Bembeyaz

Zaman, insanoğlunun tek düşmanı mı, yoksa gizli dostu mu? Doğumla hüzün arasındaki haz ve hüzün okyanusu mu yoksa? Çileyi de çareyi de sunan sonsuz yanılsama bahçesi. Ne?
          
Zamanı canlıyla buluşturan soyut kavşakta, yanıtlanması olanaksız sorudur bu. Ben yanıtlayamadım, yanıtlayamayacağım. Yaşamı belli bir evre içinde tutsak ya da özgür kılan, oraya, o amansız parantezin içine kaydeden güç, düşündürüyor bunları; belirsizlikler silsilesi… İnsanı ürperten şans ve/ya şanssızlık. Düşünmeden, sormadan edemiyor insan; “Adı, soyadı/Açılır parantez/Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti/ Kapanır parantez”, diyen ‘Behçet Necatigil’, aslında, sayısı belirsiz mevsimler toplamı içindeki sihri, rastlantı tanrısı mı vurgulamak istemişti acaba…
    
“… Bu şairlerin göklerle bir takıntısı olmalı / Nereye baksam güneşler, aylar, yıldızlar… / Şiirler tıka basa feza olayı / Aşkı anlatmayla ilgili bir gayret olmalı / Nereye baksam mübalağa / Hasreti, sevgiliyi, sevdayı / Gezegen gezegen kocamanlaştırma…” (*)-(69).

“… Mısralarında kutular saklar / Kutularında başka mısralar / İçinde başka kutular / Başka mısralar… / Mahsusçuktan anlar / Tebessümleri yerlerden toplar / Giyinirdim Sabahları / Bilirdim; ayrılığa emanet / Kalan bütün gündoğumları…” (**)-(93).

‘Kâğıt Yayıncılık’ tarafından iletilen bu oylumlu şiir kitabı ‘Bembeyaz’, birbirinden güzel ve liriksem bir haz bırakan duyguların perçinlendiği bir şiir kitabı. Ve bu şiir kitabı ‘Rana Bayülken’ imzalı…
         
Üst paragrafta vurgulanan şiir; bu kitapta bulunan şiirlerin hazzını yaşattı biranda… Çünkü şiiri anlatan bir öykü var. Bu öyküyü bizlere sunan ise şair kişi! Kısa, öz olan her şiir bambaşka anlamlar yükler. İmge ve maske (gizli olarak), okurun pek farkında olmadan şair tarafından belleklere sunulandır… Bence; zaman denen zehir de panzehir de, zaman denen illet de otacı da, aynı rastlantı tanrısının işi midir? Peki, rastlantının esin gücü, söz, ses perisi şiir mi? Peri tanımının yerine mistik öğe taşımayan ad bulamadım, bulamıyorum. Şiir meleği, şiir cini, şiir şeytanı, şiir nesi?
          
Doğada iki şey vardır tutunulacak; aşk ve şiir; Her iki durumun ateşi, yani gücü şimdi’ dedir. Öncesi ve sonrası bilinemez. Şimdinin öncesi ve sonrası gibi belirsizdir her iki durumun öncesi ve sonrası… O yüzden doğayı ve yaşamı anlamla bezeyen insanoğlu için, vazgeçilmezdir her iki kavramın içerdiği gizemli güç. “… Bu şairlerin göklerle bir takıntısı olmalı / Nereye baksam güneşler, aylar, yıldızlar…” (*). Bu mısralarla, şiirin zamana hükmetmesini abartı saymayabiliriz. Yaşamı an’ da perçinleyen yaratım eylemi, söz, dilekle, metaforla ve lirik akışkanlıkla görülür kılınmakla. Öyle bir evre ki, adeta zaman üzerinde uçsuz bucaksız bir set kurar… Setin iki yanı, eksi sonsuzluk ile artı sonsuzluk evrenidir.  ‘Bembeyaz’, aynı evrende, zamana değmiş sözcüklerin, dize dize yaşanmışlıkların gerçekliğine derkenardı. Şiir kitaplarına dayanarak üretilmiş deneme-inceleme metinlerinin bir potada toplanmış hali…
          
Değişik zaman dilimleri içerisinde şiir kitaplarıyla geçirilmiş yolculuklar, okuma serüvenleri ve bıraktığı izlenimlerin kâğıda dökülmüş izleridir toplam; “… Hasreti, sevgiliyi, sevdayı / Gezegen gezegen kocamanlaştırma…” (*). Bir tür zamanla kişisel hesaplaşmada tutunulmuş en güvenilir nesne, kitaba, şiire karşı duyulan minnetin ifadesi… Şiiri sevmenin ve şiire adanmış yılların anlamsızlığına dair güncelliğin kaba gerçeğine ve o gerçekten doğan iddiaya karşı anlamlı bir savunmadır. Çünkü şiiri sevmek, güncel kaos ortamında, inanca olanı, estetik olanı, poetik olanı yol kılavuzu bellemektedir. Tüm kötülüklere karşın varoluşu savunmak: Açacak tomurcuğu, uçacak yavru kuşu ve ilk naradan birkaç saat sonra anne memesinde gülümseyecek bebeği öngörmek, yaşamanın tatlı sıcaklığını ve kokusunu sezmektir. 
          
Şair kişimiz, yazdığı bu şiir kitabında anlatımlarını ve usunda yarattığı düşlerini liriksem bir hazla maskeleyerek, okura duygu yüküyle sunuyor. Kitap; 94 şiirden oluşuyor. Kitabın sayfası 96. Yayıma hazırlayan ‘Kâğıt Yayınevi’. Ve bu oylumlu şiir kitabını bizlerle buluşturduğu için teşekkürler… Kitabı okurken başka dünyalara sığınıyorsunuz adeta!
          
“… Tebessümleri yerlerden toplar / Giyinirdim sabahları / Bilirdim; ayrılığa emanet / Kalan bütün gündoğumları…” (**).  Şiire adanmışlık, doğayı, yaşam belirtisini önceden sevmektir. Kim ne derse desin. Boşluğa atılmış altın zaman meyvesidir, birilerinin bir yerlerde bulacağı, anlam yükleyeceği imge ürünü. Çünkü ‘Bembeyaz’ ın, duyu-akıl-söylem-eylem ağacından beslenen ve ‘Rana Bayülken’ in şiirlerinin gücü, boşluktan, yani sonsuzluktan gelir. 
          
Zamanımızın pek çok bireyi görmese de, görüp yadsısa da, sözün en insanca hali, aşk kıvamı, şiirdir. Ne denli saçma uğraş sayılsa da kimilerince, kutsallığını kavrayamayacak denli ruh yoksulu kimilerince, ne denli hor görülse de şiir zamanda sürmesini bilecektir: “Şiir, çünkü Şiir…”. Kendinden başka hiçbir şeyi öncelemez. Yerdeki çakıl tanesi, havadaki billur damla, gökyüzündeki ışık şöleni, yıldız sağanağı veya gökkuşağı sadece, bazen görünür bazen görünmez gereç veya katkıdır. Şiir, okuyanın dilediğince algılayıp anlayabileceği, yorumlayıp işlev yükleyebileceği sözcük çiçeğidir.

Yazanla okuyanın hikâyesini kesiştiren dil nektarı…


Yorumlanan şiirler;


   (*)      ; ‘Göklerde Şiir’  

   (**)    ; ‘Kutu Kutu Mana’     

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568