Dünden sonra yarından önce...

dünlerden bu güne ...

Dünden sonra yarından  önce...

Güneş kızıl bir şemsiye, renk cümbüşü bulutlar. Gökyüzü çeyiz odasında misafir. Ve atlar dörtnala gelir tozu dumana katarak ve mızraklar doğrultulur üzerime, bakışlar öfkeli mi öfkeli. Yüreğim depremlerde. Sezinleyemediğim bir şeyler olacakmış hissi var içimde.

Korkakça mı desem bedenim.

Durdular:

Hitit Kralı II. Hattuşaş ile birlikte Babil, Huri-Mitanni, Harami, Asur, Pers, Makedonya, Roma, Bizans, Selçuklu Kralları... Hitit Kralı Hattuşaş birden atladı atından... Ve yorgunluktan terleyen at da huysuzlanırcasına kuyruğunu bir sağa bir sola hoyratça savurup yerinde duramıyor.
Hattuşaş hızlı adımlarla şiddetli bakışlarını bana doğru yöneltti.

Elimi uzatarak;

—Hoş geldiniz Güzel KİLİS’İMİZE!” diyerek devam etmeye çalışırken, sözümü bitirmeden, Hattuşaş, kızgın bir sesle:

— Ne hoşu? Ne güzeli? Kilis’i böyle mi bıraktık sizlere?

Elimi sıkmadan devam ediyor:

—Nerede bizim Kilis?” diyerek arkadaşlarına seslendi:

— Sizler de gelin buraya ve konuştuklarımıza şahit olun! Böyle bir KİLİS mi bıraktınız sizler de?

Diğer krallar atlarından inerken söylenerek ve asık suratlarıyla bakışlarını bana odaklaştırdıklarında; neler hissettim bilseniz!

Ve devam eder Hattuşaş:

“- Oysa gece gündüz uyumadan Kilis’e bir an önce varalım istedik, ormanlar içerisinde suların sesi ile dinlenip, tekrar yolumuza devam ederiz diye düşledik, yol aldık ama görünen o ki çok yanılmışız. Hani ormanlar? Hani akarsular, dereler, taşan kuyular, çeşmelerde şarkı söyleyen musluklar? Neredeler? Ravanda Kalesi de yok olmuş gibi. Nerede höyüklerdeki o güzelim miraslarımız? Hâlâ günışığına çıkarılamamış! Toprak altında kalsın diye mi bıraktık sizlere? Neden? Neden? Sizler ne bırakacaksınız yarınlarınıza? Çocuklarınız size orduklarında nasıl yanıtlayacaksınız bunları? Düşündünüz mü? Güneş altında ölüp ölüp dirildik. Bir ağaç dahi bulamadık gölgelenecek. Zeytinliklere ne olmuş? Haydi, arkadaşlar daha fazla durmayalım burada susuzluktan atlarımızda perişan oldu. Yine gelir miyiz? Bilinmez ama bilinen gerçek şudur ki: İnsanlık için hiçbir şey yapılmamış. Yazık! Yazık! Çok yazık!” diyerek atlarına binen Krallar, Hattuşaş’ın peşinden dörtnala yol almaya koyuldular.

Ne diyeceğimi bilemeden şaşkınlıkla izlerken gidişlerini, savurgan düşlerimin, girdaba kapılmış düşlerle çarpışırken acımasızca bir şeylerin eksik olduğunu hatırlatmaya çalıştılar ve analiz etmeye başladım, yumruklarımı sıkıp. Med-cezirlerden sonra, neden? Neden diye de kocaman soruyu yineledim kendime! Neden? Neden? Nerede hata yapılmıştı? Sorgulamalar yalın ve tarafsızca... Hep birlikte araştıralım, bulmaya çalışalım cevapları. Bu temel düşlerin haritasını belirginleştirmeye çalışırken: At kişnemeleri ile irkildim.
Altın işlemeli eğerler ve üzengiler başımı döndürdü. Pervasızca dönüp durdum.
Gözlerimi kamaştıran pırlantalar ve rengârenk işlemeli kaftanlar içerisinde mağrur bakışları atmaca misali bir çift gözün üzerimde olduğunu iyice hissetim. Kim bunlar, diye kendime sormaya çalışırken:
Yağız atından Padişah edasıyla inen öndeki genci, doru atlı aksakallı adam tanıtmaya çalıştı bana.
İşte o mağrur bakışlı Yavuz Sultan Selim Han’dı... Beraberindeki atlılar da selam vererek yaklaştılar.

Yavuz Sultan Selim:

“- Kilisli Kilisli bu güzel şehrimize neler olmuş? Nerede bağlar, bahçeler, ormanlar, hanlar, hamamlar, Bey Konakları, taş evler nerede!? Nerede benim Mercidabık Ovam? Neden belirsizlik hüküm sürer burada? Bu ülkeyi yönetenler, Kilis’i sevenler nerede? Çok üzüldüm! Daha güzelleşeceğini düşünürken, insanoğlu için bir şeyler yapılmamış! Yapılanlar da yok olmuş. Böyle görmek için mi yıllarca koruduk namusumuzu-topraklarımızı? Kıtaları böyle olsun diye mi aştık durduk yıllarca? Emanet böyle mi korunur?” diyerek kızgınlığını belirtirken aniden durdu. Kısa bir sessizlikten sonra:

— Haydi, bre arkadaşlar yol alma vaktidir şimdi.

— Kal sağlıcakla breee Kilisli.

Diyerek mahmuzladılar atları ve atlar dörtnala yeleler savurgan...

Haklıydı, evet evet çok haklıydı. Hassas bir noktada birleştirdi düşlerimi. Heyecandan titreyen yüreğim nerdeyse duracak gibiydi. Nefes alırken zorlanıyor, boğazım düğümleniyordu. Ölümün soğuk nefesini hisseder gibiydim. İki elim başımın arasında. Gürültü ile kendime geldim.

O da ne? Olamaz? Olamaz? Mustafa Kemal ATATÜRK ! Başkası da  olamazdı!

Gözlerimde umutlar dünyayı kucaklıyor yine... 

Güç veren bakışları, deniz mavi gözleri, siyah taksiden inerken sevecen gülüşüyle eldivenlerini çıkartarak, çevreye bakınırken heyecanla, kravatını düzeltti ve duraksadı birden. Bu kez gözlerde öfke, sesinde hüzün:

— Ben,28 Ekim 1918’de bu Türk toprağına ayak bastığımda çok mutlu olmuştum ve mutlu oluşumu; “İlk defa ayak bastığım bu Türk toprağındaki uyanıklığa cidden hayran kaldım ve bir daha iman ettim ki, bu millet asla ölmeyecektir, var olun aziz Kilisliler!” deyişimle de açıkça belirtmiştim. Bir şeylerin değişeceğini ve bu toprakların ülkemize ticari ve sanayi bakımından katkı sağlayacağını düşünmüştüm. Ama yanıldığımı anlıyorum şimdi. Ne sanayi bakımından bir gelişme var, ne de bir sosyalleşme toplumca bilinçli. Çok yazık çok yazık! Sınır kenti böyle olmamalı!

Yanındaki arkadaşlarına dönerek:

— Arkadaşlar, içinde bulunduğumuz bu kötü koşullar bizim kurtuluş savaşında başlattığımız mücadeleyi anımsattı bana. Yurdumuzu parselleyen müttefik güçlerine karşı yaşlı-genç, demeden kadınlarımızla, ninelerimizle onurumuzu koruyarak, yarınlara bıraktığımız TÜRKİYE CUMHURİYETİ’NİN topraklarındaki şehrimiz Kilis’te gelişim neden sağlanamamış? Neden?

— Nerede Kilis kültürü?

— Nerede sanayi?

— Nerede turizm?

— Nerede tiyatro salonları?

— Güzelim Kesmelik ne hallerde ve dumanlar kaplamış KİLİS’İ, yanıyor beyler ciğerlerimiz yanıyor, Kesmelik yanıyor!

Derken arka taraftan fötr şapkalı, şık giyimli bir beyefendi hızlı hızlı yürüyerek İsmet Paşa’nın (İnönü) yanından geçip, ATATÜRK’ÜN önünde durdu ve yüksek sesle:

— Sevgili Paşam, benim zamanımda Avrupa’dan Kilis’ime Mantık dersi almak için öğrenciler gelirler ve buradan aldıkları diplomalarla ülkelerine dönüşlerinde; ellerimi sıkarak bana teşekkür ederlerdi defalarca. Oysa şimdi Kilis’imde en azından bir üniversite görmek isterdim Paşam, bir Üniversite... Bir ÜNİVERSİTE dahi açamamışlar!” demez mi? Şık giyimli, fötr şapkalı adam.

Ve GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:

— Haklısın Mantıkçı Abdullah Efendi, sen de haklısın...

Dik bakışlar yerde ve üzgün bir şekilde arkadaşlarına dönerek:

— Arkadaşlar, bizler umutlarımızı yitirmeyelim, yitirmeyelim ki bu insanlara biraz güç gelsin ve Kilis’i sevenler yeniden düşünsün! Düşünsünler ki, Kilis’in Kilisliden başka dostunun olmadığını anlasınlar. Anlasınlar ki, Kilisli el ele vererek değiştirsinler Kilis’i, gelişimi sağlasınlar!

Güzelden daha güzele gitsinler umutla!

Bana biraz daha yaklaşır ve sevecen bir bakış, sıcak bir sesle:

— Ey genç arkadaş, en azından bir Üniversite bekliyoruz sizlerden, derken duraksadı, eğilip bir avuç toprak aldı ve toprağı öperek:

“- Ey Kilisli, sen ki bu topraklar üzerinde nefes alıyorsun ve bu toprakları korumaya çalışmalısın! Korumalısın ki satılmasın bir avuç akçeye, yaban ellerine! Korumalısın ki Aslan Bey’in, Kartal Bey’in, Şahin Bey’in, yüz binlerin kanları ile sulanmış topraklarımızda barış hüküm sürsün, dalgalansın şanlı bayrağımız, sonra yazık olur bebelere... Yazık olur!..” diyerek el sallayarak ve gözlerde hüzünle taksilere binerek uzaklaştılar.

Siyah taksiden acı bir korna sesi içimi burkutan ve arkalarında toz bulutu gözlerimde deniz bakışların sıcaklığı.
Çok utandım sevgili dostlar. Kilisli olduğum için değil! Geçmişte bizlere güzellikleri bırakan insanlara borcumuzu ödeyemediğimiz için utandım.

Bir sahan Yoğurtlu Köfte bile ikram edemedim. Birazcık Öcce yedirip, Kıymalı Köfte de tattıramadım Pekmez Şerbetinden. Kusura bakmayın! Kilis’te hiçbir lokantada bulamadım da ondan arkadaşlar.

“EY YARINLARDAN BU GÜNLERE GÜZELLİKLERİ BIRAKAN YÜREKLER!
SİZLERE SÖZ VERİYORUM!
BIRAKTIĞINIZDAN DAHA DA GÜZEL BİR KİLİS GÖRECEKSİNİZ!
ÇÜNKÜ: GENÇLERİMİZLE KUCAKLAŞAN YİĞİT İNSANLARIMIZ UYANDILAR ARTIK VE ZENGİN İŞADAMLARIMIZ,
DOSTLARIMIZ DAHA ÇOK SEVERLER KİLİS’İ
VE BİR GÜN MUTLAKA
ÜNİVERSİTE TEBALASINI ASACAĞIZ DİYENLER EL ELE ŞİMDİ.
YÜREKLER KİLİS İÇİNDE ÇARPAR,
YARINLAR DAHA GÜZEL OLSUN DİYE!”

NE MUTLU KİLİS’İ SEVENLERE...

Kaybettiklerimizi bulmaya çalışmazsak büyüyemeyiz!

Buluşuncaya kadar umutlarınız dünyayı kucaklasın!
Beklerim efendim! Çaylar Yakamoz’dan

( Kilis 7 Aralık Üniversitesi'nin tabelası asılmadan önce kaleme almıştım)

Güncelleme Tarihi: 29 Aralık 2011, 17:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
Guner Gage
Guner Gage - 7 yıl Önce

Oncelikle yazdiginiz Kilis konusuna sultanlar ve Ataturk'un ugramasi mukemelligini arttirmis .Daha onceleri ilgimi cekmeyen ve hic gormedigim bu guzel sehrin tum fotograf ve videolarina baktim.Gercekten guzel bir sehir olmakla beraber turist sehri haline getirilebilir diye dusundum .Tabiki yalniz Kilis degil daha nice sehirlerimiz koylerimiz var el deymesi gereken yetkililerin daha duyarli olmasi dileklerimle .,zevkle okudugum yazilarinizin devamini bekliyorum sevgiler Kilise_:)

SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568