Bir intihal hikayesi

Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. Emel KOŞAR : "Tuğrul Tanyol üzerine Sudaki Rengine Külünü Savuran Anka-Tuğrul Tanyol Şiiri"

Bir intihal hikayesi

Şu an Muş Alparslan Üniversitesi Finans Bankacılık ve Sigortacılık Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak görev yapan Özcan GÖKHAN 2015 yılında T. C. Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı Yeni Türk Edebiyatı Bilim Dalı’nda “Tuğrul Tanyol: Hayatı-Sanatı-Eserleri” (Danışman: Prof. Dr. Bâki Asiltürk) adlı Yüksek Lisans tezini hazırlamıştır. Ben de 2014 yılında, tezden bir yıl önce Tuğrul Tanyol üzerine Sudaki Rengine Külünü Savuran Anka-Tuğrul Tanyol Şiiri (Mühür Yayınları, İstanbul 2014-ISBN 978-605-4731-81-7) adlı kitabımı neşretmiştim.

Tez adı Tuğrul Tanyol: Hayatı-Sanatı-Eserleri şeklinde son derece geniş olmasına rağmen içerikte sadece benim kitabımdaki “Zaman, Ölüm, Yalnızlık, Aşk, Müzik, Şiir ve Şair, Anne” şeklindeki tasnifim esas alınmış,  cümle ve paragraflar hemen aynen veya ana fikir alınarak kullanılmış; ancak çalışmam sadece bir kez dipnotta verilmiştir. Elbette bir şiir üzerinde benzer yorumlar yapılabilir; ama orijinal yorumlar ve tasnif tarzında farklılık muhakkak olur. Daha önce yapılmış olan bir çalışma olması üstelik tez adının daha geniş tutularak ama içeriğinin önceden neşredilen bir kitapla örtüşmesi ve ona gerektiği şekilde gönderme yapılmaması (dipnot, kaynakçada yer verilmemesi v.s.) bakımından Özcan GÖKHAN’ın tezi özgün bir çalışma değildir. Özcan GÖKHAN, yüksek lisans teziyle aynı konudaki Sudaki Rengine Külünü Savuran Anka-Tuğrul Tanyol Şiiri adlı kitabımdan intihal yapmıştır. 

1.Kitabımda kullandığım Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde “Zaman, Ölüm, Yalnızlık, Aşk, Müzik, Şiir ve Şair, Anne” temalarının işlendiği tasnifim. 

Özcan GÖKHAN’ın tezindeki tasnif: “Aşk, Anne, Ölüm, Yalnızlık, Şiir ve Şair, Zaman, Müzik”

2.Tek tek temalarda yapılan atıfsız alıntılar:

A. ZAMAN:1. “Tanyol’un şiirlerinde zamanın rüzgâr gibi gelip geçiciliği ve su gibi akışkanlığı, onu durduramamanın ve ona yön verememenin (geçmişe dönememenin) sıkıntısı dile getirilmiştir.” (Emel Koşar, s. 28)

“Tanyol’un bazı şiirlerinde zaman rüzgar gibi gelip geçicidir, su gibi akıp gider.” (Özcan Gökhan, s. 99)

2. ““Ağustos Dehlizleri”nde ise yukarıdakilerin aksine “kırmızı bir gülüş” olarak nitelendirilen ağustos ayının yakıcı sıcağı ve yalnızlığı anlatılırken zaman yine bir düş şeklinde tasvir edilir.” (Emel Koşar, s. 18)

““Ağustos Dehlizleri” şiirinde zaman bir esir kervanının yürüyüşüne ve uzun boyunlu bir düşe benzetilir.” (Özcan Gökhan, s. 99)

3. ““Bir Güzden Ağır Adımlarla”da “hayatın yeşil gözlü kısrağı” yaşama coşkusunu, sonbaharın hüznü ise yalnızlığı ve ölümü çağrıştırır. Geride kalan gençlik dönemi, özgürlüğü hatırlatır. Zaman da bir ata benzetilerek onun hızla geçişi vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 20)

“Bir Güzden Ağır Adımlarla” şiirinde sonbahar hüznü, yalnızlığı ve ölümü; hayatın yeşil gözlü kısrağı ise yaşama coşkusunu çağrıştırır. Zamanın hızla geçişi de at imgesiyle verilir.” (Özcan Gökhan, s. 100)

4. “Yahya Kemal‘in “Bir tel kopar âhenk ebediyyen kesilir” (s. 39) mısraına gönderme yapılan “Geniş Zamanlar”da, insan geniş zamanda tutsaktır. Rüzgâr (zaman), onu savurarak öldürür.” (Emel Koşar, s. 28-29)

““Geniş Zamanlar” şiirinde, insan zaman içinde tutsaktır. İnsanı ölümlü kılan zamandır, zaman sonsuzlukla, boşlukla ve sayılarla ifade edilir.” (Özcan Gökhan, s. 100)

5. “Tanyol’un şiirlerinde zamanın hızlı geçişi vurgulanmak için o, “rüzgâr” ve “su”ya benzetilir. Tanyol’un şiirlerinde zaman akıp giden ve insanı yaşlandırıp ölüme iten bir nehirdir. “Yıkık Şarkı”da sevgilisinin dönmesini bekleyen şiir öznesi, akıp giden zamana rağmen aşkıyla ölüme bile karşı koyduğunu söyler.” (Emel Koşar, s. 32)

“Tanyol’un şiirlerinde, zamanın hızlı bir şekilde geçişi rüzgâr ve su imgeleriyle anlatılır. Zaman bu şiirlerde akıp giden bir nehirdir, insanı ölüme yaklaştıran bir nehir. “Yıkık Şarkı” şiirinde şiir öznesi, sevgilisinin dönmesini beklerken, akıp giden ve kendisini ölüme doğru iten zamana aşkıyla direnir.” (Özcan Gökhan, s. 101)

6. ““Dere”de zamanı simgeleyen dereye seslenen şiir öznesi, tabiata ait unsurlardan faydalanarak giderek yaşlandığını ve ölümünün yaklaştığını söyler.” (Emel Koşar, s. 32)

““Dere” şiirinde şiir öznesi, doğaya ait unsurlardan yararlanarak gün geçtikçe yaşlandığını ve ölüme yaklaştığını söyler.” (Özcan Gökhan, s. 101)

7. “Oktay Rifat’a ithaf edilen “Uzakta Kalan” şiirinde de zaman bir nehre benzetilerek, onun geri döndürülemeyecek bir unsur olduğu ve gün geçtikçe yaşlanan insanı ölüme ittiği vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 33)

“Tuğrul Tanyol “Uzakta Kalan” şiirini Oktay Rifat’a ithaf eder. Bu şiirde zaman bir nehre benzetilir, akan suyun asla durdurulamayacağından, geri döndürülemeyeceğinden hareketle günler ilerledikçe yaşlanan insanın ölüme doğru gittiği vurgulanır.” (Özcan Gökhan, s. 102)

8. ““Menzil”de de zamanın (ömür) bir su gibi akıp gitmesi karşısında insanın çaresizliği ve geçmişe dönme arzusu dile getirilir. Zaman, damla damla birbirine eklenerek büyüyen su ve geçmişi gösteren bir aynadır.” (Emel Koşar, s. 37)

““Menzil” şiirinde, zamanın su gibi akıp geçmesi karşısında insanın çaresizliği ve geçmişe dönme arzusu ifade edilir. Zaman, geçmişi gösteren bir aynadadır ve şiir öznesi suya baktığında geçmişini görür.” (Özcan Gökhan, s. 103)

9. “Ali Günvar’a ithaf edilen “Eylül”de ömrün son dönemini simgeleyen sonbahar (eylül), ölüm yolculuğu ve zamanın geçişini yansıtan aynalar, insanı umutsuzluğa iter.” (Emel Koşar, s. 38)

“Tuğrul Tanyol şiirlerinde ayna metaforunu sık sık kullanır. Aynaya bakarak kendini, geçmişini ve zamanı sorgulayan insanın dramını anlatır. Ali Günvar’a ithaf edilen “Eylül” şiirinde zamanın geçişini, yaşlılığı yansıtan aynaların insanı umutsuzluğa sürüklemesiyle ifade eder.” (Özcan Gökhan, s. 104)

10. “Geçmişi yansıtan aynadaki görüntüler, zamanın bir ânlık durmuş hâlinden ibarettir. “Çocuk ve Ayna”da da bir çocuğun gözünden zamanın aynada hızla akıp geçtiği ifade edilir.” (Emel Koşar, s. 39)

““Çocuk ve Ayna” şiirinde, bir çocuğun gözünden zamanın aynada hızla akıp geçişi anlatılır.”(Özcan Gökhan, s. 104)

11.““Saatler Şiiri”nde eski ve çamurlu bir suya benzetilen zaman, geniş kollarıyla herkesi, her şeyi ve her dönemi kuşatır. Saatler üzerinden Doğu ve Batı tarihlerinin ortak yazgısının ölüm olduğu vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 49)

““Saatler” şiirinde zaman eski ve çamurlu bir suya benzetilir. Geniş kollarıyla zaman herkesi, her şeyi, her dönemi kuşatır. Saatler üzerinden insanların ortak yazgısının kaçınılmaz son olarak ölüm olduğu vurgulanır.” (Özcan Gökhan, s. 107)

B. ÖLÜM:1. ““Beyaz At” şiirinde şehveti ve tükenmekte olan ömrü simgeleyen beyaz atla, herkesin kendi çıkarının peşinde olduğu hayatta (yanan kent, sönmüş kent, karanlığa gömülen kent), insanın yalnızlığı ve ölümün giderek yaklaştığı ifade edilir.” (Emel Koşar, s. 53-54)

“Tuğrul Tanyol “Beyaz At” şiirinde tükenmekte olan ömrü simgeleyen beyaz atla herkesin kendi yankısının çıkarının peşinde olduğu hayatta, sönmüş kentleri, boş meydanları, kirli sokakları dolaşır. Ölüm hayatın her alanındadır, acı, sessizlik, nefret ve karanlık her yanı sarmıştır.” (Özcan Gökhan, s. 77)

2. ““Dost Günlerin Sonu” şiirinde, “Beyaz At”taki gibi atın simgelediği ömrün son dönemini ifade eden akşam saatlerinde, siyah (karanlık)-beyaz (aydınlık) karşıtlığından faydalanılarak mutluluğun sona erdiği ve ölümün yaklaştığı dile getirilir.” (Emel Koşar, s. 54-55)

““Dost Günlerin Sonu” şiirinde at ömrün son dönemini simgeler. Ömrün son dönemi günün son saatlerine, akşama benzetilir.” (Özcan Gökhan, s. 78)

3. ““Fısıltı Ağacı” şiirinde ise hayat, çürümüş bir deniz; insan da orada tutsak bir kalyondur. Karanlık bir kuyunun simgelediği ölümün karşısında ise “iki al karanfil” yer alır.” (Emel Koşar, s. 54)

““Fısıltı Ağacı” şiirinde hayat çürümüş bir denize, insan ise denize tutsak bir kalyona benzetilmiştir. Ölüm karanlık bir kuyu ile imlenir. Şair iki ölümden, iki gözüm dediği iki kişinin ölümünden söz eder ve onları iki al karanfile benzetir.” (Özcan Gökhan, s. 78)

4. ““Elinden Tutun Günü”nde, “günü elinden tutarak” hayata tutunmaya çalışan şiir öznesi, ölüme karşı koymaya çalışır. Kent hayatının gürültüsü ve yanık kokusu, ölümü çağrıştırır. “Tahtayı tutkuyla kucaklayan çivi” (s. 18) mısraında Necip Fazıl Kısakürek‘in “Otel Odaları” şiirindeki “çivi yaraları” anımsatılarak tabutla birlikte ölümün giderek yaklaştığı dile getirilir.” (Emel Koşar, s. 56)

““Elinden Tutun Günü” şiirinde, şiir öznesi günün elinden tutarak hayata tutunmaya çalışır. Bu tutunma aynı zamanda ölüme karşı koyuştur. Kentin gürültüsü, karanlık, kül ve kan ölümü çağrıştırır... Tahta, çekiç sesleri ve çivi sözleriyle tabut, dolayısıyla ölüm akla gelir. Ölümün giderek yaklaştığı dile getirilir.” (Özcan Gökhan, s. 79)

5. “Kent yaşamının yapaylığının ve hayatın kısalığının vurgulandığı “İçine Dönük Bir Akşam” şiirinde, ömrün son dönemini simgeleyen akşam, yaşamı tüketerek insanı karanlığa (ölüme) daha da yaklaştırır. Saat, kent hayatının akışını simgeleyen imgedir.” (Emel Koşar, s. 57)

“Yaşamın kısalığının vurgulandığı “İçine Dönük Bir Akşam” şiirinde, akşam ömrün son dönemini anlatır. Saatler, zamanı ve ömrü tüketerek insanı ölüme yaklaştırır. Saat kent yaşamının akışını, yaşamın hızla tükenişini sembolize eder.” (Özcan Gökhan, s. 80)

6. ““Bir Ölüm Gecesi”nde şiir öznesi, bir şubat gecesi saat ikide İstanbul’un kaldırımdaki cesedine bakarak önce yaşadığı şehirdeki, sonra bütün dünyadaki tüm ölümleri (Somali’de açlıktan ölen çocuk, Afrika’da özgürlük mücadelesinde ölen yorgun savaşçı…) bir arada yaşadığını söyler. Ölen kişilerle kendisini özdeşleştirir.” (Emel Koşar, s. 57)

““Bir Ölüm Gecesi” şiirinde şiir öznesi, bir şubat gecesi İstanbul’da kaldırımdaki cesedine bakarak önce yaşadığı şehirdeki, sonra dünyadaki tüm ölümleri (Somali’de açlıktan ölen çocuğu, Afrika’da özgürlük mücadelesinde ölen yorgun savaşçıyı ...) bir arada yaşadığını anlatır. Şiir öznesi tüm ölümlerde kendi ölümünü görür.” (Özcan Gökhan, s. 80)

7. ““Akşamcılar Baladı”nda yukarıdaki örneklerden farklı olarak eski korsan şarkılarının lanetli gemicileri, tarihin meyhanelerinden ve kalyonlarından çıkarak ve kılık değiştirerek yaşamaya devam ederler. Ruhlarında eski korsan hayaletleri taşıyan ayyaş gemiciler için koydan içeri süzülen tekne, tabutu ve ölümü simgeler.” (Emel Koşar, s. 59)

“Akşamcılar Baladı” şiirinde eski korsan şarkılarının lanetli gemicilerinin, Galata sokaklarının dilencilerinin gözünden ölüm anlatılır. Eski korsan hayaletlerini ruhlarında taşıyan Bizans meyhanelerinden, Ceneviz kalyonlarından dökülen ayyaş gemiciler için koydan içeri süzülen tekne, ölümü ve tabutu simgeler.” (Özcan Gökhan, s. 82)

8. “Yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, Tanyol’un şiirlerinde gece ve akşam saatlerinde kent hayatının yapaylığından ve gürültüsünden bıkan insan, yalnız ve mutsuzdur. Şiirlerde, ne zaman geleceği bilinmeyen ölümün karanlığı ve soğukluğu karşısındaki çaresizlik vurgulanır. Âdeta geceyle bütünleşen ölüm, karanlık kuyuya ve dar bir kapıya benzetilir. Siyah (karanlık) ve kırmızı (kan)renkleri de ölümü simgeler.” (Emel Koşar, s. 61)

“Tanyol’un şiirlerinde ölüm; karanlık, gece, sessizlik ve yalnızlıkla birlikte ifade edilir. Ne zaman geleceği belli olmayan ölüm karşısındaki çaresizlik ve korku vurgulanır... Siyah, kırmızı, kan ve kül renkleri ölümü simgeler.” (Özcan Gökhan, s. 86)

C. YALNIZLIK: 1. “Tuğrul Tanyol’un şiir özneleri, özellikle geceleri yalnızlıklarının farkına varır ve hüzünlenirler.” (Emel Koşar, s. 63)

“Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde, geceleri yalnızlığının farkına varan ve hüzünlenen şiir özneleri vardır.”(Özcan Gökhan, s. 86)

2. ““Kasım Sarhoşluğu”nda, şiir öznesi kış mevsiminde (kasım ayında),  gece yapraklarını dökmüş bir ağaç kadar yalnız ve umutsuzdur.” (Emel Koşar, s. 64)

“Şiir öznesi, “Kasım Sarhoşluğu” şiirinde kendini kasım ayında yapraklarını döken bir ağaç kadar yalnız hissetmektedir.” (Özcan Gökhan, s. 87)

3. ““Çiçekleri Dökülen Ağaçta”, kendisini çiçekleri dökülen bir ağaç olarak nitelendiren şiir öznesi, yağmurlu bir gece kentin kirli duvarlarına ve Necip Fazıl Kısakürek‘in “Kaldırımlar” şiirini hatırlatan dilsiz kaldırımlarına bakarak yalnızlıktan ve sevgisizlikten şikâyet eder.” (Emel Koşar, s. 65)

“Şiir öznesi, “Çiçekleri Dökülen Ağaç” şiirinde kendisini çiçekleri dökülen bir ağaç olarak görür.” (Özcan Gökhan, s. 88)

4. ““Yarım Kalan”da şiir öznesi, çocukluğundan beri yalnız kaldığı gecelerde, yarım kalan bir şarkının (hayat)tamamlanamayacağını ve hep eksik kalacağını söyler.” (Emel Koşar, s. 65)

“Tuğrul Tanyol “Yarım Kalan” şiirinde, yalnızlığı yine karanlık ve gece yarıları ile birlikte anlatır. Hayat bu şiirde yarım kalan bir şarkıya benzetilir ve bu şarkıyı kimse tek başına tamamlayamaz. Şiir öznesi, çocukluğundan beri yalnızdır.” (Özcan Gökhan, s. 88)

5. ““Bir Kentin İçerden Görünüşü”nde, özellikle geceleri yoğunlaşan kentin karmaşası ve tabiattan kopuk insanı yalnızlığa iten karanlığı tasvir edilirken trenler, yolları ve yolculuğu (düşleri, ayrılıkları, kavuşmaları); yağmur ise kederi ve ölümü çağrıştırır.”(Emel Koşar, s. 66)

“Bir Kentin İçerden Görünüşü” şiirinde, kentin geceleri yoğunlaşan karmaşası ve bu kalabalıklar arasında yalnızlığın acısını ve kederini yaşayan kent insanın durumu tasvir edilir.Trenler, garlar, yolcu vapurları, vardiyalar kentin yorgun kalabalıklarını çağrıştırır. Telaşla koşuşturan insanların seslerinin ardında hiçlik, keder ve terk olunmuşluk vardır.” (Özcan Gökhan, s. 89-90)

6. ““Şavk”ta toprak testilerde eriyen gün, Dali’nin tablolarındaki eriyen saatleri çağrıştırır. Gün (zaman), suya benzetilerek onun akışkanlığı (hızla geçişi) vurgulanırken nisan yağmurunun hüznü ve insana yalnızlığını hatırlatması da anlatılır.” (Emel Koşar, s. 67)

“Tuğrul Tanyol’un “Şavk” şiirinde gün, zaman toprak testilerde ağır bir yalnızlıkla tükenir. Şiir öznesi yalnızdır ve bu yalnızlığını, tükenen günün eriyişi üzerinden aktarır.” (Özcan Gökhan, s. 90)

7. ““Deniz Gecesi”nde, bir gece kasırgasındaki batık tekneler masalsı bir dille anlatılırken Yahya Kemal’in “Bir tel kopar âhenk ebediyen kesilir” mısraına gönderme yapılarak yalnızlığın insanı ölüme iten gücü vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 67)

““Deniz Gecesi” şiirinde, yalnızlığın insanı sessizliğe ve ölüme iten gücü vurgulanır. Bir gece kasırgasında batan gemi, masalsı bir dille anlatılır. Yalnızlık; korku, karanlık ve geceyle birlikte ele alınır.” (Özcan Gökhan, s. 90)

8. ““Kar Gecesi”nde de gecenin karanlığı, geçmişi hatırlatır. Kefeni ve ölümü anımsatan kar, gecenin beyaz örtüsüdür. Anıları ve yalnızlığı saklar.” (Emel Koşar, s. 67)

““Kar Gecesi” şiirinde kar geçmişi örtmüş, ayak izlerini kapatmıştır… Kar ölümü ve kefeni anımsatır, gecenin beyaz örtüsü yalnızlığı ve anıları saklar.” (Özcan Gökhan, s. 91)

9. ““Ilık Bir Kül Gibi”de, karlı bir gece hayatını yanmış bir orman gibi gören şiir öznesi, sevdiği kadını düşlerken yalnızlıktan şikâyet eder. Su (zaman) tanelerinin soğuk havayla karşılaşması sonucu ince buz parçalarına dönüşmesiyle oluşan karı da ılık bir kül olarak yorumlar” (Emel Koşar, s. 68)

“Tanyol’un “Ilık Bir Kül Gibi” şiirinde, yalnızlıktan şikayet eden şiir öznesi, sevdiği kadının yalnızken neler yaptığını merak eder. Kar bu şiirde ılık bir küle benzetilir. Yalnız şiir öznesi, sevdiği kadının yalnızlığını düşler.” (Özcan Gökhan, s. 92)

10. “Tanyol’un yalnızlığı anlattığı şiirlerinde zaman, genelde gecedir. “Yapraklarını dökmüş ağaç” ve “karaya vurmuş gemi”, yalnız insanı simgeler. Karanlık ve yalnızlık, insanı ölüme iter. Aynalar da geçmişi ve yalnızlığı yansıtır.” (Emel Koşar, s. 69)

“Tanyol’un yalnızlığı anlattığı şiirlerinde, vakit çoğunlukla akşam veya gecedir. “yapraklarını veya çiçeklerini dökmüş ağaçlar” ya da “karaya vurmuş batık gemiler, tekneler” yalnız insanı simgeler. Ayna, karanlık, sessizlik imgeleri yalnızlıkla birlikte sık sık kullanır.” (Özcan Gökhan, s. 93)

D. AŞK: 1. “Tuğrul Tanyol’un “Kış Tutsağı”nda, sevgilisiyle kendisini bir çift güvercine benzeten şiir öznesi, sessizliğin, dinginliğin ve sıcağın hâkim olduğu yaz mevsiminde bile hayatının sıkıntılı dönemlerini simgeleyen, soğuk, uzun ve sıkıcı olarak nitelendirilen kıştaki gibi yalnız olduğu için üşür.”(Emel Koşar, s. 72)

““Kış Tutsağı” şiirinde şiir öznesi, sevgilisiyle kendisini kışa vurgun yalnız güvercinlere benzetir. Yaz olmasına rağmen yalnızlıktan üşüyen bir âşık durur karşımızda ve sevgilinin olmayışı âşığın içine vuran bir ayaz gibidir.”(Özcan Gökhan, s. 64)

2. “Tuğrul Tanyol’un “Sen Elimden Tutunca”sında, sevgilinin elini tutmak bile şiir öznesi için bir lütuf olarak yorumlanır. Mavi denizle sevgilinin sakinleştirici etkisi, yeşil yosunla ise onun yanında hissedilen huzur ifade edilir. Sevgili, âşığını sanki akıntı gibi alıp başka âleme götürür.”(Emel Koşar, s. 73)

““Sen Elimden Tutunca” şiirinde şiir öznesi için sevgilisinin elini tutmak bile bir lütuf olarak gösterilir. Denizin maviliği sevgilinin sakinleştirici etkisini, yosunların yeşilliği ise sevgilinin yanında olmanın verdiği huzuru imler. Sevgili, âşığını bir dip akıntısı gibi alıp başka alemlere götürür.”(Özcan Gökhan, s. 65)

3. ““Sen Elimden Tutunca”da sevgilinin gözbebeklerindeki alev, aşkının yakıcılığını ifade eder. Şiir öznesinin gözlerine çöken mavilik ve havalanan güvercin sürüsü, aşkın hareketliliğini ve gerilimini yansıtır. Onun avluya dökülen kızıl yapraklara gömülüp ölmek istemesi de yine aşkın yakıcılığını renk çağrışımına dayalı olarak gösterir.”(Emel Koşar,s. 73-74.)

““Sen Elimden Tutunca” şiirinde aşkın yakıcılığını anlatmak için şair, sevgilinin gözbebeklerini tutuşturan gizli alevden hareketle aktarır. Şiir öznesinin kış bürümüş yüreği sevgilinin ellerini tutmasıyla avlunun beyaz taşlarına dökülen bir çınarın kızıl yapraklarına dönüşür ve âşık o yapraklara gömülüp ölmek ister.” (Özcan Gökhan, s. 65)

4. “Bir söyleşisinde “Robert Louis Stevenson‘un benim şairliğim üzerinde çok etkisi vardır. Korsan imajları, macera, heyecan… Define Adası beni çok etkilemiştir.” diyen Tanyol’un“Forsa” şiirinde, deniz ve onunla ilgili unsurlardan yola çıkılarak insanı bulunduğu yerden alıp götüren sevgilinin gözlerinin bütün hazinelerden daha değerli ve sığınılacak bir liman kadar güvenilir olduğu anlatılır. Geminin simgelediği sevgiliye bir forsa (Kaçmaması için bir ayağı gemiye çakılı olan harp esiri veya kürek mahkûmu.) gibi bağlı âşığın yakarışı, bulunduğu yerde kalma ve uzaklara gitme arzusu arasındaki çatışmayla birlikte ifade edilir.”(Emel Koşar, s. 77)

“Bir yazısında “Yazdığım şiir üzerinde okumuş olduğum kimi romanların etkisi olduğunu düşünürüm. R. L. Stevenson’un Define Adası hangi çocuğun düşlerini süslememiştir?” diyen Tanyol “Forsa” şiirinde deniz, korsan, gemi ve bunlarla ilgili unsurlardan yola çıkarak âşığı bulunduğu yerden alıp götüren sevgilinin gözlerinin bütün hazinelerden daha değerli olduğunu ve sığınılacak bir liman kadar güvenilir olduğunu anlatır. Âşık bir forsanın -gemiye ayağı bağlı bir tutsağın- gemiye olan tutsaklığı gibi sevgiliye bağlanmıştır. Âşığın sevgiliye olan tutsaklığı gemi- forsa imajları üzerinden aktarılmaktadır.”(Özcan Gökhan, s. 67)

5. “Tanyol’un eşi Işıl Hanım’a ithaf ettiği “Yitik Belleği Rüzgârın”da da şiir öznesi, sevgilisine olan sevgisini deniz ve ona ait unsurlardan faydalanarak anlatır. Sevgili, zamanı simgeleyen rüzgâr, ırmak ve su gibi akıp gitmektedir.”(Emel Koşar,  s. 81)

“Tuğrul Tanyol aşk temalı şiirlerinden olan “Yitik Belleği Rüzgârı” şiirini eşi Işıl Hanım’a ithaf eder. Şiir öznesi sevgilisine olan aşkını deniz ve denize ait unsurlar aracılığıyla anlatır. Sevgili; su, ırmak, rüzgâr ve zaman gibi akmaktadır.”(Özcan Gökhan, s. 69)

6. ““İhanet Perisinin Soğuk Sarayı”nda, erkeklerin gözlerini kör eden ve onları yaralayan kadının şehvetli, soğuk güzelliği Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum”(Orhan Veli, Bütün Şiirleri, YKY, İstanbul 2005.)şiirindeki “Bir kadının suya değiyor ayakları” (s. 115) mısraına gönderme yapılarak anlatılır.” (Emel Koşar, s. 27)

“Tuğrul Tanyol’un en çok beğenilen şiirlerinden olan “İhanet Perisinin Soğuk Sarayı”nda erkeklerin gözlerini kör eden ve onları kendine tutsak eden kadınların şehvetli, soğuk güzelliği Narkissos’a göndermeler yapılarak anlatılır.”…“Tanyol’un bu şiirinde Orhan Veli’nin “İstanbul’u Dinliyorum” şiirindeki “Bir kadının suya değiyor ayakları” dizesine de gönderme yapılır.”(Özcan Gökhan, s. 71)

7. “Tanyol’un “Yalnızca Bunun İçin” şiirinde Cemal Süreya’nın birçok eserinin son mısraı olan “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni”ye atıfta bulunulur. Şiir öznesi, zamanı paylaştığı kişiden sadece bu sebeple bile onu sevmesini ister.”(Emel Koşar, s. 82)

“Yalnızca Bunun İçin” şiirinde, şiir öznesi sevdiği kişiden birlikte paylaştıkları zamanı vurgulayarak kendisini sevmesini ister. Ayrıca bu şiirde Cemal Süreya’nın “Keşke yalnız bunun için sevseydim seni” dizesine gönderme vardır. Şiirde, Süreya’nın bu dizesine de yer verilmiştir.”(Özcan Gökhan, s. 72)

E. MÜZİK: 1.“Son Dört Şarkı”nın üçüncü şiirinde de zaman ırmağına giren insan, orada yaşlanır. Müzik ise, insana geçmişi hatırlatır ve onu hüzünlendirir.” (Emel Koşar, s. 87)

““Son Dört Şarkı” şiirinde; müzik şiir öznesine geçmişini, hatıralarını anımsatır ve insanı hüzünlendirir. Müzik, şiir öznesini geçmişindeki güzel anlara, çocukluğuna götürür belki de.” (Özcan Gökhan, s. 109)

2. “Tanyol’un “Noktürn”ünde sudaki yansımasına bakan şiir öznesi, çocukluğuna seslenerek bir besteyle (noktürn) …  geçmişe döner. Şiir öznesinin yalnızlığı ve karanlık, müziğin etkisini arttırır.” (Emel Koşar, s. 86)

““Noktürn” şiirinde, sudaki yansımasına bakan şiir öznesi çocukluğuna seslenerek bir besteyle geçmişine döner… Şiir öznesi, çocukluğuna gider ve ölümün kendisine ne kadar uzak olduğunu anımsar. Yalnızlık ve karanlık müziğin etkisini arttırır.” (Özcan Gökhan, s. 109)

3. “İtalyanca şefkatli, sevecen anlamına gelen ve bir müzik terimi (Sevgiyi anlatmak için yazılan ve duygulu bir şekilde çalınması gereken parçadır.) olan “Affetuoso”da ise, şiir öznesinin kalbi, güzelliği tasvir edilen sevgiliye yansıyan ışık gibi kırıktır ve onarılamaz.” (Emel Koşar, s. 88)

““Affettuoso” şiirinde, şiir öznesinin kalbi güzelliğiyle tasvir edilen sevgiliye karşı bir ışık gibi kırılmıştır. Bu kırıklığın telafi edilemeyeceği anlatılır. Bir kemanın, bir kalpten bir insandan daha fazla acı çekeceği ifade edilir. Affettuoso, İtalyancada şefkatli, sevecen anlamına gelen, bir parçanın tatlı ve duygulu bir biçimde çalınacağını belirten müzik terimidir.” (Özcan Gökhan, s. 110)

4. “Müzik, Tanyol’un şiirlerinde insana geçmişi hatırlatan ve onu hüzünlendiren bir unsurdur.” (Emel Koşar, s. 89)

“Müzik Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde insanı hüzünlendiren ve ona geçmişi hatırlatan bir unsurdur.” (Özcan Gökhan, s. 111)

F. ŞİİR VE ŞAİR: 1. ““Anımsama”da, Fuzûlî’nin “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır” mısraına gönderme yapılarak şiirin yalan, yalnızlık ve ölümle ilişkisi sorgulanır. Hayat bir oyundur ve kaçınılmaz son ise ölümdür. Şiir de bu oyunu ve ölümü yansıtır.” (Emel Koşar, s. 92)

“Tanyol “Anımsama” şiirinde, Fuzûlî’nin “Aldanma ki şair sözü elbette yalandır.” mısrasına gönderme yapar. Şiirin yalan, yalnızlık, ölüm, varlık ve yoklukla olan ilişkisini ele alır. Şiir öznesi, hayatı bir savaş oyunu olarak görür ve kaçınılmaz son olan ölümü şiirle ifade eder. Ölümü de şiir olarak görür.” (Özcan Gökhan, s. 93)

2. ““İlhan Berk”te söz konusu şair, tarihi yeniden ürettiği şiirlerindeki kişilerle özdeşleştirilir. O, aşkın mitolojisiyle ilgilenen haylaz bir çocuğa benzetilir.” (Emel Koşar, s. 97)

““İlhan Berk” şiirinde; söz konusu şairi Tuğrul Tanyol, şiirlerindeki tarihi yapı üzerinden anlatır. Tanyol’a göre İlhan Berk aşkın mitolojisiyle oynayan haylaz bir çocuk gibidir.” (Özcan Gökhan, s. 97)

3. ““Ece Ayhan”da, söz konusu şairin şiirlerinin çağrışımlarıyla (İstanbul’un sokakları, tramvay geçitleri, mor biletli yolcu, paslı han odalarında üşüyen işçi çocuklar…) İstanbul’un günlük hayatının tarihinin âdeta yeniden yazdığı ifade edilir.” (Emel Koşar, s. 98)

““Ece Ayhan” şiirinde; Tuğrul Tanyol, Ece Ayhan’ın şiirleriyle İstanbul’un tarihini yazdığını söyler.” (Özcan Gökhan, s. 98)

4. ““Hilmi Yavuz”da ise, şiirlerinde geleneği yeniden üreterek “gül” ve “yaz”ı işleyen şairin zamanı hüzünlü bir şekilde anlattığı ifade edilir. Hilmi Yavuz’un dilin köprülerine ve geçmişin kokusu sahip şiirlerinde, sıradan sözcükleri bir araya getirerek bir simyacı gibi onları değerli hâle getirdiği ve ölümsüzleştirdiği vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 98)

““Hilmi Yavuz” şiirinde Tuğrul Tanyol; söz konusu şairin sıkça kullandığı gül, simya, yaz, güz, hüzün sözcüklerinden hareketle Hilmi Yavuz’u anlatır. Tanyol’a göre Hilmi Yavuz şiirin simyasıdır, dilin köprülerini ve geçmişin kokusunu barındıran şiirler sunar.” (Özcan Gökhan, s. 98)

5. “Tanyol için, her şey bir mevsim gibi geçici ve geçmişi gösteren cam gibi saydamdır. O, yaşamaya devam etmek için sonraki kitabına bir şiir bırakır. Her Şey Bir Mevsim adlı kitabının son mısralarında ifade ettiği gibi şiir, onu hayata bağlar.” (Emel Koşar, s. 98-99)

“Tanyol için şiir, onu hayata bağlayan varlık sebebidir… Şair, yaşamak için sonraki kitabına hep bir şiir bırakır. Şiir bir süre daha yaşamayı sağlar. Her Şey Bir Mevsim kitabının son mısralarında şöyle der.” (Özcan Gökhan, s. 99)

G. ANNE: 1. “Annelerin Genç Kaldığı Yer”inde anne, hayatın acımasızlığı ve soğukluğu karşısında çocuğunu koruyan, kollayan bir sığınaktır. Çocukluğun bittiği yerde başlayan şiirde, anneler hep genç kalır. Çünkü şiir, kalıcılığıyla zamana karşı direnir.” (Emel Koşar, s. 102)

““Annelerin Genç Kaldığı Yerde” adlı bir şiiri vardır. Şair bu şiirinin zayıf olduğunu düşünür. Bu şiirinde Tanyol, anneyi hayatın acımasızlığı karşısında çocuğunu koruyup kollayan bir sığınak olarak gösterir. Şiir öznesine göre sevginin üşüdüğü ve şiirin başladığı yerde anneler hep genç kalır. Çünkü şiir söz konusudur ve şiirlerde anneler zamana karşı direnerek hep genç kalır.” (Özcan Gökhan, s. 72-73)

2. ““Dost Yıldız”da bir ayna gibi kırılan gece, ölümü simgeler. Söz konusu şiirde, çocuğu ölen annenin acısının derinliği karşısındaki çaresizlik vurgulanır.” (Emel Koşar, s. 102)

““Dost Yıldız” şiirinde çocuğu ölen bir annenin nasıl hissettiğini, yaşadığı dehşeti şair gece imgesiyle anlatır. Bir ayna gibi kırılan gece ölümü simgeler. Anneler çocuklarını yitirdiğinde bir ayna gibi paramparça olurlar. Anne evladını yitirdiğinde adeta çaresizdir.” (Özcan Gökhan, s. 74)

3. ““Bizans Ağacı”nda ise eski bir Bizans ağacı, geçmişe ve geleceğe uzanan kollarıyla bütün ölümlere tanıklık eder. Anneleri öldüğünde çocuklar aniden büyür ve onlarla geçen günler, Bizans ağacının gölgesinde geçmişe karışır.”(Emel Koşar, s. 102)

““Bizans Ağacı” şiirinde bütün ölümlere tanıklık eden eski bir Bizans ağacı vardır. Bu ağaç geçmişe ve geleceğe uzanan kollarıyla bütün ölümlere tanıklık eder. Çocuklar anneleri öldüğünde aniden büyür, çocukların anneleriyle geçirdiği zaman ağacın gölgesinde, geçmişte kalır.” (Özcan Gökhan, s. 74)

4. ““Atlıkarıncayı Duydum”da şiir öznesi, ateş (erkek) ve su (kadın) karşıtlığından faydalanarak anne ve babasının çocukluk dönemindeki ilişkilerini bir oyun olarak yorumlar. Geçen zamanın simgesi, atlıkarıncadır.” (Emel Koşar, s. 103)

“Tanyol’un “Atlıkarıncayı Duydum” şiirinde şiir öznesi, ateşle su arasındaki karşıtlıktan yararlanarak anne ve babasının ilişkisini bir oyun olarak yorumlar. Zamanın geçişi atlıkarıncayla imlenir.” (Özcan Gökhan, s. 75)

5. “annemin hastalığı”nda da şiir öznesinin öksüz kalma korkusu, ölüm imgesiyle birlikte anlatılır.” (Emel Koşar, s. 104)

“Tuğrul Tanyol, “annemin hastalığı” şiirinde, şiir öznesi aracılığıyla öksüz kalma korkusunu, yalnızlık ve ölüm imgesini birlikte kullanır.” (Özcan Gökhan, s.76)

6. “Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde “anne”; geçmişi, çocukluğu ve güveni çağrıştırır. “Anne”, çocuğunu koruyan ve kollayan bir sığınaktır. Şiir özneleri, yaşları ilerledikçe geçmişe (çocukluk dönemi) tekrar dönmek ve annelerine kavuşmak isterler.”(Emel Koşar, s. 105)

“Tuğrul Tanyol’un şiirlerinde anne çocukluk, huzur, güven ve geçmişi anımsatır. Anne çocuğun sığındığı bir korunaktır. Tanyol’un şiirlerinde, yıllar geçtikçe yaşlanıp geçmişe dönmek isteyen, çocukluğuna dönmek isteyen, annelerini özleyen şiir öznelerine rastlanır.” (Özcan Gökhan, s. 76-77) 

Emel KOŞAR
Yrd. Doç. Dr./Asst. Prof. Dr. 

Güncelleme Tarihi: 01 Şubat 2018, 08:57
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568