İstasyon 25.Bölüm

Yaşıma gelince; seninde bedenin yaşlandıkça; içinde bir Ben'in sürekli gençleştiğini göreceksin..."

"Vay!Vay!Vay! Sen demeden bu noktayı kavradım. Yani, hatırladım. Bu durumu iki defa apaçık görmüştüm."

Çok şaşırdım. Sanki her şey tersinden, zıttından kolayca anlaşılıyor gibi..."

"Doğru. Ve anladığın şeyin tersi-düzü kalmaz..."

"Doğru."
        
Bu güzel çocuk, perişan halimi görünce, elini elimden çekiyor.
         
Sayfalarca yazdığım bu olay; bir kaç dakikalık tokalaşma süresinde; hatırlanıp geçiyor...
         
Vücudumda kaç hücre ölüp, kaç hücre diriliyor, yani hayat buluyor. Bu durum bana; ölü ve dirinin ,içiçe olduğu evrenleri düşündürüyor...
       
Cam çocuklardan üçüncü çocuğun yüzüne bakıyorum. 
       
"Ve sen. Senin adın Murat. Seni biliyorum."
       
Murat gülümsüyor. 6 yaşındaki süt dişleri gözümün önüne geliyor.
       
"Senin bilgin o gün bu gün dür bende açık duruyor."
       
Sende büyümüşün, ama altı yaşındaki güzelliğin, yüzünde hiç değişmemiş. 
         
Kucağımda küçük kardeşimle kapınızın önünden geçerken, senin annenden yediğin dayak bütün ayrıntısıyla gözlerimde asılı durur. 
         
Hafızamda o resme baktıkça hala canım yanar. 
      
Annen sana rasgele vururken:"Bir daha geç gelecek misin?" cümlesindeki; kaygıya, meraka ve endişeye; var gücünü yüklüyordu sanki. 
         
Ben kucağımda çocukla donakalmış, seni sadece seyrediyordum. 
         
Senin yediğin her tokatta, her tekmede benim canım yanıyor, sürekli irkiliyordum. 
          
İçimden annene var gücümle saldırıyordum. Ama annen o kadar sinirlenmişti ki; benim vurduğuma hiç aldırmıyordu. 
        
Sen feryat figan bağırdıkça, benin sesim kısılıyordu. 
        
Bir ara annenle göz göze geldim."Onu bırak!Beni döv!"Dedim içimden.Annen beni duydu. Seni tuttuğu gibi avlunun içine attı ve kapıyı kapattı...
          
Ben ancak kıpırdayıp sağa sola bakabildim. Annenin ve senin sesini duyan yetişkinler, yüzüme kapanan kapıyı seyrediyordu. İkinci kat penceredekiler belli ki avluyu görüyordu. 
      
Ben içimden hepsinin yüzüne tükürdüm...
       
Kucağımda küçük kardeşimi taşıdığımı unutarak, ağrılarımla eve zor geldim. 
       
Kardeşimi bir kenara bırakıp, yüzümün üstüne divana uzandım. 
      
Annem: "Yoruldun mu?" Dedi. Hiç cevap vermedim. Çünkü anneme küsmüştüm. 
        
Sahi sen neden eve geç geldin?’’
        
"Bir sokak ilerde arkadaşlarla bilye oynuyorduk. Vaktin geç olduğunu anlayamadım. Annemin merak ettiğini bilemedim."
         
"Annen seni o kadar aramış. Bir sokak ilerdeydin de niye bulamadı?"
        
"Annem beni nerede aradı bilemiyorum."
      
"Her neyse. Bir şeyler olacak ya; belki de yanından geçti de seni görmedi. Belki de senin oynadığın sokağa Murat gitmez dedi...
          
Evde yüzüstü yattığım yerde uyuya kalmışım. 
          
Sen ne yaptın evde?’’
          
"Bende uyudum."
          
"Başka ne yapacaktın ki!
          
Uyandığımda hava kararmıştı. Vücudum gevşemişti ve seni düşünüyordum. 
          
Akşam yemeği için anneme yardım ederken, seni düşünen düşüncemin içinde; hayatımda ilk defa birine beddua ettim. Yani annene...
        
"Ölmemi mi diledin?"
         
"Nereden bildin?"
           
"Öldüğümden."
       
"Hay Allah! -İnşallah Murat ölür, sende gününü görürsün- dedim annene...

Üçüncü gün senin öldüğünü duydum. 

-O öldü- Sözünün içinde; hayatı var kılan ve varlığına anlam veren her şey gözlerimde sadece gri bir çizgi olmuştu. 

Yaşamak,; var-la yok-un arasında duran ve sonsuz tarife sığan garip bir şeydi...
        
Evde iki gün yatmış, üçüncü gün dışarı çıkmışın. 
         
Evinizin önündeki ana yoldan karşıya geçerken bir araba çarpmış sana, oracıkta ölmüşün. 

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568