Iraklı Şair El Beyat

Gonca Tokuz yazdı: " IRAKLI ARAP ŞAİR EL BEYATİ ve SAMİ KARAÖREN"

Iraklı Şair El Beyat

İstanbul’a her gittiğimde, Cumhuriyet Gazetesi’nin unutulmaz adlarından biri olan gazeteci yazar Sayın Sami Karaören’e mutlaka uğrarım.

Bilenler çok iyi bilir. Sohbeti inanılmaz güzeldir. O kısacık zaman diliminde binlerce şairin, yazarın, olayın arasında gezinir, beyin fırtınasında savrulur durursunuz. Fransız İhtilalinden, Osmanlı İmparatorluğu’na, Tevfik Fikret’ten Atatürk’e, Yunus Nadi’den Muallim Rıfat’a, Goethe’den Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya inanılmaz saatler geçirirsiniz. 

Sami Karaören’i ziyaret edenler bilirler. Evde veya işte etrafının her zamanla kitaplarla doludur. Özellikle evinde bahçeye bakan penceresinin kenarında okumakta olduğu, salondaki masa ve sehpanın üzerinde okuyacağı kitaplar sabırla sıranın kendilerine gelmesini beklerler. Okunmayı bekleyen kitapların yanında sevinçle yeni sahiplerini bekleyen kitaplar da vardır. Unutmadan ekleyeyim.  Kitaplarını dostlarına, kitapseverlere armağan etmek en büyük zevkidir. Dağıtır kitaplarını ama onlar eksileceğine artar dururlar. Bu arada eski dostların arasına yeni dostlar eklenir.  

Her gittiğimde pencerenin kenarında duran ince bir kitap dikkatimi çekti. Diğer kitapların yeri değişiyor ama o kitabın yeri aynı. Baktım, Turgay Gönenç’in Iraklı Arap şairi El-Beyati’den çevirmiş olduğu şiirlerden oluşan harika bir kitap. Elimde kitabı görünce, anlatmaya başladı kitapla ve şairiyle tanışmasının öyküsünü.. 
“Yıllar önce bir gün Çeşme’de değerli hukukçu ve şiir sever dostum İskender Erturhan’lardayız. İskender önüme ince küçük el kadar bir kitap koydu. Iraklı Arap şair El Beyati’den şiir çevirileriydi. Hayranlık ve şaşkınlıkla zevkle okudum şiirleri.  O kadar güzel çeviriydi ki hemen çevirene baktım. Turgay Gönenç. Çok severim Turgay’ı. Meğer Turgay dostumuz da Çeşme’deymiş o sıralar. Hemen telefon edip çağırdık. Geldi, uzun uzun konuştuk, şiirleri kendisine de okutarak tadını çıkarttık.

Turgay kendi ağız tadına göre, yoğun içerikli, acılar ve aydınlıklarla dolu şiirler çevirmiş El Beyati’den. Turgay’dan bir de şunu öğrendim. El Beyati’den seçilmiş şiirlerden oluşan bu kitapçık, aynı biçim ve boyda, sanatçı-bilim adamı dostumuz Prof.Dr. Cevat Çapan’ın oluşturduğu dizinin 14’üncüsüymüş. İyi Şeyler Yayıncılıktan çıkarılmış..

Bu Iraklı şairi yıllar öncesinden tanıyordum. İstanbul’a gelişinde bizim Gazeteye, Cumhuriyet’e gelmişti. O’nu alıp o sıralar Moda’da denize karşı çok güzel bir evde oturan Melih Cevdet Anday’a götürdüm. Tanıştıklarını biliyordum, çok iyi dost idiler. Çok güzel bir gece geçirdik hep birlikte.

El Beyati Nazım Hikmet ile Rusya’da sürgünde iken beraberlermiş. Biliyor musunuz? O da sürgünmüş Rusya’da. Sonra Nazım Hikmet’in pek çok şiirini çevirmiş Arapça ’ya. Örneğin Sevdalı Bulut ve Paris’te Kış gibi. * Cahit Külebi’de severdi bu kitabı ve El Beyati’yi” dedi ve sustu.

Gözleri sonbaharın keyfini yaşayan bahçeye bakıyordu ama kendisi çok uzaklardaydı. Kim bilir nerede ve kiminle idi o an?  Belki hocası, dostu Cahit Külebi ile yeni yazılmış bir şiiri tartışıyorlardı. Belki sevgili, biricik eşi güzel gözlü kadın Mehçure hanım ile İstanbul’un güzelliklerini keşfe çıkmıştı. Çokça kullandığımız yabancı sözcüklere mi üzülüyordu acaba? Ülkenin durumuna mı?  

O’nu daldığı anılardan koparmak istemediğimden hiç kımıldamadan ben de bahçeyi seyre daldım. Kahvemden aldığım küçük yudumların anın büyüsünü bozacağından korkarak bıraktım kahvemi. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum.  Kapının çalan zili kopardı anılarından Sami Bey’i. Gülümseyerek bana baktı. “Nerede kalmıştık? ” dedi. Cümle ağzından çıkar çıkmaz dizlerimin üzerinde duran küçük kitabının ayrımına vararak “Ne dersiniz? El-Beyati’den bir şiir okusak ne kadar güzel olur şimdi, değil mi? Dedi. Ben hangi şiiri okuyalım diye soracaktım ki; anladı: “Hepsi de çok güzel şiirlerin. Seçimi size bırakıyorum. Siz seçin lütfen. Ben hepsini de seviyorum şiirlerin..” dedi. Bardaktaki içkisinden bir yudum aldı ve arkasına yaslandı.
 
“Paris’te kış sarılır kürklere karlara
Yüreğimse bir başına kimsesiz
Ağlıyor sesiz sessiz kaldırımlarda
Aydınlandı pencereler ve içleri
Ve akşam çötü sokaklara
Soğuk hırçın sessiz
Gözleri bana bakıyordu ama kendisi şiirsel yolculuğuna çıkmıştı yine. Elimi uzatsam O’nun şiirsel yolculuğunun mutluluğunu/hüznünü yakalayacaktım sanki. Okumaya devam ettim.**  
 Gülüm nasıl da yaşlandı Paris
Oysa ben çocukluğumu yaşıyorum hala..” 


  *Karaören, Sami. El- Beyati ve Yesenin’den Çeviriler, Littera, Edebiyat Yazıları (Haz. Cengiz Ertem) Karşı Yayınlar, 1992, s. 343-345
**Şairin Nazım Hikmet’e Ağıt adlı şiirinin  “Paris’te Kış” başlıklı üçüncü bölümünden alınmıştır. 





 

banner380

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.