Boşluk


Esra Odman İyier

Esra Odman İyier

Okunma 11 Temmuz 2017, 20:22

saçlarımı hep kestim tutacak kadar kalmasın dedim

çünkü bir başkaldırma ancak saçlarından tutulur…

Turgut Uyar

Annem her sabah yattığım odanın kapısına gelir, ince belli cam bardağa doldurduğu tek şekerli tavşankanı çayı karıştırır, kaşığın cama vurarak çıkardığı ezgi ile oğlunu güne hazırlamak için keyifli olduğunu düşündüğü bir uyandırma töreni hazırlardı. Ardından mahmur gözlerle gülümseyen oğlunu sıcacık sözlerle kahvaltıya çağırırdı.

Cam bardağa vuran kaşık sesiyle, yüzümde tuhaf bir gülümseme, gözlerimi açtım. Çayın buğusu, şekerli suyun kokusunda kayboldu. Ağır çekim doğruldum yataktan. Yirmi dört saat bildiğimiz yirmi dört saat değildi artık. Yaşamın ağırlığı üstüme çullanmış nefesimi daraltıyor, beynimde sürekli yer değiştiren ve her yer değiştirdiğinde giderek büyüyen karanlık ve gürültülü bir boşluk oluşturuyordu sanki. Niyedir bilinmez, boşluğun ve karanlığın ele geçiremediği beynimin tek bölgesi, sağ lobda, Rodrigo'nun Gitar Konçertosu hiç susmadan bedenimin yarısını ayakta tutmaya çabalıyor, koca orkestrasıyla zamana, boşluğa karşı direniyor, hayal gücümü hareketlendiriyordu. Annemin, klasik müzik dinlerken kahvesini yudumladığı akşamüzeri saatleri, zihnimdeki Rodrigo’ya eşlik ediyor. Ama hepsi o kadar…

Nefesimi derince içime çekiyorum. Gelmiyor… Hava ağırlaşmış, katılaşmış burun deliklerimden geçmiyor. Küçük bir tırtılın yaprağı yemesi gibi çıtırtılar geliyor içimden. Aldırış etmiyorum. Gözlerim mecalsiz, kapaklarının altında oynuyor. Ağzıma gelen garip metalik tat safranın acı suyundan beter. Sanki kocaman bir kırkayak ağzımın içinde dolaşıp dilimi, damağımı, diş etlerimi gıdıklayıp duruyor. Hiç gülmüyorum.

Şekerli sudan bir yudum almak için uzanıyorum. Bardağı ıskalıyorum. Tekrar deniyorum, yine ıskalıyorum. Son denememde tutturur gibi oluyorum. Sevincim kursağımda kalıyor. Bardak, ellerimin arasından uçup gidiyor. Masa, demir kapı, somya, lekeli battaniye, pislik kokan çarşaf hatta taş zemin hiçbiri yok ortada. Garip bir yanılsamanın ortasında kalıyorum.

Uzaktan kızımın ağlaması geliyor. Karım, annem herkes ağlıyor. Onlara bunu yaşattığım için üzülüp pişman oluyorum. Kendimi toplamaya çalışıp, yön duygumu harekete geçiriyorum. Gözlerimi yumup su bardağının olduğu yere, boşluğa doğru tekrar uzanıyorum. Su bardağının durması gereken yerde olmaması, işte gerçek bu! Ağzım buruluyor, midem bulanıyor. Kalksam, ailemin yanına gitsem; ‘Tamam, bitti artık,’ desem. ‘Geldim işte yanınızdayım’ desem. Biliyorum, hemencecik güler yüzleri. Benim de içim ısınır. Belki o zaman su dolu bardağı ve göremediğim nice şeyi görecek olurum. Belki, karım en sevdiğim yemekleri yapar. Hatta yanına şöyle güzelinden fıstıklı bir helva da kavurur. Kokusu nasıl da burnumda. Tutsaklığım bile anlam kazanır görüş günlerinin ziyafetiyle. Açlığa dayanabilmiştim onca zaman, oysa şimdi içimde garip bir yoksunluk, fıstıklı helvanın kavruk kokusu burnumda. 

     

Kimse yok çevrede, sadece sesler. Hapislik devam ediyor, diye söyleniyorum. Birden bir üşüme geliyor. Bir yerlerden gelen, bu dünyaya ait olmayan bir rüzgârın uğultusu kulağımda. Burada, bu hapislikte rüzgârın işi ne, diye düşünürken hafif hafif gelen ışık huzmesi gözlerimi alıyor. Işığı yakalamış olmanın mutluluğu içinde o beyaz ışığın çekimine kapılıyorum.

Gürültüler giderek artıyor. Şimdiye kadar hiç duymadığım sesler. Bu, içimdeki boşluğun gürültüsü olamayacak kadar gerçek. 

Açım… Açlığım tüm bedenimi sardı. Ekmek arası peynirin hayali, gözlerimin önünde kurtlanıyor. Ekmeği tutan elimin parmaklarında çıyanlar, böcekler parmak uçlarımı yiyor, açlıklarını bedenimin uzuvlarıyla tatmin ediyorlar. Midemin içinde kurtlar dolaşıyor. Boş buldukları tüm deliklerimden fışkırıyorlar. Kurtlanmak böyle bir şey mi? 

Aklımı toparlayıp başka şeyler düşünmeye çalışıyorum. Olmuyor… Ne kadar denersem deneyeyim yoksunluk duygusunu içimden atamıyorum. Yoksunluğum arttıkça seslere yaklaşıp çevremdeki eşyalardan uzaklaşıyorum. 

Artık hiçbir şey yok çevremde. Bir boşluğun içinde boşluğum sanki. Çelişki tam anlamıyla beynimi ele geçirmeden önce, sesler netleşiyor. Birileri hayatımı sorguluyor. Kırk yılı dillerine dolandırıp yaşadığım, kenarda köşede kalmış ne varsa hepsini bir bir döküyor ortaya. O kadar savunmasız ve yalnızım ki… Bir an korkmak yerine içimde sevinç çığlıkları patlıyor. Oh be! Yaşamışım işte. Hem de sonuna kadar yaşamışım, diye düşünüyorum.  Onlar, yılların analizini tek bir cümleyle bitirirken ben düşüncelerimdeki birçok soruya cevap buluyorum. “Ya sonra?” diyorlar.  Her kelime, cümle beynimdeki karanlık boşluğu daha da büyütüp ağırlaştırsa da, konuşmadan verdiğim cevaplar bedenimi hafifletiyor. 

Kim bunlar? Niye sorguya çekiliyorum şimdi? Zaten yeteri kadar sorguda, işkencede kalmadım mı?  Yok ama… Sorular bu denli doğru, cevaplar bu denli içten değildi o zaman. Suç yok, suçlama yok. Gerçekler dökülüyor; temizleyen, rahatlatan yağmur taneleri gibi.  Uğruna buralara düştüğüm, uğruna ailemi üzüntüye boğduğum, yaptığım yapmadığım hiçbir şeyin önemi kalmadı artık. Ben dilsiz şahit her soruya en doğru cevabı verdim. Sıra buralara düşmeme gelip dayandı. Cezaların en büyüğü yaptıklarımdan çok yapmadıklarımın pişmanlıklarına verildi. Sanki içimdeki boşluk niteliğini ve niceliğini kaybedip kocaman bir buhara dönüştü. Hâkim, savcı, avukat akla gelebilecek herkesin, davama girip yanımda ya da karşımda olmuş herkesin, hatta ölüm orucunda yitip giden arkadaşların hepsinin yüzleri bir bir önümden geçti. Onları görüyor olmama kendim bile şaşırdım. Artık nefes almıyordum. Nefesim, içimde bir yerde katılaşıp kaldı. Hissetmenin derin acılığında katmerlendi. Kimsiniz? diye haykırdım. Haykırmam içimde düğümlendi. Yüreğimde garip bir ferahlama.

Artık her şeyin yoluna girdiği düşüncesiyle yerimden kalktım. Kafama çarpan tahtanın canımı acıtmadığını ama idrakimi açtığını anladığımda tabutun içindeki bedenimden ayrılmıştım. Hocanın sözleri caminin avlusunda yankılandı, “…er kişi niyetine…

Allah taksiratını affetsin.”

.

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.