Dokuz köyden kovduran!


Bu konu, yani TÜRBAN konusu, ekseninden çıkarılan, ajite edilen ama bir o kadar da haksızlık edilen bir konu.

Ve yazık edilen bu nedenle pek çok insana da yazık edilen bir konu.

Kötüsü ayrıştırmaya kutuplaşmaya sebebiyet verdirilerek ülke bazında bir topluma veballer yükleterek- bedeller ödeterek yazık edilen bir konu haline getirilmiş olması.

"Türban", adı sonradan, stili sonradan icat edilmiş bir örtünme şekli. Hatta bu günkü halinin mucidi de şimdi ismini unuttuğum yabancı bir aktris.

Elbette onun maksadı “DİNİ BİR VECİBEYE İLTİFAT ETMEK” değil!

Ama şu örtünme meselesini bir modernize edelim diyenlerin, benimsediği bir tarz haline dönüştü ve takip edilen modası da var artık.

İşin aslı” ÖRTÜNME -  SETRETME yani TESETTÜR “ meselesi.

Böyle bir mesele Var mı, yok mu? 
İslami mi? 
Siyasi mi? 
Üstünlük mü, cehalet mi?

Örtünme faaliyeti, hiçbir şekilde siyasi değildir. Ne bu gün, ne de binlere milyonlarca yıllık insanlık tarihinde.

Genel örtünme yani giyim kuşam meselesi, her çağda çağın gerekleri ve imkânları doğrultusunda halledilmiştir. Halledilmesi emredilmiştir çünkü Kadınlar için de, erkekler için de cinsel farklılığın algılanmasını sağlayacak tarzdadır, hepsi.

Ve tarih boyunca da bu alana müdahale, yaratılıştan sahip olunan haklara tasallut olarak algılanmıştır.

Ve yalnızca bir dinin simgesi olarak gösterilip ve bununla yetinilmeyip cehaletin de simgesi olarak gösterilmesi bunu üzerinden Müslümanlara hakaret etmenin kapılarının açılması işi siyasallaştırmıştır.

Ama Müslümanlar tarafından değil!

Şimdi, bir büyüğümüzün ana haber bülteninde yer verdiği memleket gezilerinden birinin görüntülerini hatırladım. Yanağını okşadığı bir kız çocuğunun başındaki örtüyü alırken;
” bunu baban mı annen mi örttü yavrum başına “ 
- …?

“ çıkar bunu başından, sonra başın da beynin de büyümez çocuğum…”

- …?

Toplumdan dışlanmamak, yaşadığı çağın nimetlerinden de, dininin yap dediklerinden de mahrum kalmamak adına, pek çok hanımefendi kardeşimiz, kulak dolgunu din eğitimi ile “altı kaval,.. üstü şişhane” durumunda Mücahit kesiliveriyor işte.
Milleti Allah(CC) ile kandıranlar, yedikleri herzelere ilahi derinlik(!) katanlarsa, bu puslu caddede önüne ne gelirse artık.

Ve siyasi dinamikler(!), bir zahmet bu konuyu kaşıyıp rant’a dönüştürme pahasına insanlar arasına nifak tohumları ekmekten vaz geçip, postlarını assınlar artık “KURTSA KURTTUR, KUZUYSA KUZU… BİLELİM”! 

Bilinerek ya da bilinmeyerek neredeyse tarih kadar eski olan ve amacı bedeli ne olursa olsun dünya hâkimiyeti güç ve iktidar olan bu amaç uğruna, gerçekleri karanlık mahzenlerde saklayıp ilahiyatta tahrifat yapmaktan çekinmeden insanları Allah (CC.) ile kandıran kitabı bir kuruma hizmet edenlerin zavallı bir iftirasıdır…

 SİYASİ BİR EYLEM etiketlemesi… ki o kurum, kadın milletine en acımasız mezalimi yüzyıllarca reva görmüş, mütedeyyinleri de çirkin günahlarına ortak etmişlerdir.

Hiçbir zamanda Müslümanların siyasi meselesi olmamıştır tesettür.

Ve aslında, yalnızca İslam’ı bağlayan bir konu da değildir işin doğrusu.

Kadınlar ahde vefa konusunda yaratılışlarına ve bununla ilgili ilhamlarına daha sadıktır erkeklerden. Tarihten günümüze naklolan görsel belgelerin çoğunda kadın hep bilindik aşina olduğumuz tarzı ile betimlenmiştir.

Hz. Meryem’ den öncesi de sonrası da.

 Başından omuzlarına şiir gibi dökülen örtüsü alınmış olsa, bilinen resim ve heykel betimlemelerinden tanıyabilir mi siniz?

Bir birinden kilometrelerce uzaklıkta hatta deniz aşırı enlem ve boylamda yaşayan insanların kadınlarının bedenlerini ve başlarını örtme şekillerini hiç incelediniz mi?

Bu tarzlarda nüanslar olsa da temel olarak aynılık hayret uyandırıcıdır… Ve tarih boyunca her coğrafyada başörtüsü, kadına ait bir aksesuar olmuştur.

Bu ilk insanla birlikte kadınlara ait ilahi bir öğretinin ya da ÖYLE OLMAKLIĞIN süregelmesi yansımasıdır…

Gelelim İslami haline…

Her şeyi yok saydık ve “ hadi canım sende “ dedik… 

Peki, örtünme klasiği olan, NUR SURESİ- 31 inci ayeti de yok mu sayacağız..
 Allah(CC.) korusun… 
“ Mü’ min kadınlara da söyle…” tamamını yazmayacağım…
Muhatap, Habibullah (SAV.) üzerinden MÜ’ MİN kadınlar.

Evet, doğrudur, günü gününe tebliğ edilen kur’ an (lafz-ı celil), anında yaşantıya geçirilmiş, henüz günlük kıyafetlerin giyilmediği sabah vaktinde eşler, üzerlerine alel acele alınan çarşaflarla uğurlanmıştır sabah namazına, kadınları tarafından… Tarif, emredenin kitabında olduğu gibidir… 

Evet, ezberlediğimiz AMENTÜ de bu, sayılmaz. İslam’ın şartları içinde de net bir tarif yoktur… Kur’ an’ın üstüne yapılan. Çünkü Rabb-ül Âlemin ( CC.), örtünmeyi, emretmiştir, bölgesel durum, örfi ve geleneksel parametreler, ekonomik güç, akli irade ve estetiğe dikkat edilmesini tavsiye etmiştir. Hem estetiği övmüş, hem de nefsin güzeli çirkinleştirecek dürtülerinin kaşınmamasını emretmiştir.

Oysa bütün bunlarla birlikte ilim kadın - erkek ayırmadan herkese FARZ kılınmıştır da, kadın bu farzdan hangi gerekçelerle mahrum bırakılmıştır.

Taassubun dini, siyaseti olmuyor işte.

Ha orta çağın karanlık vahşeti, ha saçı uzun aklı kısa, erkeğin leğen kemiği muhabbeti, ha başörtüsü geri zekâlı yapar teşhisi. Ne farkı var? Ha kadını eve kapatıp “mankurt” haline getirmişsin, ha ilimden bilimden uzaklaştırıp bir obje haline getirip “medya maymunu” yapmışsın…

Uyanıp ta bir vesile itiraz ederse, ağzını burnunu dağıtmışsın…

Değişen ne ki…

İnsan güzeldir, Mü’ min güzel olmakla emrolunmuştur. Allah(CC.) güzeli sever. Temiz ve bakımlı olanı sever ve över. Kaldı ki yanında mutlaka ayna, tarak, güzel koku, mendil ve misvak taşıyan biriyle karşılaşmadan önce hiç zamanı yoksa iki arada bir derede sakalını tarayıveren Sevgi Sultanı(SAV.)’ nın ümmetiyiz çok şükür…

Pek çok eksiğimiz olabilir, nefsimiz galebe çalabilir gönlümüz kayabilir, keyif aldığımız bazı şeyleri terk edemiyor olabiliriz. Temel ibadetlerde ve nafilelerde eksikler ihmaller içinde olabiliriz. Amma biz böyleyiz. Nefsimize de ağır geliyor diye inkâr etmeyelim ne olur.

Kibir, iblisin en sevdiği, Allah-ü Teâlâ(CC.)’ nın da iblis’ i, Arif’ ken ŞEYTAN (KOVULMUŞ) ettiği günahtır.

Kibir inkârın işaretidir…

Besmele her ağza öyle güzel yakışıyor ki. İnsanların yüreklerindeki imanı başörtüsünden keşfedemezsin, ama öyle bir besmele işitirsin ki ummadığından kanın donar.

Günlerce tövbe etsen başına bakıp imanından kuşkulandığının hakkını ödeyemezsin…

Hz. Mevlana’ ya, “NE OLURSAN OL, YİNE GEL “ Dedirten neydi…

“ EMROLUNDUĞUN GİBİ DOSDOĞRU OL “ diyordu Yaratan(CC.)…Şu doğruluk neydi?

Ah evet, hatırladım…

“DOKUZ KÖYDEN KOVDURAN BİR ŞEYDİ… “
YORUM EKLE
YORUMLAR
Süeyfa Şahin
Süeyfa Şahin - 3 yıl Önce

Sizi tebrik ediyorum! Muhteşem bir yazı

Selda İyiekmekkçi..
Selda İyiekmekkçi.. @Süeyfa Şahin - 3 yıl Önce

çok teşekkür ederim...

banner441

banner566

banner554

banner558

banner571

banner141

banner557

banner560

banner568