Kuantik Yaşam - bölüm 3


Nilüfer Açılan Yıldız

Nilüfer Açılan Yıldız

Okunma 12 Ağustos 2017, 08:23

"Yani" . Nerden bildiğimi bilmiyorum. Yani bu türlü şeylerin geçmişi yok. 
Buuu... 
Şu anda gelen bir bilgi, anlatabiliyor muyum?” 
“Hıımmm... Kahvaltı alalım istersen, karnım acıktı.” “Olur! Neyin var senin böyle?” “Bilmiyorum. Sabah uyandığımda kendimi çok duygusal ve hassas hissettim.” “Bak! Biz bir yolculuğa çıktık. Dünü bugüne taşıyıp geçmişte oyalanmaya, henüz gelmemiş yarın için planlar yapıp, bize bahşedilen bugünü ziyan etmeye hiç niyetimiz yok, değil mi?”
 “Evet, ama gün dediğin şeyin bir ucu geçmişte, bir ucu gelecekte duruyor.” 
“Tamam işte! Sen iki tarafı da gör. Ama ortada dur. Bu arada iyi laf ettin, farkında mısın?” “Öyle mi?” “Evet. Önemli olan şu an.” “Orası öyle de…” “Dee si, mee si yok bu işin. Alışkanlıklarından, bugüne kadar yaşadığın duygu çeşitlemelerinden uzaklaşıyorsun. Hassasiyetin muhtemelen bundan dolayıdır. Şu andaki hislerini analiz et. Hissin ucu hangi duyguya dayanıyor? Hangi fikre? Hangi yaşanmışlığa? Bunları iyi düşün!” “Diyelim ki alışkanlıklarımızı, duygularımızı kendimizden soyduk. Sonra ne yapacağız Neil? Nereye gideceğiz? İnsanlarla ne paylaşacağız?” “Kendimizi! Yamalıksız. Arı, duru bir Yusel’i” “İçimde bir ‘ben’ var. Çocukluğumdan beri birilerinin ona dokunmasını istedim. Yaşadığım, gözlemlediğim hiçbir sevgi çeşidi o ben’e dokunamadı.”
“Dokunamaz tabi!” 

“Neden?” 

“Çünkü ona sadece sen dokunabilirsin."

Bir de an’dan içeri giren dostlar dokunabilir.” “Bu da ne demek?” “İnsanın gönlü öyle bir kıvama gelir ki, sahiplenme adına en ufak bir tortu dahi taşımaz. Ne bir şeye alınır, ne bir şeye sevinir. Henüz dimağlara yerleşmeyen bir neşe içinde yeryüzüne gelir ve gider yeryüzünden. Değilse, işte böyle, insana acı verir.” “Sen de öyle bir konuşuyorsun ki, anlamakta zorlanıyor insan.” “Aahhh! Anlamak! İnsan ne çekiyorsa bu anlamaktan çekiyor zaten. Neyse. 

Bence güzel bir kahvaltı yapalım. Sonra da bu şehrin güzelliklerini, özelliklerini seyre çıkalım.” “Haklısın. Çevremizdeki herkes kahvaltı yapıyor, bizse bir saattir konuşuyoruz.” “Bu herkese de dikkatli bakmak lazım!” “Niye? Dedektif miyiz?” “Kimler bu herkes?” “Bizim gibi, bir yerlerden gelip, bir yerlere giden yolcular işte.” “Öyle olsun. Unutturma, resepsiyondan şehrin bir planını alalım, gezi güzergâhımızı belirleyelim.” “Tamam.” Yusel ve Neil, leziz bir kahvaltı yaptılar. Odalarına çıkıp kıyafetlerini değiştirdiler ve resepsiyona indiler. Aldıkları şehir planına göz atarlarken Medi yanlarına geldi ve Neil, Medi’nin yine değişmiş olduğunu gördü.

Yusel’e göz işareti yaptı. Fakat Yusel yanlarına gelenin Medi olduğunu düşünmediği için, “Ne?” gibilerinden kısa bir göz kısmasından başka tepki vermedi. “Önce buraların yeraltı şehirlerini gezmelisiniz,” dedi Medi. İki arkadaş bakıştılar. “Buranın yeraltı şehirleri mi var?” derken, Medi’nin gözlerine baktı Yusel. O anda Neil Yusel’in Medi’yi tanımasını umdu ama Yusel hiç oralı olmadı. Bu otel, bir doğaya uyumlanma merkeziydi. Neil bunu kavramıştı. Dahası onu uyaran Yusel olmuştu. Ama bunu bilinçsizce yapmıştı. Bazen böyle olurdu. Evrensel bilgi insanın zihnine iner, bilgiyi ses veya cümle haline getirir, kendine uyananlar hariç, insanlar, dediklerinin içerik olarak bilincinde olmazlardı. Bu durumun kolektif bilincin gayesinde yatan nedeni söyleyeni değil, dinleyeni uyarmaktı. Zihin karışık olduğu için iç melekelere kendini örttüğü anlarda dürtü dışarıdan gelirdi. Neil’in kafasını meşgul eden başka bir şey de, konuşmaya ve duymaya rağmen bilincin, içeriğin farkına varamayışının nedeniydi. İnsanın içinde konuşan ve duyan kimdi? Ve birbirini uyaran, birbirine öğreten bu suretler bunu neden yapıyordu? Neil buradan ayrılmadan zihnindeki sorulara cevap bulmak istedi. İnsan doğa şartlarına göre renk, biçim ve mizaç edinirdi. Dahası doğa, insandan dışa ve dıştan insana yansıyan bir şeydi. İnsanın büyüklüğünü akıl ve zekânın kavraması imkânsızdı. 

Peki, Medi bu kadar açık ve bu kadar hızlı nasıl değişebiliyordu? Acaba dünyada ne kadar insan varsa doğumundan ölümüne hepsinin biçimine ve rengine mi bürünüyordu? 

Neil, doğaya uyumdan az çok anlardı.

Medi, “Doğaya Uyum Merkezi” derken, bu değişimi mi kastediyordu? Belki de o hiç ölmüyordu! Kendini soru yağmuruna tutmuş olan Neil, beyninin sol tarafında açılan bir düşünme odasına girdiğini fark etmedi bile. Odanın rengi açık turuncuydu. İçinde birçok renk devinimi mevcuttu. 1. 2. ve 3. boyutta, beyaz ışıklı bilgi hazinelerine erişim kuvveleri hızla oradan oraya hareket ediyordu. Sabaha karşı yaşadığı olayı hatırladı. Sanki zihnin içinde sayısız dünya mevcuttu ve Neil, o dünya senin bu dünya benim dolaşıp duruyordu. Neil’in dalmış, biraz da tuhaflaşmış olduğunu gören Medi, haritada yeraltı şehirlerine giriş noktalarını işaretledi. “İyi seyirler. Bol şanslar,” diyerek haritayı Yusel’e uzattı ve hızla yanlarından uzaklaştı. Medi’nin gidişiyle Neil, derin, gürültülü bir nefes aldı ve Yusel’in elindeki haritaya bakarak, üzerine abandı. “Hayırdır, sana ne oldu? Betin benzin atmış. İyi misin?” “Evet, evet, iyiyim. Hadi gidelim. Şu yeraltı şehirlerini çok merak ediyorum.” Medi’nin daha önce Yusel’e tarif ettiği yollardan geçerek giriş kapısına geldiler. Yol otelin içinde, ortasından aşağı doğru ilerliyordu. Fakat ne Yusel, ne de Neil bulundukları yerin otelin içinde ve tam da ortasında bir bölüm olduğunu fark edebildiler. “Eminim bu şehrin birçok giriş kapısı vardır,” dedi Nei 41

devam edecektir...

"KUANTİK YAŞAM" adlı kitabımdan

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.