Büyük Hüzün: Bölüm 12


Mustafa Gökçek

Mustafa Gökçek

Okunma 17 Haziran 2017, 13:31

BÖLÜM 3:İsmail getirildiği Uşak Kapalı Cezaevi’ne alışmaya çalışıyordu. Bu cezaevindeki koşullar bir öncekinden daha farklıydı.

Evet, günler geçip gidiyordu bir şekilde. Geçiyordu geçmesine de, zaman çok zor koşullar altında akıp gidiyordu.

İsmail ve diğer mahkûmların neredeyse her adımı, her hareketi birer suç niteliği taşıyordu. Sağa bak, suç! Sola bak, suç! İsmail bu katı kurallar altında cezasını tamamlamaya çalışıyordu.

Bir gün bütün mahkûmlar koğuş ortasında toplanmış, dertleşiyorlardı. İsmail de anlatılanları dinliyordu. Konuşmanın tam ortasında koğuşun kapısı gürültüyle açıldı ve Palaska Nuri kapıda belirdi. Belinde de her zamanki gibi palaskası vardı. İçeriye giren Nuri, koğuşun orta yerine geldi. Kalabalığı dağıttı ve sert bir ifadeyle gözlerini bütün mahkûmların üzerlerinde gezdirdi. Gözü kara birisiydi, cesaretliydi.

Palaska Nuri’yi daha önceden tanıyan mahkûmlar, onu görünce sanki cezaevi müdürü gelmiş gibi irkildiler. Bakışları herkesi çok korkutmuştu; o gittikten sonra bile bütün mahkûmlar onu konuşuyorlardı.

Çok geçmeden Gardiyan Nuri, tekrar koğuşa döndü. Samimiyetten yoksun bir duruşla söyleyeceklerini söyledi.

“Bura bahın lo, yengi cezaevi müdürü tayin edilmiştar. Mahgûmların hepsi avluga!”

Mahkûmlar haktan, hukuktan pek söz edilmeyen böyle bir ortamda söylenen her şeye itirazsız boyun eğmek zorundaydılar. Öyle de yaptılar zaten.

Koğuştakilerin hepsi avluya çıkartıldı ve gardiyanların gözetiminde sıra sıra dizildi. Kısa bir sürenin ardından cezaevi müdürü bulunduğu dairenin balkonuna çıktı. Mahkûmların hepsi ters bir tepki görmemek için alkışa başladılar. Gönülsüz bir alkıştı onlarınki! Soğukkanlı ve soylu izlenimi vermeye çalışan müdür selamını verdi ve konuşmasına başladı.

Yeni tayin edildiği için, tıpkı mahkûmlar gibi o da bu cezaevinin ortamını çok iyi bilmiyordu. Fakat herkes heyecan ve şaşkınlık içinde onun konuşmasını dinliyordu. Çünkü mahkûmların hiçbiri bugüne kadar bu denli samimi olan bir müdürle karşılaşmamışlardı. Müdür hoşgörülü bir şekilde konuşarak belki de mahkûmların güvenlerini kazanmayı amaçlıyordu.

***

Bir gün mahkûmlardan biri koğuşuna girdikten sonra ranzasına doğru yürümeye başladı. İsmail de dikkatli bakışlarla onu süzüyordu. Bir tuhaflık vardı; bunu hissedebiliyordu. Mahkûm, ranzasının yanına vardığı anda avazı çıktığı kadar bağırmaya başladı. Sesi duyan gardiyanlar koşarak geldiler. Mahkûmlar ne olup bittiğini meraklı gözlerle seyrederken, gardiyanlardan biri az önce bağıran adamın yanına yaklaştı ve “Yatağının altına sakladığın şişi boşuna arama. Çünkü o, cezaevi müdüründe!” dedi. Hemen ardından da onu müdürün yanına götürmek için koğuştan çıktı. Mahkûmun, ranzasının altında sakladığı şiş, adam öldürme amaçlı kullanılan şişlerdendi.

Bu ve buna benzer olayların ardı arkası kesilmedi. İşin aslı daha sonradan belli oldu. Cezaevi müdürünün ilk başlarda takındığı o samimiyet gitgide kayboluyordu. Çünkü mahkûmlar ile ilgili daha detaylı bilgilere ulaşabilmek adına cezaevinin koğuşlarına casuslar yerleştirerek onlardan bilgi topluyordu. Bu durumu öğrenen mahkûmlar, vakit kaybetmeden önlemlerini aldılar.

"BÜYÜK HÜZÜN " adlı kitabımdan 

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.