Emel Koşar "Soruşturma dosyası"

Emel Koşar "Soruşturma dosyası"
31 Ağustos 2017 Perşembe 11:43

Emel Koşar: 2000’ler şiiri sizce nasıl ele alınmalı? Şairlerin doğum tarihlerine göre mi, kitap yayımlama tarihlerine göre mi? “2000 Kuşağı”ndan bahsedebilir miyiz?

Ali Günvar: Biliyorsun, öteden beri, şiirin ve edebiyatın gerek on yıllık kesitlerle, gerekse askerî ya da siyasî darbelere endeksli olarak ele alınması ve değerlendirilmesini her zaman anlamsız buldum. Bu yaklaşımım insanların on yıllık aralıklarla düşünmelerini küçümsediğim için değil bu tarz yaklaşımların tasnif ve yaklaşım açısından fazlaca şeyi çözmediği içindir. Edebiyatı ve şiiri dilselyaklaşımlar ve örtüşmeler bağlamında çözümlemek gerektiğini düşünmüşümdür her zaman. Edebiyat ve hele şiir sosyal ve siyasal dönüşümlerin her zaman üzerinde olmuştur.

İlk yaratılmave dönüştürülme halleri vardır. Zira dil kendisini sürekli yaratan ve yenileyen bir yapı gösterir. O halde şiirdeki dönüşümleriya da oluşumları incelemek için evvel emirde dikkate alınması gereken bu ilk yaratılma ve dönüştürülme durumlarında oluşan gerilimlerdir.
Bu açıdan bakıldığında, 2000’ler şiiri ibaresi benim için o yıllarda fiilen yazmakta olan şairlerin aritmetik toplamından öte bir anlam ifade etmemektedir. Bu da edebiyata ve şiire ciddi anlamda katkısı olabilecek bir yaklaşım değildir.
 
Şairlerin doğum tarihleri ya da kitap yayınlama tarihleri bir ölçüt olabilir mi? Sanmıyorum. Eğer doğum tarihleri önemli olsaydı. Tuğrul Tanyol’un ya da benim 80’li yıllarda yaşanan dönüşümün içinde olmamamız gerekirdi. Zira ikimiz de doğum tarihimiz itibariyle bir önceki kuşağa daha yakındık. Eğer kitap yayınlama tarihi esas alınacak olursa Yahya Kemal’in ilk kitabı 1961 yılında yayınlandı. Bu durumda Yahya Kemal’i İkinci Yeni içinde mi mütalaa edeceğiz? Bu kriterler mantıksal sonuçlarına götürüldüğünde böyle abeslikler çıkıyor işte. Kısacası çok anlamlı değil.

2000 kuşağından bahsedemeyiz kanımca. Aslında 1980 kuşağından da bahsedemeyiz. Yapabileceğimiz sadece o yıllarda şiirde ve edebiyatta ne gibi yaratılar ve dönüşümler oluştuğunu ciddi bir biçimde araştırarak, ön yargılı tasniflerden de uzak durmak suretiyle, verileri somut bir biçimde ortaya koyabilmektir. Aksi takdirde gereksiz ve edebiyat tarihi açısından fazlaca anlamlı fayda sağlamayacak yüzeysel polemikler ya da itiş kakışlara kapı aralamış oluruz. 

Dikkat edersen ben 1980’ler hakkındaki yazımın başlığını “80’li yıllarda şiirde ne oldu?” koydum. Bunun nedeni ‘80 kuşağı’ gibi anlamsız bir ibareden kaçınmaktı. Bu tür sade suya tirit ifadelerle belki çeteler kurulabilir,ama şiir ve edebiyat akımları kurulamaz.

Bilgin Güngör: Öncelikle “2000’ler şiiri” ifadesi, anlambilimsel açıdan sorunlu bir ifade. Nasıl ki “1600’lerde resim” veya “1800’lerin devlet yönetimi” ifadelerini kullandığımızda, söz konusu yüzyılların tamamındaki resim anlayışlarına veya devlet yönetimi biçimlerine bir imlemede bulunuyorsak, “2000’ler şiiri” derken de 2000’lerin ilk bin yılındaki şiir anlayışlarını imlemiş oluruz ki bu, doğal olarak, sadece 2000’lerin ilk on-on beş yılındaki şiir kondisyonuna göndermede bulunmaz. Bu anlambilimsel soruna değerli şiir eleştirmenimiz Sabit Kemal Bayıldıran da yanılmıyorsam bir yazısında değinmişti. Ancak -ne yazık ki- bu hususta herhangi bir ciddi tartışma olmadı. Peki, 2000’lerin ilk on-on beş yılındaki şiiri için ne diyebiliriz? Nasıl bir isimlendirme çabasına girişebiliriz? Bunun için iki yol var. İlki, akademik çalışmalarda görülen doğrudan isimlendirme yolu: 2000-2015 Arası Şiir vs. İkincisi ise daha çok akademi-dışı çalışmalarda görülen ve kısmi ölçüde metaforik bir biçimde somutlaşan isimlendirme yolu: 2000’in Kapısında Şiir, İkinci Bin Yılın Ufuğunda Şiir vs. Şunu belirteyim: Burada herhangi bir isim önerisinde bulunmuyorum; sadece doğru bir isimlendirme yapılabilmesi için izlenecek yolları belirtiyorum. Bundan sonrası şairlere, yazarlara ve hepsinden öte eleştirmenlere kalmış. 

Gelelim 2000-2015 Arası Şiir’in ele alınış biçimine… Bakınız; geçtiğimiz yüzyılın başında iki biçimci ekol, yani Rus Biçimcileri ile Yeni Eleştiriciler, artık edebî eserlerin kendilerine dönmemiz gerektiği, incelemelerde eserleri ön plana çıkarmanın temel mesele olduğu konusunda büyük bir atılım gerçekleştirdiler. Terry Eagleton boşuna modern eleştirinin başı olarak görmez onları nitekim. Hâliyle, eğer biz de modern eleştiri çerçevesinde düşünüyorsak veya düşünmek zorundaysak, eserlerin yayım tarihinin baz alınması gerektiğini, çünkü mühim olanın söz konusu 15 yıl içerisinde şiirin somutlaşma biçimi olduğunu bir postulat olarak ele almamız gerekir. Kaldı ki şairlerin doğum tarihlerinin birbirini tutmasını veya birbirlerine yakınlığını baz almak sorunlu olabilir. Mesela şuna bakalım: Tanzimat’ın birinci dönemi içerisindeki Şinasi, aynı dönemdeki Namık Kemal’den 14 yaş büyük! Peki bu hâlde biz Şinasi’yle Namık Kemal’i farklı kuşak insanı olarak değerlendirip onların eserlerini de farklı dönemler dâhilinde mi ele alacağız? Hasılı her daim Garip ve İkinci Yeni şairleri için mevcut olan yakın yaş aralıklarını baz almak edebiyat tarihi açısından doğru olmaz. Şunu da biliyoruz ki birbirlerine yakın yaş aralıkları ile doğan ediplerin benimseyecekleri estetik/poetik anlayış çoğunlukla birbirine yakındır. Fakat tersi de doğrudur: Tanpınar’ın şiir anlayışıyla Nâzım Hikmet’in şiir anlayışı arasında farka bakmak bu manada bize fikir verecektir örneğin. Hasılı, biz edebî eserleri baz alalım. Husserl fenomenlojisinin temel mottosuyla ifade edersek, “şeylere dönelim”, eserlere dönelim!

Haluk Öner: 2000’lerin şiirini bir metodoloji yahut tasnifle ele almanın zor olduğunu düşünüyorum. 2000’li yılları edebiyat tarihinin prensiplerine göre sınıflamak sonsuz ve sınırsız ‘şimdi’nin önceyi ve sonrayı kapsayan genişliğine de aykırı bence. 2000’lerin şiirinin önceyle bağını kurmak nispeten mümkün görünse de sonraya etkisini kestirmek güç. Edebiyat tarihinde kuşaklar birden fazla nedenselliğin bir araya gelmesiyle tanımlanmış, adlandırılmış. 

Edebiyatta nesillerin oluşumunun toplumsal, politik hatta siyasî boyutları da vardır. Örneğin Tanzimat döneminde sanatçıların aynı kuşağın mensupları olmasının temelinde doğum tarihlerinin yahut kitap yayımlama tarihlerinin hiçbir etkisi yoktur. Doğum tarihi, kitap yayımlama tarihi gibi nedenselliklerin kuşakların oluşumunda etkili olduğuna dair bir yaklaşımın edebiyat tarihinde kendine yer bulabileceğini sanmıyorum.

Uzak geçmişe gitmeden öyküde 1950 kuşağına da bakabiliriz. Bu dönem sanatçılarının bir kuşak oluşturduklarına dair genel kabulün pek çok sebebi vardır. Anlamsızlık, hiçlik ve sıkıntı üzerine metinler yazmaları, kentli kimliğini huzursuzluk üzerinden inşa etmeleri, cinsellik ve absürde önem vermeleri, kurgusal düzlemde farklı bir yapılanma oluşturmaları, dili deforme etmeleri ve bu deformasyonu anlam(sızlık) bağlamında içerikle örtüştürmeleri gibi pek çok farklı, farklı olduğu kadar birbirini tamamlayan nedenler onları 1950 kuşağı öykücüleri yapmıştır.

2000’li yıllarda yazan -ki bu kuşak olma sürecinin yalnıza şimdisini kapsar-, yazmaya devam eden şairlerin doğum yılını, kitap yayımlama tarihini esas alarak kuşak oluşturduklarına dair yaklaşım sahici değildir, bence. 
Elbette 2000’li yıllar kuşağı diye bir kuşak olabilir. Ancak bunun adını şimdi koysak bile ne iş yaptığını, ne işe yaradığını, nasıl oluştuğunu ileride anlayabiliriz.

Hilal Karahan: Son zamanlarda en çok tartışılan, en çok pompalanan konulardan biridir, 2000’ler şiiri… Lehte konuşan, aleyhte atıp tutan, kitabını yazıp piyasasını yapan, ‘kimler girer kimler girmez’e karar veren gibi bir sürü de kaşıyanı vardır. Şiirin dünya kadar tartışılması gereken sorunu varken, niye bu konu o denli ilgi çekti, o da ayrı bir mevzu…

Böyle bir yazıya doğru sorularla başlamak gerekir diye düşünüyorum:
Nedir 2000’ler şiiri? Genel olarak 2000’lerde yazılan şiir mi dikkate alınmalıdır? Dergilerde ilk kez 2000’lerde yer alan şairleri mi kapsamalıdır, yoksa kitaplarını ilk kez 2000’lerde basanları mı? İlk kez 2000’lerde dergilerde görünen yahut kitaplarını basan şairleri alırsak, 80 kuşağı ne olacak? Ya öncesi? Şiirimizin o dönemde hâlâ hayatta olan ustaları ne olacak? Onlar şiirlerini hiç mi değiştirmediler 2000’lerde? Hiç mi etkilenmediler yeni milenyumun ivmesinden? Peki, 2000’lerde yazılan şiir, sadece yeni milenyumda şiire başlayanlardan ibaret midir? Diğerlerini atacak mıyız?

Bir grup soru, bu tanıma kimlerin dâhil olduğu ile ilgilidir; diğer grup soru ise bu dönemin sınırları ile… Örneğin 2000’ler dönemi nereye kadar geçerlidir; 2000’de mi başlar, öncesinde mi? Değişim nerede başladı ve hâlâ devam ediyor mu? Örneğin internetten önce (İ.Ö.)? İnternetten sonra (İ.S.)? Peki küreselleşme, simülasyon ve algının değişmesi, ekonomik krizler, yüzeysel ve hızlı iletişim, bu dönemin neresinde?

Bir diğer soru grubu ise şu: 2000’ler şiirinin genel eğilimleri nelerdir? Nedir bu şiiri bu denli özel ve ilgi çekici yapan? Mesela çeşitlilik olabilir mi? Rahatlık? Bireysellik? Özerklik? Dışa açılma? İmgenin halleri? Dilin erozyonu? Medya? Simülasyon? Dil ve nesneleşme? Kadının kendini daha rahat ifade edebilmesi? Şair kadınların sayısının artması?

“Doğru zamanda sorulmuş / doğru sorulardır / geçmişin insana verdiği cevaplar…” Sorular soruları doğuruyor ve bu konuda hâlâ sorulması gereken sorular, yazılması gereken koca bir makale var… Şimdilik bir giriş yazıyorum.

Mustafa Fırat: Öncelikle bu meselenin şayet bir mesele ise ehliyetli kişiler tarafından kaleme alınması gerektiğini düşünüyorum. Daha iki kelimeyi yan yana getiremeyen, dönemin ruhunu, çıkan kitaplar da dahil bilmeyen, dergileri takip etmeyen kişi ya da kişilerce “Ben yaptım, oldu.” anlayışıyla ortaya konulmamalı.

Üstelik bu noktada geçtiğimiz aylarda ortaya sürülenin ne olduğunu da gördük. Bu tarz çalışmalar birer ihanettir! Gafletle hazır edildikleri için zaten kaile alınmayan biri olduğunu da düşünürsek şiir kamusundaki bütün tepkileri üzerine çeker! Çekti de. Zannettiler ki ben yokum diye tepkide bulundum! Fakat söyledim. Dedim ki “Ben olsaydım da aynı şekilde tepki verirdim.” Siz kadın müstear ismiyle şiirler yayınlamaya koyulduğunuzda bizler burada idik. Köylü kurnazlığı bir yere kadar nefes alır, sonrası malum. Böyle bir ruhla da insanların yüzüne bakamayacak bir pozisyona girersiniz. Demek ki ehliyet önemli.

Şahsen şöyle düşünüyorum: 2000 Kuşağı denilince akla şairin doğum tarihi değil, hangi yılda şiirlerinin toplam olarak okura sunmuş ona bakılmalı. Yoksa geçmiş dönemlerde eserler vermiş ve şiirin her durağında durmuş şairleri biz nasıl belli döneme koyacağız ya da şöyle soralım hangi dönemde yoğun eser verdiyse nitelikli olması kaydıyla onu baz almalıyız.

Okan Yılmaz: Bir kuşak belirlenirken yaşın önemli olduğunu düşünmüyorum. Burada önemli olan şairin öncelikle dergilerde göründüğü sonrasında da kitaplarını yayımladığı tarihler olmalıdır. 20 yaşlarında biri ile 50 yaşlarında biri aynı kuşağın iki farklı şairi olabilir. İkisi de farklı yaşlarda aynı duyguları hissetmiş olabilir. Bunun bir engel yaratacağı fikrinde değilim. Edebiyatın çok yönlülüğünü bilen insaflı okur da bunun yaş meselesi değil, yalnızca iyi sanatçılar arasında görülen bir kan uyuşması olduğunu anlayacaktır.  

Türk şiirinde 2000’leri düşünürken aklıma öncelikle dergiler geliyor. yasakmeyve, Mühür, Varlık gibi dergilerin şiir için önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Oralarda görünmek, yalnızca şiirlerle değil, yazı ve söyleşilerle yer almak hem genç bir şair için hem de usta bir şair için hâlâ değerini koruyor. Bundan yola çıkarak aynı dergilerin farklı sayfalarında gördüğüm bazı isimleri hem duyuş hem de yazma edimi bakımından birbirine yakın hissediyorum. 

2000ler’de şiir çok renkli bir puzzle gibi. Peki nedir bu renklilik? Erkeklerin sözünün azaldığı ortada. Sahnede kadınları ve eşcinselleri sıklıkla görüyoruz. Dergilerin bu yıllarda ‘queer’, ‘pride’, ‘feminizm’ gibi dosya konularına sahip olması edebiyatın dili için de önemli. Eril dilin hâkimiyet sürdüğü yayın ve sanat dünyasını yalnızca ‘her alanda eşitlik’ söylemleri değiştirebilir. Bu yaşananlar şiirin her geçen gün daha farklı bir noktaya doğru evrildiğini gösteriyor.

Herkesin şair olduğu bu dönemde taklit etmeyen, imge adı altında saçmalamayan, varlığını kendi başına sürdüren, lirizmden yana olan ve üreten çok az şair var. Açıkçası onları 2000ler’in ‘gerçek’ temsilcileri olarak görüyorum. Aklıma ilk gelenler: Betül Dünder, Şeref Bilsel, Hilâl Karahan, Emel Koşar, Mustafa Fırat, Berna Olgaç, Gonca Özmen, Gökçenur Ç., Seyyidhan Kömürcü… Kendi yaşıtlarım arasında da Fatma Yeşil’i ve Yaprak Damla Yıldırım’ı söyleyebilirim. 

Şerif Fatih: Şiir üzerine yazanlar, kavramları hangi disipline ait olduğunu önemsemeden kullandıklarında kuramsal açıdan ya çelişkiye düşerler ya da hata yaptıklarının farkında bile olmadan bu kavramları söyleyip geçerler. Kuşak kavramının sosyolojiye ait olduğu biliniyor. Öyleyse önce kuşak kavramının sosyolojide nasıl tanımladığına bakalım: “kuşak(generation) Bir kuşak, bir toplumun yaklaşık olarak aynı zamanlarda doğan üyelerinden oluşan yaş gruplarının bir biçimidir.”(Gordon Marshall, Sosyoloji Sözlüğü, Çev. Osman Akınhay, Derya Kömürcü, Bilim ve Sanat Yayınları, Ankara 1999, s. 439)

Bu tanımdan yapılan çıkarım, yaklaşık olarak aynı zamanlarda doğan şairlerin bir kuşak oluşturduğudur. Edebî olarak kuşak kavramını tartışmaya bu tanımı temel alarak başladığımızda,  edebiyatı sosyolojinin nesnesi yapmış oluruz. Oysaki bir nesne veya içerik farklı bilimsel disiplinlerin inceleme konusu olsa da her disiplinin hareket noktası ve teorileştirme yöntemi farklılık gösterir. Su; fizik, kimya, biyoloji gibi disiplinlerin nesnesi olabilir, ama bu alanların her birinde farklı nitelikleriyle değerlendirilir. Kuşak kavramını sosyolojik tanımıyla edebiyata aktardığınızda edebiyatın sanat yönünü ihmal etmiş olursunuz. Son kertede sosyolojik bir kavramı edebiyata taşıdığınızda o kavramı edebî normlarla yeniden tanımlamak zorundasınız. Bu yöntem bir tek kuşak kavramında değil, diğer kavramların da başka disiplinlere taşınmasında geçerlidir. Edebiyatın sadece sosyolojiden değil diğer birçok disiplinden yararlandığını yadsıyamayız. Burada yapılan hata sosyolojiden yararlanmak isterken sosyolojinin ana izlek yapılması. Oysa kuşak tartışmasında ana izleğimiz edebiyattır. 

Sosyoloji, edebiyatın temelde toplum ve bireyle ilişkisini araştırır. Bu iki disiplin arasındaki en önemli ortak payda dildir. Edebiyatın ana malzemesi olan dil, sosyolojinin inceleme alanı olan toplum ve bireyin sosyal-kültürel yapısını da temelden etkiler. Dolayısıyla kuşak kavramını sosyolojiden edebiyata aktardığımızda yaklaşık aynı zamanlarda doğan şairlerden aynı anlam ve sembol temelinde bir dil kullanmalarını ve bu minvalde ortak bir estetik ve ideolojik tavırla şiir yazmalarını beklememiz gerekir. Bunun dışında şairlerin sadece yaklaşık aynı yıllarda doğmuş olmaları sadece sosyolojik olarak kuşak olduklarını gösterir. Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğdukları için Marksist bir şairle İslamcı bir şairi aynı kuşaktan saymak doğru bir edebî tavır değildir. Kuşak kavramını sadece sosyolojik tanımı çerçevesinde incelemenin sığ bir bakış açısı olduğu açıktır. 2000’ler şiirini değerlendirirken sadece 2000 yılı ve sonrasındaki yıllarda şiire başlayan şairleri alıp gerisini görmezden gelmek edebî değil politik bir tavırdır. 80 kuşağı şairleri 2000 yılı sonrasında şiir yazmadılar mı? 80 kuşağı şairlerinin de 2000’li yıllarda şiir yazmaya başlayan şairlerin yanında nasıl bir şiire yöneldikleri önemli değil midir? Şiire 90’lı yıllarda başlayanları yok mu sayacağız? Öyleyse 90’lı yıllarda şiire başlayanların günahı 80’li yıllardan sonra ve 2000’li yıllardan önce şiire başlamış olmalarıdır.  

Yeni bir kuşak algısıyla yapılmak istenen nedir? (Belki de edebiyat ortamında güç odağı olup önceki dönem şairlerinin yerini almak.) Net yanıt vermek zor.  Son kertede şiirimizde yeni bir kuşak; şiir ortamının özel şartlarından kendiliğinden doğacak bunun dışındaki çabalar yapay kalacaktır. 

Volkan Hacıoğlu: Şiirde kuşak tartışmaları birçok sorunu beraberinde getiriyor. Bazen çok aceleci davranılıyor. Bazen de çok geç kalınıyor.

Çarlık Rusya’sında eleştirmenler şair çıkmıyor diye yakındıklarında Lermontov ve Puşkin gibi büyük şairler en önemli eserlerini veriyorlardı.

Eleştirmenlerin çalışmalarında ve araştırmalarında daha titiz olmaları gerekir. 2000’ler şiiri için her şeyden önce bir metodoloji belirlenmeli. Bu metodoloji şiir ve şair seçiminde uygulanacak kriterleri açıkça ortaya koymalı. Nesnel ve bilimsel olmak için bunun yapılması şart. Dağlarca ile bir sohbetimizde “Edebiyatta 20 yıl, 30 yıl ve hattâ 50 yıl gibi zamanlar uzun sayılmaz. Benim bile kalıp kalmayacağım belli değil,” demişti. Bunun üzerine çok düşündüm. Her şeyden önce acele etmemek gerekiyor. 2000’ler şiiri için bir tasnif ve tasfiye programına girişmenin şimdilik gerekli olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir çalışma yapılırsa şairlerin doğum tarihlerine göre değil, şiirlerin doğum tarihlerine göre yapılmalıdır. Kitap yayımlama tarihlerine göre yapılacak bir sınıflandırma akademik açıdan daha doğru olur.

Hazırlayan: Emel KOŞAR

banner442

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.