aldık. Büyüdükçe yitirilen, çocukluk döneminde ise hayatın dirimselliği içinde vücut bulan merak duygusu öğrencilerimizi Felsefe ile buluşturduğumuzda şaşırtıcı bir odak noktasına dönüştü. Keyifle ve ilgiyle takip ettiğimiz bu süreç sonucunda önümüzdeki yıl, çalışmalarını bu yıl yaptığımız bir program dâhilinde ders saati olarak hayata geçireceğiz. 

2. Ana sınıfında felsefe dersi fikri nasıl ortaya çıktı? Uygulamaya geçmek için zorluklarla karşılaştınız mı? 
Ankara ve İzmir Tevfik Fikret Okulları ilke olarak ve kurumsal düzlemde Felsefe eğitimine sadece sözde değil, uygulamada da büyük değer veriyor. Okulumuzun,  ismini ondan aldığı Cumhuriyet’in büyük şairi Tevfik Fikret’in “fikri hür, vicdanı hür nesiller yetiştirmek” şiarını içselleştirdiği bir eğitim politikası var. Bu bakış açısının ürünü olarak, yıllardır süregelen Felsefe dersi çalışmalarımız bizi bu noktaya taşıdı.  Okul yöneticilerimiz İzmir Tevfik Fikret Okulları Felsefe öğretmeni olarak benden bu konuda bir çalışma yapmamı istediğinde kıvanç ve mutluluk duydum. Bu talepten önce, 2011 tarihinde, Fransa’da Isabelle Millon ve Oscar Brenifier tarafından Institut de Pratiques Philosophiques’te düzenlenen “Çocuklar İçin Felsefe” konulu bir workshop’a katılmıştım.  Çalışmalar süresince edindiğim bilgiler, Felsefe’nin günlük hayattaki yansımaları hakkında edindiğim deneyimler ve alanında uzman kişilerle düşünce alışverişim sonucunda bu fikir daha önce zihnimde tasarı halindeydi. Anasınıfı seviyesinde Felsefe eğitimi Avrupa ve Amerika’da gerçekleştiriliyor. Okulumuzda görev yapan Felsefe ve Fransızca Edebiyat eğitimi almış olan Fransızca öğretmeni Yann Lucas ‘ın ve çevirmenimiz Tamer Ada’nın yardımlarıyla Jocelyne Beguery’nin Philosopher a L’ecole Primaire kitabını inceledim. M. Lipman’ın “Soruşturan Topluluk Metodu”nu ve Anne Lalanne’nin geliştirdiği formülasyonları araştırdım.  Farklı ülkelerde kayda alınmış bazı ders örneklerini izledim. Bu alanda yazılmış birçok çalışma örneğini inceledim. Kendi kültürel dinamiklerimizi göz önünde bulundurarak okulumuzun İlköğretim bölümündeki Ar-ge birimi ve Anaokulu Müdürümüzün katkılarıyla hitap ettiğimiz yaşa uygun pedagojik yaklaşımla bize ait olan ders örnekleri geliştirdim. Uygulamaya geçerken herhangi bir engelle karşılaşmak bir yana,  başta Genel Müdürümüz Sayın Ayşe Başçavuşoğlu olmak üzere öğretmenlerimizin ve çalışanların desteğini her zaman yanımda hissettim.

3. Daha önce ilköğretimde felsefe dersleri verdiğinizden söz ettiniz. Aralarındaki farklar… Zorluklar, başarılar, seviyeye inmek açısından.
Evet, İlköğretim 7. Ve 8. Sınıflarda öğrenciler, Felsefe ile Düşünme Eğitimi dersinde tanışıyorlar. 2006 yılından beri bu dersi de veriyorum. Bu seviyelerdeki öğrenciler kavramsal düşünebilme yeterliliğine sahip olduklarından sorunsallaştırdığımız konular onlara doğrudan ulaşabiliyor. Ancak herhangi bir varoluş problemini “sorunsallaştırma-çıkarım olarak sunma-kavramsallaştırma” üçgeninde iyi bir şekilde kurgulayınca anasınıfı seviyesindeki bir çocuğa kolaylıkla indirgeyebiliyorsunuz.  Bu seviyede dikkati canlı tutmak ve kalıcılık sağlamak açısından oyunlar ve çizim de işlevsellik kazanıyor. Ancak ana amacım, dilin ontolojik bağını koparmamak. Çünkü felsefenin aracı dil. Dil ve düşünme arasındaki bağı onların doğallıkla edindikleri bir yeterlilik olarak sürdürmek bu dersin ana hedefi denebilir. Bu anlamda masallardan yararlanıyoruz. Anasınıfı öğrencilerimizin sordukları sorular -ki iyi bir soru sormak iyi bir cevap vermekten daha zordur-  ve bu sorulara verdikleri cevaplar, çoğu yetişkinin oluşturamayacağı netlikte ve şaşırtıcı. Ders bitimlerinden sonra şöyle düşündüğüm zamanlar oluyor: Ben mi onların seviyesine çıkabildim acaba? Felsefe derslerini sevdiler. Bunu beden dilleriyle, söylemleriyle ve istekli tavırlarıyla dile getiriyorlar. Bu dersin anasınıfı seviyesinde olmasının önemli ve değerli olduğu kanısındayım. Çünkü günlük rutinlerin koşuşturmasında, durup, bir ara verip ne yapmakta olduğunu sorgulamak bir düşünme alışkanlığının erken yaşlarda kazanılmasına bağlıdır. Siz de diğerleriyle ilişkilerinizde fark etmiş olabilirsiniz ki, birbirimize söylediklerimiz tam olarak anlaşılmadan, üzerinde durup düşünmeden, dinlemeye fırsat olmaksızın konuşurken buluveririz kendimizi. Zira öğretmenlik mesleğini yaparken öğrencilerimle diyalogda sık karşılaştığım bir durumdur bu. Bunu fark edince yine okulumuzun bana tanıdığı imkânlar sayesinde ve yöneticilerimizden gelen talep doğrultusunda 2006 yılında ilkokul 1-2-3-4-5. Seviyelerde sınıf öğretmenlerimizin işledikleri derslere eleştirel düşünmeyi adapte ettiğimiz bir çalışma yapmıştık. Şimdi en alt seviyeye inerek zinciri oluşturan halkaları tamamlamış oluyoruz. 

4. Ders programının açılımı nasıl? Başlıklardan örnekler verebilir misiniz?
Dersler, felsefi sorunsalları kavramsallaştırma ve çıkarım oluşturma yoluyla analiz etmek üzere yaş grubunun özelliklerine uygun biçimde,  Milli Eğitim Bakanlığı’nın belirlediği bilişsel gelişim- dil gelişimi-motor gelişim gibi kazanım ölçütlerine adapte edilerek hazırlandı. Bu ölçütleri temel alarak kurguladığımız bazı derlerin başlıkları şöyle: Felsefe Şemsiyesi, Külkedisi, Baykuş Kutusu,  Cam Kronos, Bülbül Kafeste,  Cesaret Oyunu, Mutluluk Sandalyesi, Arkadaşlık  Çemberi…

5. Sizin öğrencilerinizle Cafe Philo etkinliği yaptığınızı duydum. Açar mısınız? Kimler katılıyor? Neler yapıyorsunuz? Özetleyebilir misiniz?
Lise öğrencilerimizle dönemde en az bir kez Cumartesi günleri birlikte seçtiğimiz ve bize kapılarını açan bir kafede buluşuyoruz. Fransızca öğretmenimiz Yann Lucas’la birlikte gerçekleştirdiğimiz etkinlikte felsefi bir soru üzerine kavramsal düzlemde yaklaşık bir-iki saat süren bir sohbet gerçekleştiriyoruz.  Bu etkinlikte, Felsefi düşünme ve sorgulamanın okul dışına taşarak günlük hayatlarımızın bir parçası olmasını hedefliyoruz. Epiküros’un dediği gibi …“Felsefe ile uğraşmaya, hiç çekinmeden, daha genç yaştayken girişmeli, ama ihtiyarlıkta da yorulup bırakmamalıdır. Çünkü can sağlığı uğrunda bir şeyler yapmak için hiç kimse ne çok genç ne de çok ihtiyardır. Felsefe ile uğraşmak için henüz çok erken, ya da çok geç olduğunu söyleyen, mutluluğu için uygun vaktin daha gelmemiş, ya da geçmiş olduğunu söyleyene benzer. Şu halde ihtiyar da, genç de felsefeyle uğraşmalıdır; birincisi bunu, geçmişin kendisine bağışladıklarını hatırlayarak bundan duyduğu zevkle genç kalmak, ikincisi de korkusuzca geleceğe bakmak, böylelikle aynı zamanda hem ihtiyar, hem genç olmak için yapmalıdır.”  

6. Felsefenin yaşamınızdaki önemi hakkında ne düşünüyorsunuz? Neler yapılmalı? Önerileriniz? Dilekleriniz? Başka hususlar?
 Söyleşimizde, az önce,  hepimizin hayatı boyunca farkında olarak ya da olmayarak, az ya da çok yaşadığı varoluşsal kaygılarımızı aşmamızda Felsefe’nin önemli ve değerli bir çaba olmaktan öte gerekli bir düşünüş biçimi olduğunu anlatan Epiküros’un sözlerinden alıntı yaptım. Bu aslında Felsefenin hayatlarımızda oynadığı rolün bir özeti sayılabilir. Bu nedenle Felsefe’yi akademideki sırça köşkünden ve kalın duvarların dışına çıkarmamız, , kesin çizgilerin sınırlarından insanların zihinlerine taşımamız, yaşama aktarmamız, dil ve düşünme arasındaki ontolojik bağı yoğunlaştırmamız ve böylelikle kendimizi “bir kimse yapma” yönünde tavır takınmamız türümüzü temsil eden bireyler olarak yerinde bir çaba olacaktır.  Bu anlamdaki dileğimi, Montaigne’nin Denemler adlı eserinde “Hasta Görünmenin Zararları Üstüne” adlı bölümde Seneca’nın bir mektubundan söz ederken anlattıklarıyla tamamlamak istiyorum: “ ….Çok garip ama gerçek sana anlatmak istediğim: Bu deli kadın kör olduğunu anlamıyor ve benim evimin karanlık olduğunu ileri sürerek, kendisini başka yere götürmesini istiyor yöneticisinden ikide bir. Onun bu haline gülüyoruz; ama inan bana ki hepimizin düştüğü bir haldir bu: Kimse cimri olduğunu, kıskanç olduğunu kabul etmez. Körler hiç olmazsa bir yol gösterici isterler; biz kendi kendimizi sokarız yanlış yollara. Benim yükseklerde gözüm yoktur,  ama Roma’da başka türlü yaşanmaz, deriz; ben gösteriş sevmem, ama şehir öyle istiyor, deriz; öfkeliysem, güvenli bir hayat kuramadıysam suç bende değil, gençlikte, deriz.

Dışımızda aramayalım kötülüğü, içimizdedir o; ciğerimize işlemiştir. Hasta olduğumuzu bilmemek de iyileşmemizi daha zorlaştırıyor. Kendimizi erkenden bilmeye başlamazsak, nasıl baş ederiz bunca dertler, bunca kötülüklerle?

Oysa felsefe gibi çok tatlı bir ilacımız da var.

Öteki ilaçları ancak bizi iyileştirirlerse hoş buluruz; felsefe ise hem hoşlandırır, hem iyileştirir bizi.”  


1/Epikuros, Menoikeus’a Mektup, Felsefenin Evrimi, Bedia Akarsu, Meb Y. S.177


2/Hasta Görünmenin Zararları Üstüne, Kitap II, Bölüm XXV,  Denemeler, Montaigne, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s. 75.

Röportaj : Gonca TOKUZ

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.