Enver Ercan'ın anısına saygıyla

Ali Günvar: 80’li yıllarda tanıdım Enver’i, aynı mahallede olduğumuzu sanıyorduk. Sonra ben yalnızlığıma çekildim. O da kendi yalnızlığını inşa etti. Varlık’ta yönetici ya da Yazarlar Sendikası Başkanı olur muydu yoksa? 

Enver Ercan'ın anısına saygıyla

Şairliğini de kıskançlıkla gizledi bu arada… Hepsi üç kitap: Eksik Yaşam, Sürçüyor Zaman, Geçtiği Her şeyi Öpüyor Zaman, Türkçe’nin Dudaklarısın Sen… Dört kitapta toplamış oldukları insanı şair etmeye fazlasıyla kâfi. Fazlaca görüşmüyor da olsak, benim için her zaman iyi bir insan ve iyi bir arkadaş oldu Enver. Hiç kötü konuşmadı arkamdan. Zaten öyle bir âdeti de yoktu. 

‘Yel değirmeni Kültür Evi’ndeki anma töreni sırasında dışarıda beklemeyi yeğlemiştim. Zira hiç içten bulmam öyle törenleri. ‘İlahiyat Fakültesi Camii’ndeki bekleme sırasında da mümkün olduğunca gözlerden uzak halleştik Enver’le. Tedirgindi biraz. Musallada beklemek kolay değildi. Gövdesi kefenlenmiş ve tabuttaydı, ama beni görünce güldü. Merak etmemesini telkin ettiğimde, gülümseyen ve “Başka kimse yok mi?” diyen yüzünü gördüm. Rahatlamış gibiydi. 

Cenaze namazı ritüel olarak tamamlandı, ama o çok önceden hareket etmişti yeni âlemine. Tabutunu sırtladık, biraz ilerledik ve başkalarına geçti tutma sırası… Bulunduğum yerden 6-7 metre kadar uzaklaşmıştı ki alkışlar işitildi. İçimden bir lâhavle çektim ve Abdülkadir Budak’la çıkışa yöneldik. İsterlerse avuçlarını patlatsınlar, onların alkışlarından önce, kaşla göz arasında, ulaşmıştı Enver’imiz yeni âlemine.

Emel Koşar: Edebiyatımıza şair ve yayıncı olarak uzun yıllar hizmet eden ve onlarca kişinin yetişmesine katkıda bulunan Enver Ercan yeri doldurulamayacak bir şahsiyetti.

Yayımladığı kitap ve dergilerle edebiyatımıza damgasını vuran Enver Ercan’ın sık sık gülerek tekrarladığı “Kim ne derse desin. Boş ver. Şanımız yürüsün.” cümlelerini içim sızlayarak anımsıyorum.Zeki, hazır cevap, esprili, şık ve karizmatik biriydi Enver Ercan. Arada Yasak Meyve’ye uğrar kahvesini içerdim. Bir iki ay uğramasam “Özlettin kendini” derdi. Geçtiğimiz senelerde iki kitabımı yayımlamış ve bana destek olmuştu. “Sen ne getirirsen yayımlarım. Sen bizim kardeşimizsin.” derdi.Benim gibi o da Türk sanat müziğini severdi. Onun çok beğenerek Yasak Meyve’de yayımladığı ve “Bu tarz şiir yaz” dediği makam şiirlerimi (Hüzzam, Rast) önümüzdeki yıl kitaplaştıracağım.

Enver Ercan başarılı ve yetenekli öğrencilerimi yayınevinde yetiştirmek için ona stajyer olarak göndermemi isterdi. Genç şair ve yayıncımız Okan Yılmaz ve geleceğin editörlerinden Neslihan Su Aydın Yasak Meyve’de yetiştiler. Enver Ercan’ın tecrübelerinden faydalanarak onun teşvikiyle edebiyat dünyasına adım attılar.Enver Bey’i iki sene önce okulumuza (MSGSÜ) davet etmiştim. Öğrencilerim onu çok sevdiler, yayıncılıkla ilgili ondan çok şey öğrendiler.Işıklar içinde uyu sevgili Enver Ercan.

Hilâl Karahan: Ali Enver Ercan’la ilk olarak 2010 yılında, Yaşar Nabi Nayır yarışmasından sonra tanışmıştım. O zamana kadar ismini duyardım, yerini bilirdim, ancak iletişim kurmak hiç nasip olmamıştı. O yıl yarışmada ödül alan herkese, Varlık’ta yayınlanmak üzere birer şiir istemek için telefonla ulaşıyordu. Bu vesileyle tanışmış olduk. 

Mantıklı ve mesafeli bir insandı. Gereksiz yere hiç kimseyi rahatsız etmezdi. Yönettiği dergiler için dosya konusu olduğunda ya da yeni bir oluşum başlattığında arar, “Hilal kardeş sen de aramızda ol” derdi. Bu anlamda farklı düşünceden, gruptan insanları birleştirirdi. 
İlişkilerinde netti. Pragmatikti. Vizyonu vardı. Bu vizyona uyacak kişiler konusunda ön sezisi güçlüydü. Sağ duyuluydu, toparlayıcıydı. İşinde obsesifti. Kimin gerçekten çalıştığını, kimden bir şey olmayacağını bilirdi. Dostu kadar düşmanı da çoktu.

Tophane’de büyümüş, Pendik tersanelerinde çalışmış, zor bir hayat yaşamıştı. Bu da onu insan sarrafı yapmıştı. Kime güvenip kime güvenmeyeceğini bilirdi. İnsanların kariyerist tutumlarına bıyık altından güler, ikiyüzlü davranışlarına aleni küfrederdi.

Gençleri severdi. Yayınevinde gençleri, üniversite öğrencilerini çalıştırıyordu; her öğlen yemek pişiyordu. Hem onları eğitiyor hem de onlara maddi manevi yardım ediyordu.

Doktor olduğum için sağlığıyla ilgili konuları konuşurduk. Karnındaki aortanın kılıfından kaynaklanıyordu kanseri. Damarlarla birlikte ilerliyordu. Kalbi, şekeri de vardı; ameliyat olamıyordu. İlaçların sadece süreci yavaşlatacağını, durumunun kötüye gideceğini biliyordu. Yine de azimliydi, hayata pozitif bakıyordu. Canla başla yayınevi için uğraşıyor, dergiye dosya hazırlıyordu. 

Öleceğimi bilsem son birkaç ayımı nasıl geçirirdim tahmin bile edemiyorum. O, çalışarak geçirdi. Gençlere el verdi. Kendi kitaplarını toparladı. Yaşamıyla olduğu kadar ölümüyle de gençlere örnek oldu.

Enver Ercan hakkında yazılacak o kadar çok şey var ki…

Bir paragrafa sığdırmak mümkün değil…

Son bir anıyla bitireyim: 
Şiir kitaplarımın yeniden basımı için Enver Ercan’a dosyaları gönderdiğimde, onu şaşırttığımı söylemişti. “Şiirinin bu kadar iyi olduğunu bilmiyordum Hilal kardeş, şaşırttın beni…” Böyle de açık sözlüydü…

Onu en son görenlerden biriydim. Emel Koşar ve W. B. Bayrıl’la doğum gününde hastaneye ziyaretine gittik. Çok acısı vardı. Konuşamıyordu. Doğduğu günün ertesi gün, tam 60 yaşında öldü…

,Her ölüm erken ölümdür”, ama seninki hakikaten çok erken oldu Enver Ercan…

Rahim Tarım: Kemal Edip Kürkçüoğlu “Bin düşünmeli bir yazmalı; bin yazmalı bir yayımlamalı.” dermiş. Enver Ercan için de “az ve öz yazan” şair tanımlaması yapılıyor. Şairi şair yapan çok yazması mıdır? Elbette değil. Bu sözleri sarf etmemin nedeni, Enver Ercan’ın Necatigil’in olur olmaz her şeyi şiire dönüştürdüğü sananlar için tavsiye ettiği “şiir kontrol hapları”na hiçbir zaman gereksinim duymamasıdır. Çünkü o, bir söyleşisinde de belirttiği gibi “tribünlere oynayarak” şiir yazılmayacağını bilir. Zamanı gelince, şiir kendini yazdıracaktır zaten ve o, bunu bilir. Ayrıca, şiirin bir “farkındalık”, “doluluk” ve illa ki bir “dil problemi” olduğunun da bilincindedir Enver Ercan. Şiirlerindeki ironi, keskin zekâsının ve bu farkındalığın bir göstergesidir. Yaşantısından damıttığı şiirlerini evrensel kılan,   insanoğlunun zaman boyutunda mahpus oluşudur. Bunu aşmanın tek yolu ise sanattır. Dünyayı bir rüya atmosferinden görmek ve duyurabilmek de Enver Ercan şiirinin belirleyici niteliklerindendir. Sanatçı dünyayı böyle betimlerken âdeta bir rüyadan ibaret olan yaşamımızı da yansıtmayı başarır. İnsan iki yerde ölümün efendisidir diyor Tanpınar: Şiirde ve sanatta. Enver Ercan sanatıyla, şiiriyle ve özellikle yetiştirip yol gösterdiği birçok genç şairle bunu çoktan hak etmiştir. 

Sabit Kemal Bayıldıran: Külebi, Nurullah Ataç için  “Nasıl anlarsa bostancı karpuzdan/ Öylece tanıyan şiirimizi.” der ya, bu dizeler Enver Ercan için de birebir uyar. Şiirin eksperiydi. Masasına yığılan şiirlerden en güzellerini seçip dergilerinde yer verirdi onlara. Varlık Şiirleri Antolojisi’niyayımladığı günlerde  “Türkçenin en kalıcı şiirlerini yayımlamış Yaşar Nabi” dediğimde “Evet, bu en güzel şiirleri gençliğinde seçmişti, son zamanlarda böyle büyük şiirler seçemedi. Yaşlanmıştı” demişti. Enver Ercan genç gitti, seçip yayınladığı şiirlerden ileride bir seçki yapılacaktır.

Çünkü o, Yaşar Nabi gibi, Memet Fuat gibi büyük editörlerle yan yana anılacaktır.

W. B. Bayrıl: Enver Ercan’ın ikinci yaşamı şimdi başladı. Yapıt’ı, kalıt’ı, yeni bir yüzleşme ve meydan okuma ile karşı karşıya: Zaman.

Yapıt artık onu üretenin tüm etkilerinden bağımsız. Bir başına. Sonsuz söz-metin uzayında kendi varoluşunu kuracak yahut boşluktaki yolculuğunu sürdürecek.

Şair, bir öte-varlık olarak, metinden, yapıt’tan bakacak, yapıt üzerinden konuşacak artık bizimle yalnızca.

Aslolan da zaten budur. Şairin yaşamı, şiirinin yaşamına dönüşebilecek mi?

Hepimiz; yazan, eser veren herkes için gerçekleşecek bu büyük sınavdan, umar ve dilerim, Enver Ercan’ın kalıtı da, yeni bir yaşantı örerek, yeni bir anlamsal göğ yükselterek, Yapıt’ın varoluşunu kurarak geçer.

Güncelleme Tarihi: 26 Şubat 2018, 15:19
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568