"İstasyon" son bölüm

Boşluğu yararak araca ulaşıyor ve biniyor. Kendine ayrılan yeri biliyor ve oturuyor. Aracın camından dışarı bakıyor. 
         
Yolun kenarında bekleyen Ben'e el sallayıp oradan uzaklaşıyor.
        
Ben, boşluğun içinde, gitmesi gereken yere ulaşmak için yol alırken,yolun kenarında bekleyen Ben, durumu anlıyor. 
        
Bulunduğu beldeye yerleşiyor, ve orada gördüğü düzenin hem içimde, hem de dışında yaşıyor. 
        
Ben, görünmezliğin içinde görünen hayatın sırrını keşfediyor. 
        
Yerleştiği belde de bu sırrı, yüzünde özel bir tebessümü olan üç kişiye öğretiyor...
         
Araçta giden Ben, yanındaki yol arkadaşına soruyor:

"Yolculuk nereye?"
         
Yol arkadaşı Ben'in sorusuna şaşırıyor, usuleten cevap veriyor:
           
"Burada herkesin yolculuğu, kendinden kendinedir...’’
        
Ben düşünüyor. Bu söz ona hiç yabancı gelmiyor. 
        
"Biraz açıklar mısın?" Diyor. Yol arkadaşı:
        
"Söyledim ya! Benden söylediğimi açıklamamı isteme." Diyor. 
         
Ben, yine şaşırıyor. 
         
Kısa bir sessizlik boşluğuna: "Neden?" Sorusunu asıveriyor. 
          
Yol arkadaşı: "Çünkü açıklayacağım şey başka şey olur..." Diyor.
          
Ben, bütün bu duyduklarını bir yerlerden hatırlıyor ama nereden?
          
O kendini biri olarak hissediyor, ama kim?
          
Ben, bindiği aracın camından dışarı bakıyor. 
         
Ben'in kim olduğunu bulmak için; Ben'in içinden bir Ben camdan dışarı çıkıyor. 
         
Camdan çıkan Ben, gri bir katmanda çırılçıplak bir yola giriyor...
         
Ben ise, bindiği aracın hızını kavramaya çalışarak, niteliklerinin anlamını; niceliğinin sünesince; anlamaya, kavramaya ve seyretmeye başlıyor...
        
Gri bir katmanda çırılçıplak yoluna devam eden Ben, kendi boyutunda düşünmeye başlıyor. 
        
Yüreğinde bir nokta sanki alev alıyor.
        
Bu alevin içinde, Ben kendine bilinçleniyor.
         
İncecik bir aralıktan, beyaz bir katmana geçiyor.

Girdiği beyaz katmanın içinde; siyah bir nokta; Ben'i kendine çekiyor.
        
Siyah noktanın içinde; Ben'in beyninde şekiller oluşuyor.
        
Ben'in beyninde oluşan şekiller; sonsuz şekilde şeylere dönüşüyor, gözlerinden dışarı akıyor...
        
Ben'in içinden bir Ben çıkıyor, Ben'den bilinçlenmiş vaziyette. 
        
Ben, içinden çıkan Ben'e "git" diyor.
         
Ben, kendini kocaman bir kentin uzun bir caddesinde yürürken görüyor. 
         
Ben, kendini selamlıyor. Kendine gülüyor. Kendini çok sakin ve hafif hissediyor.

O, süzülerek nereden geldiğini biliyor...
         
Ben, o kadar enerji dolu ki, yürürken ayaklarında beden ağırlığını hissetmiyor.
       
Ayak genişliğine sığınarak, etrafında oraya buraya koşuşturan, adeta akan insanların arasında; yere basmayan enerjilerin olduğunu farkediyor...
        
Ben içinde bulunduğu düzeni, daha doğmadan gördüğünü hatırlıyor, ama hafızasının o noktasına netleşemiyor...
       
Bu insan kalabalığının içinde kalabilmek için bir dilekte bulunuyor.
      
Ben'in dileğinin yerine gelebilmesi için; bir Ben sıyrılıyor
      
Ben'den, Ben'in dilediği dileğin manasına bürünüyor.
      
Ben, mananın derinliklerinde, yüzlerce defa kendini kaybederken,ondan ayrılan Ben; seyre başladığı kalabalığın sıfat manzaralarının içinde; bazen üzülüyor, bazen seviniyor, edindiği duyguları anlamlı kılmak için, bir nedene bağ lamaya çalışıyor...
      
Yıllar geçiyor aradan, üzüntü ve sevince dayalı nedenler artıyor,
      
Ben, duygularını, genelde beşeri işlevselliğin aksak ayağında yoğurduğunu kavrıyor ve duygularını nedenlerle bağlamak,

Ben'e anlamsız gelmeye başlıyor. 
        
Bunca kalabalığın içinde kendini oyalayamıyor. Ne yaparsa yapsın,hiç bir şeye ve yere ait olmayan birinin varlığını farkediyor içinde. 
       
Ben değişiyor. Sıkıldığı bu durumu hareketlendirmek,hem oyunun içinde kalmak, hem de istediği zaman oyundançıkıp gidebilmek için, her duruma uyabilen bir senaryo yazıyor kendine. 
       
Ben'in istediği yerine gelsin diye, yazdığı senaryoda oynamak için bir
       
Ben çıkıyor içinden, bir evcilik oyununda buluyor kendini. 
       
Ben'in hayallerinden uzak, durağan bir karesinde; Ben, daha çocukken, babasında gözlemlediği, ona yanlış açılı gelen üçgenin, bu oyunda saklı olduğunu görüyor. 
Şaşırıyor Ben,. Karışıyor fikri aklı. 
        
Oyun arkadaşının düşünce dalgasına giriyor, yanlış açılara uyarlanmış üçgeni düzeltmeden çıkıyor. 
        
Oysa ki kendi yazmıştı bu senaryoyu!...
        
Ben, konuk olduğu, amacına uymayan bu oyunda en kuytu kareye sıkışıyor. 
       
Çıkmaya çalıştıkça; körük gibi birbirine girgin, bir yığın kurallar  bütününün içinde kalarak, hafızasında saklı duran hayaller karesine sığınıyor...
       
Orada küçük bir Ben uyandırıyor dünyaya ve içindeki çocuğun yeniden büyüdüğünü seyrederek avutuyor kendini...
      
Bu avuntunun içinde bir Ben uyanıyor. 
      
Kendini çağıran bir ses duyuyor. 
      
Bir gece, sesin geldiği yöne bakıyor. 
      
Karanlık bir odada, dalgalı saçlı, esmer bir kadın uyuyor. 
      
O günün sabahı, yıldızlı bir gündüz oluyor. 
      
Ben elini uzatıp bir yıldız koparıyor esmer kadının sinesinden.
     
Ona ulaşmak için çıkıyor kendinden. 
     
Ben, bir cadde üzerinde yürürken, dünya güneşin önüne geçiyor.
     
Evrende; düşlerin frekansı değişiyor… 
      
Fiziksel bir belirginliğin içine; duyumsal bir evre; bariz bir şekilde açılıp yerleşiyor...
        
Ben ise; "yok"tan var olmuş "yok"luğumun alnını kaldırıyorum toprağın üzerinden...
        
Beşparmak Dağlarında, boyutlarımda açtığım her bir sıfatın manasını; bir secde süresinde sinemde seyrederek, benlerimi özgür bırakıyorum...
        
Yoluma sadeleşmiş bir halde devam etmek için, uzun bir yol kenarında oturan, esmer kadın, Suran'a bir kitap alarak onu ziyarete gidiyorum.
        
Suran, her zaman oturduğumuz, camın önündeki insan eliyle biçim verilmiş parka, gözlerini dikip düşünüyor.
        
Sanki yeşilin altındaki; gün görmemiş yeşilleri görüyor. 
       
 Ben, Suran'ın yaptığı kahveyi yudumlarken, aklımdan geçen olguları, Suran'ın merakla seyrettiğini görüp gülümsüyorum. 
       
"Bu gün daha derin düşünür gördüm seni Suran."
       
"Ah! Sorma. Bazen her keyfiyet dar geliyor, bir şeye kavuşma telaşıma.Bu telaşın içinde tanımaya çalışıyorum kendimi, neler neler geliyor başıma.’’
      
"Seni anlıyorum. Bütün bunları bende yaşıyorum."
Bu belirsizlik ülkesine; hangi anlamını yüklersek onu seyrediyoruz.’’
       
"Haklısın....Benim kendimce bir düzenim vardı. Bu düzenin içinde, kendimi öğrenir, öğrendiğimi usulünce öğretirdim soran insanlara.

Yani öyle sanırdım…
        
Zaman zaman uzak yolculuklarım olurdu. 
        
Bir gün, anlayamadığım bir belirsizlik sardı bünyemi.
         
Bir müzik sesi duydum uzaktan, her yeri saran ve müzik sesiyle bir tünelin içine doğru çekiliyor gibi oldum. 
         
İçimden bir ben uzun bir yolculuğa çıktı. Bense onun ne zaman döneceği konusunda hiç bir fikre sahip değildim.’’
        
"Düzenden çıkmak her zaman iyidir. Nereye gittiğini bilirsen tabi..."
         
Suran, yine dalıyor. Ben onun uzağındaymışım gibi derin ve sessiz konuşmasına devam ediyor. 
        
"Ve, ve daha çok benlerim çıkıp gitmeye başladı benden.
 
Her benim bir mana örtüsünü kaldırıyordu.
         
Sonra, zerreleri görmeye başladım. 
         
Yolculuğa çıkan benlerimi izlerken; çok uzak mesafeleri görebildiğimi farkettim. 
          
Daha, o kadar şey farkettim ki....’’
         
"Hiç bir şey saklanamaz. Tefekkür defterini, bir Ben'in başka bir sayfada açar..."
          
"Ama, korkuyordum. Bu halimle ne yapacağımı bilemez bir haldeyken, sen geldin. Sahi sen kimsin?’’
 
           
Yolculuğum boyunca bana yardım eden Suran, kendinden ayrılıp, kendinden kendine yardım eden bir Ben'i olduğumu anlıyor...
           
Ben, varlığının manasını; özünde kendine en yakın açan Suran'la, beyaz bir dostluk oluşturup, ışığı milyonlarca açıdan kırarak kuantsal hayatı görmeye başlıyorlar…
            
Varlıklarını; ebediyette sonsuz açılardan tanımak için; ezelden
beri; ne neden. Nasıl ve niçindir işlevselliğinin hikayesi;iki oyuncu arasında, başka bir dille okunmaya başlıyor...

            
Suran:" İlahi aşk...."
            
Ben: "……….!"

Bir mümküne imkan tanıdık karanlıkta.
            
Biz ne doğduk, ne de öldük bir vücutta...

"EVVEL, AHİR, BATIN VE ZAHİR "O" dur"

                                     
                                    
  

 
  
  

  

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568