Mutsuzluğun kökeni nedir?

Batuhan Zümrüt - Yazar Fırat Devecioğlu, çağımızın güncel sorunu “mutsuzluk” hakkında bir yazı kaleme aldı.

Mutsuzluğun kökeni nedir?

Yazılarındaki samimiyet ve şaşırtıcı özdeyişleriyle özellikle sosyal medyada sık sık konuşulup, örnek gösterilen yazar Fırat Devecioğlu, çağımızın güncel sorunu “mutsuzluk” hakkında bir yazı kaleme aldı.

Mona Kitap tarafından yeni çıkardığı "Yüzleşme" adlı kitabında da kendisini en çok mutsuz eden durumu, "Dünya'yı, onu en çok sevmeyenlerin yönetmesi" olarak yorumlayan Devecioğlu yeni blog yazısında modern zaman insanlarının yaşama dair korkularını, ‘güçlü’ birey rolüne bürünerek duygularını bastırma eğilimlerini ve buna bağlı olarak son zamanlarda daha çok “yüzleştikleri” “mutsuzluk”larını ele alıyor.

Mutsuzluğun Kökeni

“Hayat, yeryüzüne kısa süreli bir bakıştan ibarettir.”

Korku, yeni doğan her insanın hemen yanıbaşındadır. Henüz bebekken karşımıza çıkar, bizimle tanışır, yanı başımızda yürür ve nihayet bizi bu dünyadan yolcu eder. Hayatın ilk ve son duygusu korkudur.

Boğucu varlığının tükenmez kaynağı, insanın nereden geldiğini ve yaşam sonrası nereye gideceğini bilmemesidir. İntihar etmek üzere şuan sandalyeye çıkan biri bile, o tanıdık korkusunun nefesini ensesinde hisseder. Son anımızda yanımızda sadece korku vardır.

Korkular, ancak yaşamını doğa ve insan sevgisi ile donatan kişi karşısında yenilebilir. İnsan bu temel gerçeğini unutur, Dostoyevski hatırlatır; cehennemi tanımlarken, ‘bence o sevmeyi başaramamaktan acı çekmektir.’ der. Ruhumuz ancak sevgi ile hafifler, nefes alabilir, bir nebze olsun yatışabilir. 
İçinde sevgi (anlam) olmayan hayat, insanın kalbine ‘boşa yaşanmış bir hayat’ düşüncesini bırakır. Bu nedenle, yaşamın ansızın son bulacağı düşüncesi, özellikle anlamsız (sevgisiz) yaşayan insanlarda, köklü bir ölüm korkusu yaşatır. Bu, henüz sahip olamadığı hayatı, birden kaybetme korkusudur. 
Modern zaman insanı, yaşama dair korkularını, ’güçlü’ birey rolüne bürünerek bastırma eğilimindedir. Ancak kişinin sahibi olduğu nesneler artarken, sevgisizlikten beslenen yaşamın kendisine dair korkuları güçlenir. Sahip olma arzuları, onu sevgiden uzaklaştırırken, korkularına yakınlaştırır. Toplumda ‘başarılı’ olarak kabul edilen, kazanım peşinde hırsla koşan insanların, güçlü ölüm korkuları yaşaması bu nedenledir. 

Çağımız, bu durumu körükleyecek şekilde, insan ve doğa üzerinde hakimiyet kurma arzularını harekete geçirmeye çalışır; etrafımız ‘elde et, başar, daha iyisine sahip ol, daha fazlasını iste!’ diyerek seslenen, kime hizmet ettiğini bilmeyen kapitalist çığlıklar ile inler. İnsanlar, başkalarının zenginliği için yaşadıklarını fark edemezler. 

Dünyada daha fazla hükmederek, daha da hırslanarak, kalbinde mülkiyet arzusu ile mutlu olabilen insan henüz görülmemiştir. Hakim olma arzusu, insana dair derin mutsuzluğun başladığı yerdir! Sonuçta hayata hükmetmek değil, ancak onunla uyumlu yaşamak insanı sevgiye taşıyabilir. İnsan, ancak gerçek sevgiyi yaşayabildiği anlarda mutludur, yaşadığını hisseder. Hayat, sevgi ile anlam kazanır. Arno Gruen durumu özetler; ‘Başarı, sahip olma hırsı, insan ve doğa üzerinde hakimiyet kurma çabası kendini canlı hissetmek için gösterilen beyhude bir çabanın ifadeleridir. Fakat bütün bunlar insanı sevgiye götürmez.’ 

Kendi ruhsal zenginliğini ıskalayan insan, kocaman boşluklarla dolaşır hale gelir. Gerçekte ihtiyacı olmayan şeyler alır, çok yıprandığını düşünerek daha da çok harcar. Sağ cepten giren sol cepten çıkar.  Finansal özgürlüğe kavuşmak yerine, aklında bir türlü ulaşamadığı mutluluk hayali için taksit ödemeye devam eder.

Anlamlı yaşam, doğanın bir parçası olduğunu bilen kişinin, elinden gelen katkıyı çekinmeden hayata sunmasında saklıdır. Bu nedenle sahip olma arzuları karşısında ölçülü durabilen kişide, arzu ateşinde kavrulan insanlara gülerek baktıran sakinlik vardır.
Çağımızda mutluluğa giden yolun, insan ve doğa sevgisinden geçtiği unutulur, korkularımıza karşı nasıl güçlenebileceğimiz de… Mutsuzluğun kökeni, doğal sandığımız çağımızın yaşam formunda saklıdır. Mutluluk ise yıldız parlatararak göze girmekte ya da daha iyi bir ünvana sahip olmakta değil,

doğa ile uyumlu, onun bir parçası olarak yaşayabilmektedir. 

Hayat, yeryüzüne kısa süreli bir bakıştan ibarettir; zaferler değil, sadece sevgiyi yaşayabildiğimiz her an bu kısacık süreye anlam katabilir.

Güncelleme Tarihi: 07 Mayıs 2018, 08:38
YORUM EKLE
YORUMLAR
Fatoş Aydıner
Fatoş Aydıner - 3 hafta Önce

Mutluluk hiçbir insandan korkmadan, duyularımızı ve duygularımızı özgür kılmakla başlar. Önce kendimizi ve sonra da başkasını sevmekte yatar mutluluk. Ama ne yazık ki insanlar, ellerindekilerle (maddi varlıklarıyla) doyumsuz olmaya başladıkları andan itibaren mutsuz olmaya başlamışlardır. Ayrıca toplumun dayattığı korkuyla da egoistleşirler. Her egoistliğin sonucunda mutsuzluk belirir: benim arabam, benim çocuklarım, benim elbisem... Veya vereceğim örneklerle de mutsuzluğun kaynağına detaylı bir şekilde girmiş oluruz Örnek1: Mutlu bir çift çocuğunun geleceğini düşünerek ev alır; aslında bir çocuğun geleceği onun anlık ilişkisinde gizlidir; anne-baba ona vakit ayırmadan hiç durmaksızın, aldığı evin kredi borcunu ödemekle meşgûldür. Çocuk ise yalnız ve ilgisiz büyür ve mutsuzluk sendromunu anne-babanın bilinçsiz eğitiminden kapar ve mutsuz olur. Bu karşılıklı bir döngüdür. Mutsuz çocuk mutsuz ailenin eseri, mutsuz çift ise mutsuz toplumun...Aradan yıllar geçse de toplumun mutluluk anlayışı değişmediği sürece mutsuz olunur. Örnek 2: Çok genç, mutlu bir çift mutluluklarını aileleriyle paylaştıkları andan itibaren mutsuz olurlar. Sebebi ise her iki ailenin de gençlerin birlikteliğinden çok fazla beklentileri vardır. Genç erkeğin mesleği, maddi durumu vs. gibi beklentiler sevdiği kızın ailesinin beklentilerinin haddinden fazla olmasından dolayı mutlu çift ayrılmak zorunda kalır. Ayrıca her toplumun küçük bir mutluluk tablosu vardır. Mesela Türkiye’deki gençlik 500 kişilik düğün konuğuyla mutlu olurken Almanya’daki gençlik 100 kişilik düğün konuğuyla mutlu olur ve düğüne harcadığı paranın yarısıyla birlikte mutlu olacağı şeyi yapar. vs. Yani yine yukarıdaki gibi...manevi değerlerin yerine maddi değerler geçtiği andan itibaren mutsuzluk başlar. Yine toplumsal bir sorundur bu... İyi akşamlar

SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568