Emirgan Erguvanlar diyarı


Barış Erdoğan

Barış Erdoğan

Okunma 14 Haziran 2017, 09:36

Zeymuran’da “Bana İstanbul Demeyin” adlı şiirimin ilk bendinde,

bana istanbul demeyin, gidemem 
yeniden aşklar yaşayamam hoyratça emirgan taraflarında 
oturup bir kadının dizlerinde ağlayamam 
yoruldum, çok yoruldum
her yanım kanlıca

demiştim 2014’te. Benim Emirgan’ım aşklar, sevdalar korusudur da ellere kanlı diyar olmuştur belki. Emirgan’a “kanlı diyar” yakıştırması yapmaya niyet etsem sözcükler dilime kanlı bir hançer gibi saplanır. Bir kent, aradıklarımızı bulamadığımızda -kahrımızdan olsa gerek çirkinleşir- ne var ki uzaktan uzağa sevdalanırız. Tanpınar’ın “Her büyük şehir nesilden nesile değişir. Fakat İstanbul başka türlü değişti. Her nesilden bir Parisli, bir Londralı, doğduğu yaşadığı şehrin otuz kırk yıl önceki halini, yadırgadığı bir yığın yeni âdet, eğlence tarzı, mimari üslubu yüzünden hüzün duyarak hatırlar.” dediği gibi en küçük bir değişiklik anılarımızı un ufak eder. Evet, Emirgan kanlı diyar değil, erguvandır benim için. Her nöbet gelişinde “erguvan’ım” diye kendimden geçerim.

Ya bir kentin dokusunu bir tarihçi gözüyle görmek nasıl bir duygudur? Hocaların hocası Halil İnalcık'la başlayalım, sonra Emirgan gerçeğine ya da efsanesine...

Şöyle diyor İnalcık:

"Harem'de kafeste saklanan Şehzade Murad, 'ekber-i şehzadegan' olduğundan tahta getirildi. Murad o zaman 12 yaşında idi. Annesi Kösem lakabıyla bilinen Mahpeyker Valide Sultan, Saray'da ve devlet işlerinde en nüfuzlu makam sahibi olarak devlet işlerinde doğrudan doğruya söz sahibi oldu. IV. Murad 9 yıl sonra 1632'de doğrudan doğruya devlet işlerinin başına geçinceye kadar Kösem bir çeşit saltanat 'naibi' gibi devleti idare etti." Buraya kadar tamam.
IV. Murad tahta çıkar... Sonrası malum: Tütün ve kahve yasağı, yatsıdan sonra fenersiz dışarı çıkma yasağı, Bursa'ya giderken yolundaki karı temizletmeyen İznik kadısını astırma, bu davranışını eleştiren dönemin şeyhü'l-İslamı Hüseyin Efendi'yi sürdürüp boğdurtma, afyon içtiği ihbar edilen hekimbaşı Emir Efendi'ye bir satranç oyunu sırasında fazla afyon yutturup ölümüne neden olma, en yakın adamı Hafız Ahmet Paşa'nın yeniçeriler tarafından istenmesi ve zorda kalan padişahın paşayı canilere teslim etmesi, önceleri desteklediği ancak sonradan yetersiz gördüğü Hezarfen Ahmet Çelebi'yi Fizan'a, Lagari Hasan Çelebi'yi Kırım'a sürmesi, Muradi mahlasıyla şiirler yazması, en büyük heccav (hicivci) Nefi'nin ölümüne göz yumması...

Evliya Çelebi dışında Adnan Özyalçıner de "Güç ve Güzellik" adlı yapıtında IV. Murat'ın dünyasına geniş yer verir.

Gelelim 16. yüzyıla... Emirgan, önce Nişancı Feridun Bey'e hediye edilmiş, Feridun Bey de köşkler ve bahçelerle bölgeyi cennete dönüştürür.

IV.Murat’ın Revan seferinde (1635-1636) Revan'da Emirguneoğlu Tahmasb görevdedir. IV. Murat'a karşı direnmez, "Yusuf" adını alır. İstanbul'a yerleştikten sonra padişahın kendisine verdiği "Yusuf" adından ziyade "Emirgun" olarak anılır. “Emirgune Bahçesi”, "Emir- gun", “Mirgun Bahçesi”, derken “Mirgun” ve “Mirgün” ve son hali “Emirgan” olur.
.
Not: Emir-i gun ya da "emir-i kûn" aslında hoş olmayan bir sıfattır, bu sıfat IV. Murat'a ve Emirguneoğlu'na yakıştırılır ancak yazının havasını bozacağı gerekçesiyle bu konuya yer verilmedi.
Not 2. Eeee, bunca sözden sonra bir Attilâ İlhan şiiri yakışır:
EMİRGANDA ÇAY SAATİ
.
çerağân sarayı'ndan büyükdere'ye 
üşümek sonbaharında eski çınarların 
uzadığı yerde gizlice akşamların 
başlayıp adetâ kendini dinlemeye 
kafeslerin ardında bol gözlü bir kadın 
ansızın giydirilmiş ipek ferâceye 
bir çay yalnızlığı emirgân'dan öteye 
değdikçe ısındığı yaldızlı bardağın 
nedîm'den yansıması tatyos efendi'ye 
tenhâ bir genç kız sesiyle hicazkâr'ın 
kuytularda çürüdüğü bağdadî yalıların 
yorgun sarmaşıklarıyla sarkmış bahçeye
soğuk kuşlar gibi dağılır boğazda 
rüzgârın getirdiği donuk bir yağmur pusu 
istinye'de gemilerin karanlık uykusu 
kırık direkleriyle dalgın ve hasta 
birden içimi kaplayan ölüm korkusu 
selâm verilince meçhul bir namazda 
gâzâli'yse biraz mevlânâ biraz da 
kubbenin altındaki divan uğultusu 
'şeref' vapurundan en kirli beyazda 
yüzlerce harbiyeli sürgün yolcusu 
havada bir asılmış adam kokusu 
istanbul jöntürkleri hüzzâm bir yasta
yankılarıyla telaşlı geceleri bir bebek'ten 
motorların taşıyıp o kadar bitiremediği 
en yılgın sonbahar benim gözlerimdeki 
çok daha dumanlı mütâreke günlerinden 
alaturka saat kaçta ikinci tömbeki 
miralay sadık bey'in nargilesinden 
dem çekip kumrular gibi sebilleri şenlendiren 
osmanlı sehpâlarının gölgesindeki 
emirgân'da acılaşmak koyu bir semâverden 
çaylar gibi kararıp kaç defalarca eski 
bir şiir üzüntüsüyle müseddes biçimindeki 
çoktan unutulmuş kilitli defterlerden

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.