Büyük Hüzün: Bölüm 24

Tutuklu nakil aracı cemsenin şoförü birden gaz pedalına yüklendi. Koca araba, yolda yavaş seyrederken aniden hızlanması, araçta bulunan herkesin dikkatini çekti. Öncelikle subay, arabayı kullanan görevliye ne olduğunu sordu. Şoför, hem direksiyonu ve yolu kontrol ediyor, arada birde arabanın yan aynasına bakıyordu. Bu arada da, az önce soru soran subayın merakını gidermek için sorusunu yanıtlamaya çalıştı. “Efendim, arkada bir başka araç bizi takip ediyor. Daha önceden de dikkatimi çekti. Biz yavaşlayınca, o araçta yavaşladı. Biz hızlanınca, haliyle o araçta hızlanıyor.”. Subay bu kez, bir bilgisi olabilir mi diye, palaskaya döndü. “Nuri, sen bir şey biliyor musun?”. “vallah gomutan, sanırsam bu arkada bulunan mahkûmun gırıhlarıdır gurban… Onu gaçırmah istiylar… Az önce neden durmamanız gerektiğini sögledim… İşte bu yüzden. Ayrıca, siz bilmezsiniz bu deliyi… Gimsenan gözünün yaşına bahmaz, tedigi çehar. Hem yanında bulunan mahkûmunda ganına girecektah.”. Bu kez komutan şaşırır, “o neden Nuri…”. “Gomutan bu adam pislihtir gurban, yanında bulunan mahkûm her ne kadar idam suçlusu olsa bile, bunun gibi, hâşâ huzurdan heyvan degil, insandır… İnsan…”. Sonra şoföre döner, “nasıl lo? Hâlâ takip ediylar mı?”. “Takip ediyorlar Nuri Bey ama epeyce geride kaldılar.”. Nuri, şoförün dikiz aynasından arkayı ve Deli Rüstem’i gördü. Kızgınlıkla ona bakıyordu. “Otur yerine lo, ayahta durup da adamın başını belaga sohmayasan lo. Otur deyam saga lo, ne bakıyan ögle ders ders…”. Oysa komutan az önce yaptığı aymazlığı, bir kez daha yinelememek için “arkadaşlar, silahlarınızı kabzalarından çıkarın ve hazır olun. Bir çatışma-ya girersek…”. Şoför mahallinin penceresinden, mahkûmların yanında bulunan askerlere döner ve onlara da ‘hazır olun’ emri verir… 

*** 

İsmail, normal hızına kavuşan araçta, kendince düşüncelere dalmıştı. Çünkü az önce yaşanılan heyecan nedeniyle yapılan hız, ne kadar da olsa düşüncelerinde biraz olsun uzaklaştırmıştı İsmail’i… İsmail, yepyeni bir yaşama adım atıyordu. Yeni bir cezaevi ve doğum yeri olan Diyarbakır’a, memleketine biraz daha yakın ola-caktı. Ölümüne daha zamanı vardı. Bu nedenle toprağını, bir anlamda kucaklayacaktı. İnsanın toprağında olması ve orada olması ne kadar gü-zeldi. Ve İsmail, bunları düşlerken usuna bir başka düşünce daha geldi. O da az önce palaska Nuri’nin, kendisi hakkında güzel şeyle söyleme-siydi. Evet, daha önceleri bu adama kızmıştı. Oysa şimdi de hakkında ne güzel sözler sarf etmişti… Kendince bir tür kanıya da vardı. Görü-nümü her ne kadar sert olsa bile, içinde güzellik-ler besliyordu… Hem onun, Mardin Cezaevine nakledilmesi de, ayrıca iyi olmuştu. Çünkü o da kendisi gibi yabancı olduğu bir yere gidiyordu. Tek tanıdığı Deli Rüstem ve kendisiydi… Ancak, Deli Rüstem’e pek sıcak bakmadığı belli olmuş-tu… Bir anlamda da Uşak Cezaevinin korkulu rü-yası, mahkûmların belalısı koskoca Palaska Nuri, idarecilerden başka kimseyle konuşmaz ve her zaman onların dediğini yapan, gözü kara tabir edilen bir gardiyandı. Üstelik Başgardiyan’dı… 

Oysa bu yolculuk esnasında mı oluştu yoksa sert ve acımasız olan tavrı kişiye göre değişen bir gra-fik mi çiziyordu bilinmez ama en azından İsma-il’e karşı olan duygularını samimi bir şekilde belli etmişti. 

BÖLÜM 11

 
Nihayet, savcılık makamının verdiği emir üzerine İsmail, Mardin Kapalı Cezaevine getirildi... Cezaevinin bahçesinden içeri giren koca cemse, İsmail’le birlikte Deli Rüstem lakaplı azılı ve İsmail gibi idamlık olan mahkûmu da beraberle-rinde getirmişlerdi. Orada bulunan jandarmalar ve gardiyanlar, bahçede duran cemsenin etrafını sardılar.  İsmail ile birlikte gelen ve cemsenin içinde bulunan Deli Rüstem, jandarmaların ve gardiyanların gözetiminde, arabadan aşağıya indiler. Hemen Orada da, İsmail’in ve Deli Rüstem’in ellerine kelepçeler takıldı. Oysa hepsinin de ayaklarında prangalar varken!

Ve İsmail, yanında Deli Rüstem ile birlikte, yanlarında bulunan jandarma erlerinin gözetiminde, cezaevi avlusunda bekletiliyordu. Çünkü kurallar gereği cezaevi müdürünün, oraya gelmesi beklendi. Daha sonra mahkûmların yanlarına kadar gelen müdür, komutanın yanında bulunan Palaska Nuri’nin elinde bulunan resmi evrakı aldı. Bir müddet okuyup, inceledikten sonra, “demek Uşak cezaevinden nakledilen sadece mahkûmlar değil. Nuri Çorlu Bey… Demek bundan sonra bizim cezaevindesin. Yüksek mektep mezunusun ve hem de yıllardır, bulunduğun cezaevinde başgardiyan olarak görev yapmaktaymışsın… Ve bu mahkûmlar da seninle birlikte, kim bilir sana ne kadar güveniliyormuş ki, bunlarda seninle birlikte gön-derilmişler…”. Sonra, yanında bulunan ve cezaevinin asli gardiyanlarına dönerek, “demek yeni gönderilen mahkûmlar bunlarmış arkadaş-lar…”. Alay içeren sözlerinden sonra, güzel bir şey söylemiş gibi yüksek sesle gülen müdür, birden sert bir şekilde, “Yahu bunlar avrat gibi bir şey be… Cezaevi müdürünün son cümleleri bir hayli alay içeren kelimelerden oluşmuştu. Bu tür söylevlere ise ne İsmail, ne Palaska, ne ko-mutan ve de, en önemlisi Deli Rüstem dayanamamıştı. Bilhassa Rüstem’in cezaevine girme sebebi, dışarısını hep güz mevsimi gibi görüp, ona, buna saldırmasıydı. Gerçi bu tür insanlarda yaşamının kıymetini bilmeden, haya-tının hep bahar olacağını düşleyerek yaşamamış-lar mı?   


İsmail, müdürün bu sözüne, kızmaktan öte güldü. Ancak, bu gülmesiyle dizine doğru bir tekme savruldu gardiyan tarafından. Bunu gören Deli Rüstem, daha önceden, yani bu cezaevine gelmeden önce, cemse de, onun sinirlendiği bir olay karşısında İsmail tarafından teskin edilmişti.  O an da İsmail’i çok sevmiş, adeta ona karşı kanı kaynamıştı. Üstelik bu cezaevinde gördüğü bu manzara, onu bir anda çılgına çevirmeye yetti. Bunun üzerine, sinirli ama bu sinirini pek belli etmecesine, epey yüksek sesle güldü. İşte bu gülüş, cezaevi müdürünün pek hoşuna gitmedi. Ona doğru sert bir yüz ifadesiyle bakması karşısında, hemen her yerde olduğu gibi yalalalık yapmakta pek çekinmeyen bir gardiyan, elinde bulunan copuyla sırtına sert bir şekilde vurdu. Deli Rüstem, hiç oralı bile olmamıştı bu vuruşa. Heybetli vücudu, savurmuştu bu tür sert vuruşu, adeta acısızca… Ama gardiyanı ve müdürü korkutan bir bakış savurmuştu. Oysa müdür, pek öyle geri adım atacağa hiç benzemiyordu. Hemen yanında bulunan gardiyanlardan birine dönüp sert bir ifade ile “bu mahkûmu tecride koyun da, biraz aklı başına gelsin.”. Sonra Nuri’ye ve komutana bakarak, “gel bakalım yeni yerine başgardiyan Nuri Efendi… Sana da sağ ol komutan…”. Komutan hafifçe başını eğdi. Müdürden de bazı evrakları geri aldı. Bunun üzerine de jandarmalar, her iki mahkûmunda kelepçeli olan bileklerini çözdüler. Ayrıca ayaklarına bağladıkları prangaları da…

İsmail ve Deli Rüstem’i, jandarmalardan, elbette ki komutandan teslim alan Mardin Cezaevinin Müdürü Refik Bey, uyum sağladığı faşist düzen-de en güzel yaptığı şey, yakınında bulunan tüm insanlara, bir yerlere şirin görünebilmek amacıy-la, eşi hariç, sanırım herkesi birer birer satıyor-du… Üstelik bu yalakalığının sonucunda kim bilir anasını bile…

***

Refik Bey, odasına gitti. Ama giderken unutma-dığı bir şey vardı. Tekrar döndü ve henüz yeni atanan başgardiyana, herhangi bir şey söyleme-den, cezaevinde, onun olmadık ve gizli birçok işi-ni gören gardiyana baktı. Sonra da, “Canip az önce cemseden indirilen şu tipsiz adam var ya… Adı deli bilmem ne…”. Gardiyan tamamladı. “Deli Rüstem, efendim…”. “Her neyse, o adamın kaydını yapın, yemek filan yok. Ertesi sabaha kadar, aşağıya, tecride indirin…”. Bunları söyle-dikten sonra oradan hızlı adımlarla ayrıldı. Mü-dür oradan ayrıldıktan sonra gardiyan Canip, Deli Rüstem’in yanına yaklaştı. Sert bir şekilde kolundan tuttu. Deli Rüstem, gardiyan Canip’in elinden öyle bir sıyrıldı ki, neredeyse gardiyanı yere düşürecekti. Hemen diğer gardiyanlar, bel-lerinde bulunan coplarını çıkarttılar. Oysa başgardiyan Nuri, henüz yeni olmasına karşın yanında oluşan bu duruma müdahale etti. Gar-diyanların herhangi bir şekilde olumsuz davran-malarına engel oldu. Bu davranış ise hem İsmail’in, hem de Deli Rüstem’in hoşuna gitti. Daha sonra ise başgardiyan Nuri işaret ederek, Müdürün dediği gibi Rüstem’i, hiçbir şekilde mü-dahale etmeden içeriye, tecride götürdü. 

bu yazım sitede ana manşetten de yayımlanmaktadır

devam edecektir..

" BÜYÜK HÜZÜN " alı kitabımdan

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner569

banner141

banner557

banner560

banner568