Bodrum Bodrum

Dünden bu güne ...

Bodrum Bodrum
 Bodrum, antik çağın en ünlü kentlerinden biri olan Halikarnassos’un üzerine kurulmuştur. Çevrede bulunan eserler,Bodrum ve yöresinin 5000 yıllık bir geçmişe sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Çeşitli uygarlıklara ait pek çok eser,bölgenin yüzyıllar boyu dışarıdan gelen istilacılar tarafından hücuma uğradığını göstermektedir. İstilacılar çoğunlukla adalar üzerinden Anadolu’nun bu bölgesine çıkmışlardır. Bölgeye antik çağda Karya  adı verilmektedir. Karya bölgesi bugünkü Muğla ilinin tümü ile Aydın ilinin bir kısmını kapsamaktadır. Eski yazarlara göre Karya’nın batı sınırı Menderes nehrinden başlamaktadır. Doğu sınırı ise Dalaman çayıdır.Yörenin yerel halkı Karlar ve Lelegler’dir. Homeros, Ilyada  Destanında Karyalılar’ı Anadolu’nun yerli halkı olarak anar ve Troyalılar’la birlikte Anadolu’yu  Yunanlılar’a karşı savunduğunu  söyler.


Tarihin babası olarak tanınan Halikarnassos’lu Heredotos (M.Ö. 484 - 425 ) ,  “Karyalılar ana karaya adalardan gelmişlerdir. Eskiden Leleg adı altında  adalarda otururlardı ve Minos uyruğundaydılar “ demektedir. Karlar’ın denizci olduğunu belirtmekte, sorgucu, kalkan üzerine işaretler kazmayı ve bir de kalkanı tutmak için kulp takmayı onların icat ettiğini yazmaktadır. Giritliler’in Karyalılar için anlattıkları budur ama Karyalılar’ın bunu kabul etmeyerek biz ana karanın yerlisiyiz dediklerini de eklemektedir. 



Halikarnassos, Karya bölgesinin Mylasa’dan ( bugünkü  Milas) sonra ikinci başkenti olan  antik çağın en ünlü kentlerinden biridir. Herodotos Halikarnassos’un , Troizen’den gelen Dorlar tarafından kurulduğunu söylemektedir.  Ancak Strabon, M.Ö. 11. yüzyılın ilk çeyreğinde Halikarnassos’un mevcut olmadığını yazmaktadır. Seyyah ve coğrafyacı Pausanias, Halikarnassos’un kurucusu olarak Anthes’in oğlu Aetion’un torununu göstermektedir. Dor’lar bu bölgeye M.Ö.1000 yıllarında adalar üzerinden gelmişlerdir. Halikarnassos’daki ilk yerleşme bugünkü kalenin  bulunduğu yerde olmuştur. Burası eskiden adının Zephyria olduğu söylenen bir ada idi. Bu ad - Zephyros - batı rüzgarından gelmektedir. Dor şehir birliğinin bir üyesi olan Halikarnassos daha sonra bu birlikten çıkarılınca süratle İyonlaşmıştır.
M.Ö. 6. yüzyılın başlarında Karya, Lidyalılar’ın egemenliği altındadır. Karyalılar’ın Lidyalılar’la ilişkisi M. Ö. 700 yıllarında başlamıştır. Geleneklerine göre  Karyalılar, Lidyalılar ve Misialılar birbirlerini kardeş kavim saymışlardır. Lidya Kralı Giges,  Karyalılar’ın bir savaşta gösterdikleri başarı üzerine Lidya’nın başkenti Sardes’te yüzyıllar boyu saklanan kuvvet tanrısı Herakles’in altın baltasını Karyalılar’a vermiştir. Çift ağızlı balta, Karya, Lidya ve Misialılar’ın ortak hac yeri olan Milas yakınlarındaki Labraunda tapınağına konmuştur. Halikarnassos sikkeleri üzerinde de bu çift ağızlı balta görülmektedir.

Lidya’nin baskenti Sardes’in, Pers kralı Kiros tarafından alınmasından sonra Batı Anadolu şehirleri süratle Pers egemenliğine girmiştir. Halikarnassos da bunlardan biridir. Persler egemenlikleri altına aldıkları şehirlerde kendilerine bağlı sülaleleri iktidara getirmişlerdir. M.Ö. 480’lerde Pers kralı Kserkes’in Yunanistan seferi sırasında Halikarnassos, tiran Ligdamis’in kızı Kraliçe I. Artemisia tarafindan yönetilmekteydi. Heredotos  I.Artemisia’nın Pers saflarında, Yunanlılara karşı savaşa katıldığını, Halikarnassos’dan başka Koslular’ın, Nisyroslular’ın başına geçtiğini söylemektedir. Kraliçe, Pers kralına Yunanlılar’la bir deniz savaşına girmesi için çeşitli öğütler vermiştir. Kral çoğunluğun fikrine uyarak deniz savaşına girmiş, Kraliçe I. Artemisia Salamuis deniz savaşına bizzat katılmış ve Kserkes’e  “erkekler bugün kadın gibi, kadınlar erkek gibi davrandılar“ dedirtecek biçimde savaşmıştır. Heredotos I. Artemisia’nın kocasının adını bize bildirmemiştir. Muhakkak ki kocasının ölümünden sonra yönetimi almış olmalıdır.
Kraliçe I.Artemisia’dan sonra Halikarnassos’un başına Psindalis, sonra da bunun oğlu Ligdamis tiran olmuştur. Psindalis silik bir tirandı. 2.Ligdamis  ise despot bir idare göstermiştir.
Halikarnassos, İyonya ihtilaline katılmış, M.Ö.468’lerde Attika - Delos deniz birliğine üye olmuştur. Birliğe ödediği aidat çevredeki Leleg sehirleri Termera ve Pedesa’dan daha azdır. Bu da Halikarnassos’un M.Ö.5. yüzyıl ortalarında küçük bir şehir olduğunu göstermektedir. M.Ö.404’de Ispartalılar deniz birliğini kaldırınca Halikarnassos çok az bir süre için belki demokratik bir idareye kavuşmuştur. Persler bölgeye 4. yüzyılın başında tekrar egemen olmuşlardır. M.Ö.386’da Atinalılar’ın Persler’le yaptığı Kral barışı ile Anadolu tamamen Pers egemenliğine geçmiştir. Persler, daha önceleri de olduğu gibi Anadolu’yu satraplıklara  ayırmıştır. Karya bölgesi de Milas’ta oturan Hekatomnos’lar sülalesine verilmiştir.
Karya’nın ilk satrabı (Pers valisi)  Hyssaldomus’dur. Bundan sonra oğlu Hekatomnos Satrap olmuştur (M.Ö.387) . Hekatomnos’un üç erkek (Mavsolos, Idrieus, Piksodaros) ve iki kız (2. Artemisia, Ada) olmak üzere toplam beş çocuğu olmuştur. Hekatomnos’un ölümü üzerine Mavsolos, Karya satraplığının başkentini M.Ö.367’lerde Halikarnassos’a taşımıştır. Halikarnassos savunması kolay, ticaret ve denizciliğe elverişli  bir yer olduğundan hızla gelişmiştir. Satrap Mavsolos, çevredeki sekiz Leleg şehrinden altısının halkını Halikarnassos’ta oturmaya zorunlu tutmuştur. İstanköy ve Rodos’u fethetmiş, Likya’ya hakim olmuş, ağır vergiler koymuş, uzun saçları bile vergiye bağlamıştır. Toplanılan paralarla antik dünyanın en ünlü heykeltıraş ve mimarlarını Halikarnassos’a çağırmış ve anıt mezarı kurdurmaya başlamıştır.

Mavsolos, 24 yıl Karya’yı idare etmiştir. M.Ö.353’de ölünce yerine karısı, aynı zamanda kız kardeşi olan  2.Artemisia geçmiştir. (Kız kardeşle evlilik dünya üzerinde Mısır firavunları ve Polenezya adaları kral aileleri dışında hiçbir yerde görülmemektedir. Yönetici aile kendilerini halktan çok üstün gördüklerinden başkalarıyla evlenmek istememişlerdir.) 2. Artemisia’nın yönetimi iki yıl sürmüştür. Kocası zamanında yapımına başlanan Mavsoleion mezar anıtının  yapımının sürdürülmesi, önemli bir çalışmasıdır. 2.Artemisia zamanının en önemli olayı Rodos’un ikinci fethidir. 2.Artemisia  M.Ö. 351’de ölünce, yerine kız kardeşi Ada ile evlenen İdrieus satrap olmuştur. Idrieus’un  M.Ö.334’de ölümünden sonra karısı Ada başa geçmiştir. En küçük kardeş Piksodaros M.Ö.340’da Ada’yı Halikarnassos’dan Alinda’ya sürerek Karya’nın bir kısmını ele geçirmiştir. Piksodaros’un kızı Pers asilzadesi Orontobates’le evlendirilmiştir. İskender’in Halikarnassos’a gelmesinden kısa bir süre önce Piksodaros ölmüştür ( M.Ö.334). 
Makedonya kralı İskender, M.Ö.334 sonbaharında Halikarnassos önlerine ulaştığında Pers asilzadesi Orontobates satrap olarak bulunuyordu. Makedonyalı İskender  şehri ele geçirdikten sonra kendisine Alinda'nın kapılarını açan Ada’ya  Karya satraplığını verdi. Ada'nın hükümdarlığının ne kadar sürdüğü kesin olarak bilinmemektedir.
İskender’in ölümünden sonra Halikarnassos, komutanlarından Asandros’un yönetimine geçmistir. M.Ö.313’de Monoftalmos (tek gözlü)  lakabıyla tanınan Antigonos bölgenin hakimi olmuştur. M.Ö.301'de general Lisimahos Karya’nın egemenidir. M.Ö.281’de Kurupedion savaşından sonra Lisimahos harp meydanında öldüğünden, bu tarihten sonra Ptolemaios’lar bölgeye hakim olmuşlardır. 
Şehir İskender tarafından yıkılıp, yakıldığından bir daha kendisini toparlayamamıştır. M.Ö.301’de Makedonya Kralı Philip V. Halikarnassos’u kısa bir süre için işgal etmiştir. M.Ö.197’de Suriye kralı 3.Antiohos Halikarnassos’u ele geçirmek istemişse de basarılı olamamıştır. M.Ö.189’da Apameia barışı ile Romalılar Halikarnassos’u Rodos deniz devletine vermişlerse de bu bağlanış kağıt üzerinde kalmıştır. Şehir bağımsızlığını  M.Ö.129’a kadar sürdürmüştür. Bu tarihte Halikarnassos, Roma’nın Asia Eyaletine bağlı küçük bir şehirdir. M.Ö.80’de korsan Verres’in saldırısına hedef olur. M.Ö.60’da ise fakir bir şehir olarak gözükür. Roma iktidar savaşı sırasında (M.Ö.43), Sezar katilleri Brutus ve Cassius'un Halikarnassos yakınlarındaki Mindos’u (bugünkü Gümüşlük) karargah olarak kullanmaları nedeniyle Halikarnassos, oldukça zarar görmüştür. İmparator Augustus zamanında şehir bayındırlık hareketlerine sahne olmuştur. Bazı tapınaklar  (Mars tapınağı) bu tarihte yapılmıştır. M.S.4. yüzyılda Roma eyaletleri tekrar düzenlenirken Karya ayrı bir eyalet haline getirilmiştir. Hıristiyanlığın resmi din olarak kabul edilmesinden sonra Halikarnassos, Piskoposluk olmuş, Afrodisias Metropolitliği’ne bağlanmıştır.

M.S.11. yüzyılın son çeyreğinde Halikarnassos, Türklerin eline geçmiştir. Birinci Haçlı Seferi sırasında (1096 - 1099), Bizans bölgeye hakim olmuştur. M.S.13. yüzyıl ortalarında Menteşe Beyi emrindeki Deniz Gazileri Halikarnassos’u tekrar ele geçirmişler ve buraya bir kale inşa etmişlerdir. 1402 yılında Yıldırım Beyazid Ankara savaşında aksak Timur’a yenilince Anadolu Birliği dağılmış bu arada Saint Jean şövalyeleri, Mehmet Çelebi’den İzmir’de yıkılan kalelerinin yerine Anadolu kıyılarında Osmanlılara ait bir toprak parçasında kale yapmak için yer istemişlerdir. Mehmet Çelebi Halikarnassos’u Saint Jean şövalyelerine vermiştir. Ancak, Mentese Beyi İlyas Bey, bu topraklar benimdir demiş, Saint Jean şövalyelerine silahla karşı koymasına rağmen şövalyeler Mesy adini verdikleri Halikarnassos’u ele geçirerek,Türk kalesinin bulunduğu Dor akropolü üzerinde kalelerini kurmaya başlamışlardır. Bodrum 5 Ocak 1523’de Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos’u fethi ile birlikte Osmanlı Türk İmparatorluğu’na tekrar katılmıştır. 1770 yılında Rus donanması  Bodrum’u top ateşine tutmuştur. 1824 yılında Yunan isyanı sırasında Bodrum Türkler tarafindan bir üs olarak kullanılmıştır. Birinci Dünya Savaşı sırasında 26 Mayıs1915’de Fransız Duplex zırhlısı Bodrum’u bombalayarak asker çıkarmak istemiş, Bodrumlular’ın karşı koymaları üzerine bir çok ölü vererek geri çekilmiştir. Türkiye Birinci Dünya Savaşında mağlup olunca, Bodrum 2 Mayis 1919’da İtalyanlar’ca işgal edilmiştir. İtalyanlar kaleyi karargah olarak kullanmışlar ve halkla daha iyi geçinmeye çalışmışlardır. Mustafa Kemal  Atatürk’ün Anadolu’da başlattığı İstiklal Savaşı, Türkler lehine gelişme gösterince İtalyanlar, 5 Temmuz l921’de işgali kaldırarak Bodrum’dan ve Muğla çevresinden ayrılmışlardır.
Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı)'nın Anlatımıyla Bodrum ve Kalesi. Kendi Hayatını Anlattığı  "Mavi Sürgün"  Romanından Alıntı;
                                                                                        KALE -  BODRUM
"Bir merakım da şu içine kapatılacağım anı sanı kara netameli Bodrum kalesini gezmekti. Onu gereğince anlatmam için Bodrum tarihini kısaca gözden geçirmem gerek.  İlk önceleri şehir mavi esen delikanlı meltem tanrısı Zefiros’un adından Zefiriya diye anıldı. Yani, mavinin asıl canı ciğeri, gönlü olan bir maviliği ilk oraya mal eden ben değilim. İsa’dan bin beş yüz şu kadar yıl önce Mısır’da Nil deltasında denizden saldıran  -ve Firavunlar tarafından “Deniz Halkı” diye anılan- denizcilerin arasında Karyalılar başta gelir. Mısır Firavunu Psametikus zamanında, Mısır hizmetinde Kayralı denizciler vardı. Orası İsa’dan bin şu kadar yıl önce Halikarnassos adını aldı. Assos harfleriyle biten her yer adı gibi bu yer de Helence değil, Anadolu’nun unutulmuş bir diline aittir. Halikarnas’ın ta başlangıçta, denizle ilgisi, sikkelerinin üzerinde deniz tanrısı Poseidon’un başı ve üç dilli zıpkının bulunmasından bellidir. Halikarnas kraliçesi yirmi, yirmi beş yaşındaki Artemisiya, kendi filosunun fiilen amirali ve Xerxes’in bağlaşığı (müttefiki) olarak İsa’dan beş yüz yıl önce Salamis deniz savaşında bulundu. Yenilen ve batırılan bir çok donanmaların arasında donanmasını kurtaran tek amiraldi. Savaştan önce Artemisiya, Xerxes’e durumun kendileri için iyi olmadığını bildirmiş ve o gün için bu durumda savaşa girişilmemesini söylemişti. Ne var ki Xerxes, o tumturaklı kibiriyle, şöyle yaparız, böyle yaparız! Diye yüksekten atıcı cevaplar verdi. Sonuç belli. Böylece dünyanın ilk ve son kadın amirali Halikarnaslıdır. 
Tarih babası Herodot da Halikarnaslıdır. Herodot’un yazdığına göre, savaş sonunda Xerxes, “Bugün erkekler kadınlar gibi, kadınlar da erkekler gibi savaştılar!” demişti. Bu sözler, Artemisiya hakkındadır. Artemisiya o savaştan sonra filosuyla Rodos adasını zaptetti. Bu, Adanın ilk zaptedilişidir. 
Artemisiya adlı ikinci bir Halikarnas kraliçesi, ölen kocası Mausolos adına, dünyanın yedi harikasından biri olan “Halikarnas Mausoleum”unu yaptırdı. Büyük İskender şehri sardı, dış duvarları ele geçirdi, ama iç duvarları alamadı.
Yüzyıllar geçti. Haçlılar, Kudüs’e giden deniz yollarını kendi egemenliklerine almak ve Anadolu kıyılarında korsanlık etmek için Rodos adsını genel karargah edindiler. Anadolu kıyılarında ve adalarda büyük kaleler kurdular. Bu arada Rodos Sen Jan Şövalyeleri Halikarnas’ta da koca bir kale yaptılar. Kale, yan yana hilal şeklindeki limanların tam ortasındaki yarımadanın üstündedir. 
Kat kat beden duvarlarıyla sarılı kalenin yapılışını, şövalyelerin mühendis ve mimarı Schlegelholt anılarında şöyle anlatıyor: Kale duvarları için taş lazım olmuş. Bu sebepten Halikarnas Musoleum’unu kırmışlar. Adam yaptığı bu marifeti anlatırken, aynen şu sözleri kullanıyor; “Alaşağı ettik, kırdık, parçaladık” Şövalyeler şatoyu havari Sen Piyer’e adadıkları için, adına Petronium dediler. Petronium sözünü Türkçe’de Bodrum’a çevirdiler ki, bu ad    (1. Zefiriya, 2. Halikarnasos,  3. Petronium) şehrin dördüncü adıdır. Ne yazıktır ki, apaydın ve masmavi bir yurt köşesi olan bu yer, Bodrum gibi karanlık bir adın kara damgasıyla karara kalmış olsun.
Sultan Hamit tahta çıktıktan az sonra kale, hapishane olarak kullanılıyor. Birinci Dünya Savaşında kale bombardıman sonucunda haraboluyor. Günümüze kadar o viran haliyle kalıyor. 


Kale’nin ilk bombardımanı şöyle olmuş; Gökova Körfezi’nde (Bodrum, bu körfezin kuzey ağzındadır), Oniki ada dolaylarında gelen geçen İngiliz ve Fransız gemilerini torpilleyen bir Alman denizaltısı varmış. Fransızlar, denizaltıya ait akaryakıtın Bodrum kalesinde depo edildiğini sanarak, Bodrum’a “Dupleix” kruvazörünü göndermişler. Kruvazör şafakla beraber gelip, Bodrum’un önüne demirlemiş. Bütün şehir masum bir çocuk gibi uyuyormuş. Kıyı boyunca deniz, beyaz evlere ve arkadaki dağlara ayna oluyormuş. Kruvazörün topçu komutanının; “Bu kadar güzel ve günahsız bir şehri nasıl topa tutacağız?” demiş olması ünlüdür. 
Kruvazördekiler, oradaki bir jandarma çavuşuna, iki saate kadar kaleyi yoklama izni vermediği taktirde, zorla yoklayacaklarını bildirmişler. Çavuş da ne halt edeceklerse etmelerini, çünkü kendisinin izin veremeyeceğini söylemiş. İki bin nüfuslu küçük kasabada, on-onbeş av çiftesi, birkaç şeşhane ve çakmaklı bozması birkaç tüfek, bunlardan da başka düşmanın denize döktüğü mayınlarından çıkarılan dinamitlerle yapılma bombalardan başka silah yoktu. Kruvazörse, yirmi dört santimetrelik modern toplar taşıyordu. Yalnız yaşlılardan ve çocuklardan oluşan şehir halkı öylesine dayandı ki, geminin limana gönderilen bütün filikaları zapt ve içindekiler tutsak edildiler. Kruvazörün subayları şehirde silah yok diye güvertede dururken, birçoğu yaylım ateşiyle öldürüldüler. Kruvazör top ata ata çekilip gitti.
Milli Eğitim Bakanlığı, kaleyi antika diye saklıyor. Oysa ne sanat, ne de tarih bakımından bir değeri vardır. Sen Jan Şövalyeleri çeşitli uluslara mensup oldukları, her ulus da ayrı bir kulede oturduğu için, orası ancak Ortaçağ Avrupasının çeşitli kule mimarisinin bir müzesi olabilir. Kulelerden başka, bütün alanlarından yararlanılmalıdır."
Böyle yazmış Balıkçı Mavi Sürgün romanında. 
Yukarıdaki yazısında, Bodrum'un yerini belirtmek için, ....Gökova Körfezi’nde (Bodrum, bu körfezin kuzey ağzındadır)....şeklinde, Bodrum'un coğrafi konumunu tarif etme gereği duymuştur. Çünkü o zamanlar için antik çağlardakinin çok aksine Bodrum, kervanın zaten geçmediği, kuşun da pek uçmadığı bir yerdi. Günümüzde ise değil Türkiye'de, bütün dünyada bilinir olmuştur Bodrum.
Yine yukarıdaki yazısının son kısmında, Milli Eğitim Bakanlığı, kaleyi antika diye saklıyor. Oysa ne sanat, ne de tarih bakımından bir değeri vardır. Sen Jan Şövalyeleri çeşitli uluslara mensup oldukları, her ulus da ayrı bir kulede oturduğu için, orası ancak Ortaçağ Avrupasının çeşitli kule mimarisinin bir müzesi olabilir. Kulelerden başka, bütün alanlarından yararlanılmalıdır. diye yazmıştır. Kuleler de dahil bütün alanlarından yararlanılmış ve Bodrum Kalesinde, kendi alanında dünyanın en önemli müzelerinden biri olan, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi kurulmuştur.
Yukarıdaki Bodrum'u anlatan yazılardan sonra ve aşağıdaki "Eski Bodrum Üzerine" yazısından önce burada birkaç tane "Eski Bodrum" fotoğrafı sanırım iyi duracaktır. Sayın Başkanımın aşağıdaki yazısı, Bodrum'un bu kadar da eski hali üzerine değil ama, olsun...
 ESKİ BODRUM ÜZERİNE…
Eski Bodrum, kişiye özel bir durumdur ve herkes için Bodrum’u ilk gördüğü gündür. “Eski Bodrum” 70’li yıllarda Bodrum’u tanıyanla, 90’lı yıllarda tanıyanın eski Bodrum’dan anladığı farklıdır. Aranan, büyük ihtimalle sessizliktir, sakinliktir, alabildiğine yeşildir, masmavi uçsuz bucaksız denizdir, çay içmek için gidilen köhne bir kahvedir. Taş evlerdir, köy düğünleridir, geleneksel deve güreşleri ve yarımada taşımacılığında kullanılan yeşil ciplerdir. 
1970’lerden günümüze dünyada, ülkemizde ve Bodrum’da çok şey değişti. Bir hastanesi bile olmayan Bodrum’dan bu günlere gelindi. Akrep sokmasına karşı koyun postuna sarılarak umut aranan tedavi yöntemleri çok geride kaldı. Sağlık ocaklarından sonra devlet hastanesi ve özel hastaneler sırayla açıldı. Köy ilkokullarından sonra kolejlerimiz açıldı. Peki bu gelişmeler niye? Çünkü insanlar talep etti, nüfus arttı, özellikle Marmara depreminden sonra ciddi şekilde göç aldı Bodrum.. 
Bodrum, eski Bodrum’u özleyenler adına ilk darbeyi, 1980’lerin başlarında yedi. Bu darbenin sıkıntıları hala sürüyor. İkinci konut ve kooperatif evlerinden söz ediyorum. Bunlara halk arasında küp şeker ya da kesme şeker demeye başlandı bir süredir. Fakat o zaman, bu yatırımlara girenler, küp şeker olarak görüyorlardı evlerini ya da sitelerini... Her şey hızla o zaman değişmeye başladı. Bodrumlu o gün mutluydu bu değişimden, cebine para girmeye başladı, esnafın yüzü güldü, kahvehaneler önce restoran oldu, sonra alüminyum doğramayla tanıştı. Kat çıkmaya başlandı. Tüm bu gelişmeler (!?) Yarımada’nın artık tek bir belediye ile yönetilemeyeceğinin anlaşıldığı yıllara kadar kontrolsüzce sürdü, gitti. Bugün artık biri ilçe, diğerleri belde olmak üzere toplam 11 belediye Yarımada’yı yönetmekte. Bunun yararları da her beldede görülmeye başlandı. Her belde kendi farkındalığı içinde konularını ele alıp insanların bilinçli ya da bilinçsiz isteklerini veya ihtiyaçlarını bilinçli bir çerçeveye sığdırıp çözüm üretmeye başladılar. 
Bodrum dünyada öne çıkan sayılı turizm merkezlerinden biridir. Bugüne kadar hep sanıla geldi ki, insanlar buraya deniz-güneş-kum üçlüsüne geliyor. Bir kısım belki gerçekten böyleydi ve onlar için bol yıldızlı oteller inşa etmek gerek dendi. Oteller birbiri ardına boy göstermeye başladıktan sonra turizm acenteleri ile tanıştı Bodrumlu. Kendini bekleyen sorunla da aynı zamanda tanıştı ve bugün artık turist çarşıya inmez oldu. Geçmişe dönüp baktığında anladı ki o turist geçmiş yıllarda da aslında Bodrum’un doğasına geliyordu. Ortalıkta inanılmaz bir kalabalık var ama alışveriş eden yok. Gelen turiste bakınca, bol yıldızlı otel için parasını memleketinde ödemiş, beş kuruş daha vermemek için otelinden çıkmıyor, çıkmak istese de çıkarılmıyor. 
Ortakent, bunun farkına çok erken vardı, onun için hala bugün, yarımadanın gerçek dinlence merkezi sıfatını sürdürüyor. Ortakentli şunun da farkına vardı ki gelen turist, doğa, kültür birikimi ve sessizlik arıyor. Yılın 350 günü çalışan insan 15 gün olsun sessizlik, yeşil, yürüyüş ve mavi bayrak arıyor. 1999 yılında kurulan genç belediyemiz bunu korumak peşinde. 
Neler yapıyoruz bunları korumak ve geçmişten izleri sürdürebilmek için? 04 Temmuz 2006 günü Ortakent Yahşi Belediyesi Meclisi, toplantısında önemli bir karara oybirliğiyle imza attı. Ortakent ve Yahşi’de bundan böyle arazi koşulları ne olursa olsun 2 katın üzerine çıkılamayacak ve Bodrum kat yapılamayacak. Bu cesur girişim daha sonra diğer belediyelere de örnek teşkil etti. Bir diğer önemli konu ise Yarımada’daki en geniş mandalina bahçesine sahip Ortakent’in bu dokusunu korumak. Belediyenin önündeki en önemli sorunlardan biri olan bu konu da aşılma noktasına getirildi. Ortakentli mandalinaya yaptığı yatırımın yarısını bile geri alamamaktan haklı yakınırken, belediye olarak bu alanlara çözümün en kolayını getirip imara açmak, çevremize baktığımızda hataların en büyüğü olurdu. Mandalinayı hak ettiği yere getirebilmek ve mandalinanın sahibine eskisi gibi para kazandırmaya başlaması hedef seçildi. Ortakentli mandalinaya saygı duyar, çünkü bilir ki bu gününü ona borçludur, yeter ki en azından yaptığı masrafı geri alabilsin. 
Beldemizde bulunan büyük marketlerle yapılan ön görüşmeler sonrasında nihayet Bodrum Narenciye Birliği’ni kurduk. Kaymakamlığımızın, Bodrum Ticaret Odası’nın, yarımada belediyelerinin desteğiyle 150 bin Euro değerinde, çapı 9 cm’ye kadar olan mandalinayı boyları ve renklerine göre ayırabilen bir boylama makinasını da kurduk. Bu makina, bir saatte 5 ton ürünü işleyebiliyor. Tüm çabaların tek amacı Ortakent’te de olduğu gibi tüm mandalina bahçelerini ve esas doğayı kurtarmaktır. Ortakent turizminin geleceği bu doğal dokuda yatıyor. Ben beldemde sarnıçları, değirmenleri, tarihi taş evleri korumak durumundayım, düğünüyle, nakışıyla kültürümüzü korumak durumundayım. Denizimizin Mavi Bayrak’ını korumak zorundayım. 


Yapılan anket sonucuna bakıldığında “dünkü Bodrum” bir özlem olarak dile getirilmiş. Fakat sormalı katılanlara, “sizce dünkü Bodrum hangi Bodrum’du” diye. Bodrum gelişmek zorundaydı, hastanelerimiz, kolejlerimiz olmak zorundaydı. Bunların yokluğundaki zor günleri ben yaşadım ve artık hayatımız kolaylaşsın istiyorum. Doğallığı korumak adına hastalarımızı bu çağda deve ya da eşek sırtında taşıyamayız. Bu yarımadada doğuştan yaşayanlar olduğu gibi sonradan Bodrumlu olanlar ve bir de sadece yazın gelenler var ve herkesin beklentisi farklı. 
Bodrum ve Bodrumlu herkese kucak açmıştır. Bir de bu gelişmeden Bodrum’un geldiği durumu düşünelim. Sürat motorlarıyla, asfaltlarla, büyük marketlerle tanışan Bodrumluyu. Genç Bodrumluları bir kenara koyarsak eski nesil gerçek bir şaşkınlık yaşıyor, özellikle yaz aylarında. Onlar da özlüyorlar eski Bodrum’u ama çağ değişiyor.
Sonradan Bodrum’a yerleşenler özellikle yapılaşmadan şikayet ederler ama çoğu da sitelerde otururlar. Bu bir bakıma egoizm gibi gelmiştir bana. Bu, dünyanın en güzel köşelerinden birine ben geldim, başka da kimse gelmesin der gibi… Yapılaşma sınırlandırılmalı mı? sınırlandırılabilir mi, yöntemi nedir uzun bir konu ama yapılaşma planlanabilir. Yarımada bazında yaşam alanları ile eğlence alanları tanımlanabilirse planlanabilir ve bu yapılmak zorundadır. Ortakent bir dinlence merkezidir, sessiz ve sakindir. Şikayetlerin pek çoğu da özellikle eğlence ve dinlence alanlarının birbirine karıştığı yerlerden gelir. Tüm şikayetler haklıdır ve çözülmelidir. Ancak yine de bakmak gerekir, şikayet eden eğlence merkezinin orada olduğunu bile bile mi oradan konut edinmiştir? Öyleyse şikayete hakkı yoktur.
Bodrum, dünyanın gözünde önemli bir merkezdir ve aslında eğlence sektörü adına yapılan tüm yatırım iki ay gibi kısa bir sürede kara dönüştürülmek zorundadır. Bu insanlara diyebilir misiniz saat 24:00’da müziğini kapat? Bunun yerine yerleşimle eğlence merkezi arasına mesafe koymak en doğrusudur, bu da ancak planlı yapılaşmayla olur. Planlı yapılaşamamaktaki en büyük sorun ise artık herkesin ağzında sakız olmuş 1/25 bin planlarıdır. Daha bu yapılmadan imar yetkisi elimizden alınıyor. Bakalım sonrası ne olacak. Malum, İspanya, İtalya, Yunanistan, çarpık yapılaşmanın kurbanı oldular ve turizmde büyük ölçüde kaybettiler. Hep Yunan adaları örnek verilir, doğal dokusu, temizliği, denizi… 
Yunan adaları göç almaz çünkü, aksine göç verir ki bu yaşanmasın diye Yunanistan Hükümeti adalarda yaşayanlara maaş verir. Bunun karşısında Kos’ta hastalanan bir Yunan vatandaşı Bodrum’daki hastaneye gelip tedavi görür. Tıpkı bundan 30 yıl önce akrep sokan bir çocuğun koyun postuna sarılıp sağlık ocağına yetiştirildiği günler gibi...
Ortakent farkındadır. Bu yüzden Ortakentli yıllardır zarar ettiği halde mandalina bahçelerini hala korur. Çünkü bilir ki çocuklarını o mandalina sayesinde okutmuş, evlendirmiştir ve bilir ki turizm bu doğal dokuya ihtiyaç duyar. Ortakent Yahşi Belediyesi de bu bilinçle işini yapmakta, kültürünü, doğasını korumakta, geçmişten gelen mirasını geleceğe taşımaya gayret etmektedir. 
Kısacası Ortakent Yahşi’de gelecekte de deniz tertemiz ve Mavi Bayraklı olacaktır, gelecekte de geleneğimiz olan deve güreşleri organize edilmeye devam edecektir, yeşil doğa korunacaktır

Mehmet KOCADON 
ORTAKENT-YAHŞİ BELEDİYE BAŞKANI
Güncelleme Tarihi: 22 Nisan 2012, 13:32
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568