Etik Konuşuldu

Mersin Üniversitesi Etik Üst Kurulu tarafından düzenlenen “Etik Günü” paneli, 26 Mayıs Pazartesi günü Prof. Dr. Uğur Oral Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.

Etik Konuşuldu
Yüksel lisans ve doktora öğrencilerine yönelik olarak hazırlanan panelin konuşmacıları arasında Prof. Dr. Süphan Karaytuğ, Prof. Dr. Kansu Büyükafşar, Doç. Dr. Taşkıner Ketenci ve Yrd. Doç. Dr. Eray Yağanak yer aldı.

Panel, Mersin Üniversitesi  Bilim Etik Kurulu Üyesi Prof. Dr. Metin Eskandari’nin açılış konuşmasıyla başladı. Prof. Dr. Eskandari, Ekim 2013 tarihi itibariyle üniversitemizde bilim, çevre, üniversite yaşam ve etik üst kurullarının oluşturulduğunu söyledi.

Etik kurulların, genç bilim insanlarının evrensel etik değerlere yönelik aşinalık ve farkındalık gereksinimi olduğunu tespit ettiklerini ve buna yönelik çeşitli etkinlikler düzenlediklerini aktaran Prof. Dr. Metin Eskandari bu kapsamda ilk etkinliği 8 Mayıs’ta Prof. ODTÜ Felsefe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet İnam’ın katılımıyla gerçekleştirdiklerini ifade etti.

'Ahlak Üstüne Bir Konuşma' başlıklı bu konferansın çok verimli geçtiğini dile getiren Prof. Dr. Eskandari, son olarak Etik Günü panelinin içeriği ile ilgili bilgileri paylaştı ve sözü ilk panelist Yrd. Doç. Dr. Eray Yağanak’a bıraktı.


Yrd. Doç. Dr. Yağanak, “Etikten Ne Anlamalıyız?” başlıklı konuşmasına ‘insan ahlaksız bir varlıktır’ önermesiyle başladı ve konuşmasında bu önermeye açıklık getirmeye çalıştı. “Etik dediğimiz şey nedir?” sorusunu ortaya koyan Yrd. Doç. Dr. Yağanak sorunun doğru anlaşılması için bilinmesi gereken kavramları açıkladı ve “etik”i Levinans’ın tanımıyla aktardı. Yrd. Doç. Dr. Yağanak, “ Etik, ne bir sistem ne de felsefi bir araştırmanın alandır. Nedir o halde? ‘Ben’i özdeşliğimden çıkaran, başkanın verdiği bir rahatsızlık, bir travma ile bilincimin uyanması ve teyakkuz haline geçmesidir. Etik denen şeyin kaynağı ben bilinci değil, ‘Başka’nın bilincinde olmaktır. Bu durumda ‘başka’ Ben’de kendisini gösteren, daha da önemlisi Ben’in etik ilkeler doğrultusunda harekete geçmesinin temel dayanağıdır” diye konuştu. Burada etik ilkelerin neler olacağı ve nasıl belirleneceği sorularının baş gösterdiğini kaydeden Yrd. Doç. Dr. Yağanak, etik ilkelerin neler olması gerektiği sorusundan daha önce gelen ve daha önemli olanın, eylemin etik ilkeler doğrultusunda ortaya çıkmasına olanak sağlayacak soruların ne türden sorulması gerektiğinin olduğunu belirtti ve bu sorulara örnek verdi.


Ahlak üzerine konuşulmaya başlandığında aslında olan ve olması gerekenin konu edildiğini söyleyen Yrd. Doç. Dr. Yağanak, gerçek olan ile olması istenen arasındaki ayrımın, ahlaki olanla ahlaki olmayan arasındaki çatışmanın temel nedeni olduğunu söyledi. Yrd. Doç. Dr. Yağanak şöyle devam etti: “Gerçek olan olanın olduğu gibi olmasını ya da öyle kabul edilmesini talep eder. Olması gereken ise olanı olduğu gibi kabul etmekte zorlanır, onu dönüştürme isteğinin kölesi olur. Bizlere, eylemlerimizi yüce bir fedakârlık örneği sergileyecek biçimde düzenleme amacı güden ve bunu ahlaki varlık olmanın önkoşulu sayan her türlü dışsal talep ya da buyruk ahlaksızlığın merkezi olmaktan başka bir anlam taşımaz. Çünkü talep dışsaldır. Aslında öyle olmayan birinin öyle olmaya zorlanmasıdır.”


İnsan eylemlerinin temeli olabilecek etik ilkelerin neler olması gerektiği konusunda ileri sürülen Yararcılık, Egoizm,  Deontoloji, Haklar Etiği, Erdem Etiği ve Feminist Etik kuramlarının temel önermelerini katılımcılarla paylaşan Yrd. Doç. Dr. Yağanak  tüm bu kuramların ahlaki eylemin konumlandırılacağı bir merkez arayışı içinde bulunduklarını, ortak kaygılarının ise doğruyu bulmak olduğunu belirtti.

Doç. Dr. Taşkıner Ketenci de konuşmasında “Bilim Etiği Kavramı” üzerinde durdu. Doç. Dr. Ketenci, felsefecilerin dert adamları olduklarını ve 2 bin 500 yıldır dünyada olup biteni problem ettiklerini aktardı ve “Problemi olmayanın felsefesi olmuyor” dedi. Problemlerin ise yaşanan çağdan yola çıkılarak edinildiğini vurgulayan Doç. Dr. Ketenci,” Son 25 yıldır da yoğun biçimde etik talebi olduğuna bakılırsa bu çağda filozofları etik üzerine düşünmeye iten bir problem var demektir” ifadesini kullandı.

Felsefenin bir disiplini olarak etiğin, eylemin ne olduğunu sorun edindiğini kaydeden Doç. Dr. Ketenci, etiğin çalışma alanındaki sorulardan örnekler verdi. Bilim etiğinin,  insanlar arası ilişkilerin belirli bir alandaki türünden farklı olmadığının altını çizen Doç. Dr. Ketenci, “iki kişi arasındaki ilişkide eğer taraflardan biri güvenilir değilse, sır saklamayı bilmiyor ya da karşısındakini bir araç olarak kullanıyorsa orada doğru bir ilişki değil, orantısız bir ilişki buluyoruz” şeklinde konuştu. Bilim Etiği diye bir şeyin olmadığını, etik diye bir şeyin olduğunu belirten Doç. Dr. Ketenci, “İnsanlar arası ilişkilerin insanca sürdürülmesini sağlayan; doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik, sır saklamayı bilmek, olgunluk ilkelerinin bilim adamını da bağlar. Çünkü bu ilkeler, bizim yürüttüğümüz mesleklerden önce gelirler. Kim olduğumuz ve nasıl bir kişi olduğumuzla ilgilidirler. Eğer siz hırsızsanız, bilim adamı olarak da hırsızsınız” şeklinde konuştu ve bilim etiği ilkelerinde bulunan kavramların bu görüşü desteklediğini örnekler vererek aktardı. 

Bilim etiğinin, o mesleği yaparken mesleğin yöneldiği kişilerin uzmanlık alanlarının müdahale edemeyeceği alanlarda, o kişileri koruyacak kurallar getirdiğini söyleyen Doç. Dr. Ketenci, tıp alanını örnek göstererek, “Bilim etiği bir anlamda, tıp alanında bilgisi eksik olanları bilgili kişilerden korumaya yarar. İkinci bir anlamda da kurumlaşmış bilim alanında bir iç standart oluşturmaya yarar” dedi. 

Verilen kısa aranın ardından söz alan Prof. Dr. Kansu Büyükafşar, “Bilimsel Araştırmalarda Yapılan Etik İhlalleler” konulu bir sunum gerçekleştirdi. Bilimsel araştırmalarda yapılan ihlallerin; bilmeden yapılan ihlaller ve kasıtlı yapılan ihlaller olarak ikiye ayrıldığını belirten Prof. Dr. Büyükafşar, bilmeden yapılan ihlallere ‘dikkatsiz ve özensiz araştırma yapma’ örneğini verdi. Prof. Dr. Büyükafşar,  bu ihlalin aceleci ve dikkatsiz yapılı, doğruyu söylemeye cesaret edemeyen, yapılan işe yeterince ciddiyet veya önem vermeyen ve gereğinden fazla iş yükü altında bırakılmış nispeten genç araştırmacılarda görüldüğünü kaydetti.  

Kasten yapılan ihlallerin ise bilmeden yapılan ihlallerin aksine kötü niyet içerdiğini aktaran Prof. Dr. Büyükafşar, kasten yapılan ihlalleri de; yinelenen yayınlar, salamizasyon, sahtecilik-saptırmaca ve aldatmaca, uydurmacılık-fabrikasyon, aşırmacılık-intihal-çalma- korsanlık, yazar hakkı ihlalleri olarak sıraladı. Bu ihlallerle ilgili ayrıntıları katılımcılarla paylaşan Prof. Dr. Büyükafşar,  bu ihlallerin nedenleri üzerinde durdu ve çeşitli örneklerle konuşmasını destekledi. 

Panelin son konuşmacısı ise Prof. Dr. Süphan Karaytuğ oldu. Prof. Dr. Karaytuğ, “Bilimsel Yayın Kriterleri: Tez Bir Yayın Mıdır?” başlıklı konuşmasında bilimsel bir makale yazıp internette kamuya açık olacak şekilde yerleştirildiğinde bunun bir yayın olarak kabul edildiğini ancak enstitüde tamamlanmış bir tezin ise yayın olarak kabul edilmediğini söyleyen Prof. Dr. Karaytuğ, bilimsel yayının birinci kriterinin yapılan çalışmayı yaymak olduğunu belirtti.  Bilimsel yayını tanımayan Prof. Dr. Karaytuğ, bilimsel yayının oluşum düzeni ve geçerli yayının ölçütleriyle ilgili bilgiler aktardı. 

Yükseköğretim Kurulu’nun (YÖK) intihali engelleme amacıyla tezleri erişime açmaya çalıştığını söyleyen Prof. Dr. Karaytuğ, bu süreçle ilgili bilgileri de çeşitli görseller eşliğinde aktardı. Prof. Dr. Karaytuğ, son olarak bilimsel çalışmalarda yaşanan ihlallere karşı oluşturulmuş kanunlara ve bunların yaptırımlarına değindi.

Konuşmaların ardından panel, dinleyicilerin soru ve görüşleriyle oturuma katkı sunmalarıyla ve genel tartışma ile son buldu.   




www.yakamozyakut.com.tr Mersin Üniversitesi Basın Yayın Müdürlüğü



Güncelleme Tarihi: 27 Kasım 2015, 17:47
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner571

banner141

banner557

banner560

banner568