Murat Şaşzade şöyleşide

Kuklacıların Oyunu ve bir söyleşi

Murat Şaşzade  şöyleşide
10 Nisan 2017 Pazartesi 01:50

Murat Şaşzade  şöyleşide
İlgili Galeriye Git

"Kuklacıların Oyunu "adlı polisiye romanın yazarı Murat ŞAŞZADE bu gün saat 14.00 de  Alsancak Dominik Caddesi, Şevket Özçelik Sk.taki “ Tea N Point Cafe’de İzmirli okurları ve sevnleri ile buluştu.

Tea N Point Cafe’nin buğulu çayları yudumlanırken; kitap kurtları söyleşinin başlması için sabırsızlanıyorlardı. Genç yazarımız Muray ŞAŞZADE güler yüzlü sevencen yaklaşımı ile cafeyi dolduran okurları ile tek tek ilgilenmesi şöyleşiye ayrı bir boyut kazandıracağının habercisi olmuştu.

Alsancak Dominik Caddesi ilerleyen günlerde kitap okurların caddesi olacağını müjdeler gibiydi.

Yazar Murat ŞAŞZADE söyleşi masasında kefiyli mi keyifli… Ama okurlar sabırsız, sözcük dilimleri sabırsız.

Şaşzade’nin “Hoş geldiniz arkadaşlar”  deyişiyle okurlar pür dikkat!

“KKuklacıların Oyunu” adlı kitabın yazarı artık durulmayacak gibi gibi… 

Yazar Murat ŞAŞAZADE:
Biraz size özgeçmişimden bahsedeyim. İzmirliyim, Dokuz Eylül Deniz İşletmeciliği Yönetimi’nden mezunum. Birkaç gemi acentesinde çalıştıktan sonra yayınevlerine İngilizce’den Türkçe’ye çevirmenlik yaptım. Yayınlanmış 8 çeviri kitabım var. Bunun dışında Psikiyatr Prof. Dr. Erhan Bayraktar ile psikolog Zeynep Özmeydan’ın bilimsel çalışmalarında çevirilerini yaptım. Polisiye türünde yazıyorum. Ve yakamoz  yakut  adlı bir internet portalında köşe yazıları yazıyorum. Evliyim.

Yazarlık merakı nasıl gelişti diye soracak olursanız, biraz anlatayım. Her şeyden önce çocukluğumda aşılanan kitap sevgisinin bunda büyük payı olduğunu belirteyim. Rahmetli Babamın Kıbrıs Şehitler Caddesinde kitap-kırtasiye dükkânı vardı. Annem de okumayı seven bir insandı. Yazarlığa giden yol önce okumaktan geçtiği için anne ve babamın içimde ekilen tohumda büyük payı vardır. Yazma yeteneğimi otuzlu yaşlarımın sonlarında keşfettim. Bu bakımdan size biraz çevirmenliğin kazandırdığı becerileri ve bu becerilerin yazmakla ilişkisini açıklayayım. Çevirmenliği, yazarlığımın alt yapısını oluşturacağını ve Türkçe ifade kabiliyetimi güçlendireceğimi düşünerek bilinçli seçtim. Ayrıca gençlik çağlarımdan itibaren sinemaya olan tutkum ve senaryoları derinlemesine analiz ederek görsel algılama yeteneğimi keşfettim. Bu da romanları görsel bir dille yazmama katkı sağladı. 

İlk romanımı yazmadan önce adet yedi yıl uykuda geçen bir dönem yaşadım. Bu süreçte romanım için hazırlık yaptım. Özellikle psikopatolojiler ve kişilik bozukluklarıyla ilgili yaptığım çevirilerle repertuarımı zenginleştirdim. Çocukluk çağımdan itibaren çevremde sıradışı ve zor kişilikler olması, bana büyük bir kolaylık sağladı. Çünkü polisiye-gerilim romanda kullanacağınız karakterleri, böyle tipler arasından seçip serpiştirebilirsiniz. Hazırlık sürecinde büyük bir gözlem yaptım. Hayatıma giren tüm insanları tarayarak içlerinden renkli karakterlerin özelliklerini not aldım. Günlük hayatta karşılaştığım kişiler analiz ederek, notlar aldım ve deyim yerindeyse bir karakterler kataloğu hazırladım. Romanıma yansıyan zengin karakterlerden dolayı, hayatıma giren herkese teşekkür ederim. Hazırlık sürecinde edindiğim birikim, geçmişten gelen deneyimlerimle birleşince patlama noktasına geldi ve böylece 2014’te ilk romanım Kuklacıların Oyunu’nun yazımı başladı. Sekiz aylık bir süreçten sonra bitti ve 2016 Ocak ayında yayınlandı.

Kuklacıların Oyunu, İzmir’de geçen, İzmir’in çeşitli cazibe merkezlerini ve mekânlarını yansıtan bir Uluslararası komplo romanıdır. Size kısaca anlatayım. İzmir’de Ege Üniversitesi bünyesinde GENMER adında bir genetik araştırma merkezi kurulur. Bu merkezde kanser araştırmaları yapılmakta ve tedavisinde çığır açacak bir molekül geliştirilmektedir. Türkiye, bu sayede kanser ilaçlarında dışa bağımlı olmaktan kurtulacaktır. Araştırma, yurtdışında eğitim almış iki genç bilim insanı tarafından yürütülmektedir. Hikâyemiz, bu araştırmacıların cinayete kurban gitmesiyle hız kazanır. Adi bir cinayet gibi görünen bu vaka, Cinayet Büro tarafından soruşturulmaya başlanır. Günler geçtikçe, vaka karmaşıklaşır ve perde arkasında bambaşka bir ilişkiler ağı olduğu anlaşılır. Cinayetlerin perde arkasında gizli servislerin birbirleriyle olan gizemli mücadelesi devam etmektedir. Aynı zamanda ilaç kartellerinin uyuşturucu ile olan bağlantısı da romanda kendini gösterir. Cinayet Büro, kendini gizli servislerin arasındaki amansız mücadelenin içinde bulur. Aynı zamanda, cemaat maskesi ardına gizlenen bir şebekenin uyuşturucu trafiği ile elde ettiği güç ve rant da yer alır. Romanda, siyah ve beyaz, iyi ve kötü iç içe geçer. Bu sisi, ortadan kaldıracak olan ekip ruhu ve dayanışmadır. Ancak okuyucu, romanın sonunda kimin kazanıp kimin kaybettiğini anlamayacak ve kendi anlayışına kaldığını fark edecektir. 


    

Uluslararası Komplo teorilerini kurgu haline getirerek romanlaştırmayı seviyorum. Kuklacıların Oyunu da İzmir ölçeğine sığan bir uluslararası komplodur. Romanımın temelini, üzerinde yıllarca düşündüğüm bir Dünya modeli oluşturmuştur. Yeni Dünya Düzeni olarak bize sunulan sistemin iki ya da ikiden fazla kutbu olduğunu düşünüyorum. Bunu kadim kutsal metinlerdeki, semavi dinlerdeki aydınlık-karanlık, iyi-kötü, hak-batıl mücadelesine dayandırdım. Böylece bir denge ya da daha doğru deyişle uyumun olması için en az iki tarafın ya da ittifakın olması gerektiği sonucunu çıkardım. Buna bağlı olarak, Dünya‘da karanlık ya da aydınlık tarafın bazen çatışması ve bazen uzlaşması ile kaos ve nizam doğuyor. Aslında kaos ve nizam da tıpkı ying ve yang gibi bir uyum oluşturuyor. Yukarıda bahsettiğim aydınlık-karanlık mücadelesi yazarın içinde de cereyan etmektedir. Yazar olarak ben içsel çatışmamı çözerek, içimdeki iyi ve kötü yönün birbiriyle uzlaşmasını sağlayarak kendi olgunlaşma sürecimi hızlandırıyorum.

Dilerseniz size Kuklacıların Oyunu ismini nasıl koyduğumu anlatayım. Büyük mutasavvıf Öme Hayyam’ı çok severim. Bende en çok iz bırakan şiiri “Biz gerçekten bir kukla sahnesindeyiz. Kuklacı Felek usta, kuklalar da biz.  Oyuna çıkıyoruz, birer, ikişer, ikişer. Bitti mi oyun, sandıktayız hepimiz.” Romanımın adını büyük usta Hayyam’dan esinlenerek koydum.  Kuklacıların Oyunu için kendi bulduğum slogan olan “Hakikate, ancak görünenin ardına gizlenen görünmeyeni yorumlayabilen erişebilir,” sözünü açıklayayım. Hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Bizlere Küresel Sistem, medya ve diğer dikkat çeldiricileri teknoloji, eğlence, kariyer basamakları, suni keyif veren maddeler vb aracılığıyla sahte bir dünya dayatmaktadır. Çoğumuzun zihinleri, aile, okul, sosyal çevre ve medya tarafından formatlanmıştır. Kendimize ait olduğumuz fikirler, aslında Küresel Gücün zihnimize aşıladığı çarpıtılmış kirli bilgilerin sonucudur. Kendi hakikatimize ulaşmak için görünenin ardına gizlenen görünmeyeni yani maddenin ötesine geçerek manayı aramalıyız. Bu slogan ve romanımdaki tema ile bunu vurgulayarak kendi aslımızı bulmak açısından Hakikatin ne kadar önemli olduğunu anlatmaya çalıştım. 

İlk romanımın dışında üç roman daha yazdım ve kurumsal yayınevlerinde yayınlamak için görüşmeler yapıyorum. Uluslararası Komplo teorilerini casusluk türünde yazarak aktarıyorum. Türkiye’de bu alanda yazan kimse yok. Eskiden Osman Aysu vardı, fakat o da tür değiştirdi. İçinde bulunduğumuz dönemde casusluk romanlarının giderek daha çok okuyucuya hitap edeceği için bu alanda yazmaya devam edeceğim.    

Yazar olarak beslendiğim kaynaklar, geniş bir yelpazededir. Sinema, müzik, şiir ve tasavvuf ve farklı türde yazılmış roman ve kitaplar zihnimi zenginleştiriyor. Ayrıca, mitoloji, ezoterizm ve dinler tarihinden de istifade ederek, psikoloji konusunda birikimimle harmanlıyorum. Çocukluk çağımdan itibaren çok farklı alanlarda, uluslararası siyaset, psikoloji, tasavvuf, mitoloji, felsefe ve ezoterizm vb. aile çevrem, kitaplar ve dostlarım sayesinde bir hayli bilgi edindim. Bunda zihnimin sünger gibi emen yapısı çok rol oynadı. Bilgi obezitesine, yani bilgi biriktirmekten kaynaklı bir şişmanlığa yakalanmıştım. Zihin ambarımda deyim yerindeyse bir bilgi kırıntısı koyacak yer kalmamıştı. İşte yazarak bu birikimimi dışa attım ve okuyucularımla paylaştım. 

Alkışlar
Alkışlar 
Alkışlar

Alsancak Dominik Caddesinde yürüyenlerin şaşkın bakışlarına farklı bir ritim gönderen Türk Polis Kuklacının Oyunu adlı romandaki gibi güçlü sezgileriyle gelerek bu güzel eseri yazarından imzalı olarak almanın guru ile objektifime yakalanıyor.

Suriye’de ki iç savaştan kaçarak ülkemize sığınan mültecilerden bir kaçı Yazar Murat ŞAŞAZADE ile sohbete başlar ve meraklı bakışlara sıcak tebessümler eklenir günün son demine.

“ Kuklacıların Oyunu “güzel
Şöyleşi güzel
Okurların kitap üzerindeki soruları güzel
Dostluk desen 5 yıldızlı güzel.

Başka bir söyleşide yine buluşalım.

Emeği geçenlere benden teşekkürler

Yakamoz YAKUT

banner442

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.