Kevin Spacey, İstanbul'da tahta çıktı

Muhsin Ertuğrul Sahnesi'nde tarihî bir gece. Kapılar açılıyor, sanat camiasının usta isimleri birer birer giriyor içeri.Yıldız Kenter, Filiz Akın, Cihan Ünal, Haldun Dormen, ikişerli üçerli gruplar halinde sohbet ediyor.

Kevin Spacey, İstanbul'da tahta çıktı

Oyun başlıyor' anonsuyla herkes koltuklarına yerleşiyor, sahneye projeksiyonla bir yazı yansıtılıyor: "Şimdi... Şimdi Amerikan Güzeli filmiyle (1999) 5 dalda Oscar kazanan Sam Mendes-Kevin Spacey ikilisini bir araya getiren oyun başlayacak. Şimdi iktidar hırsıyla yakınlarını ezen bir kral karşımıza çıkacak."

Salonun ışıkları alınıyor, Kevin Spacey Notre Dame'in kamburu gibi sahnede beliriyor. Sağ omuzu düşük, bir kolu sargıda, bir ayağı sakat, sert yüzlü, kötü huylu, kambur bir adam. Uzun tiradını atıyor, çirkin yüzünü-oyunlarını kısaca anlatıyor. Seyirci nefesini tutup, III. Richard'ın dünyasını izliyor.

Oyun için film deyimini kullanmak oldukça yerinde. Çünkü ekip Muhsin Ertuğrul Sahnesi'ne bir plato kurmuş adeta. 22 kapının yer aldığı (oyuncu sayısıyla eş) beyaz büyük bir salon, ana dekor olarak kullanılıyor. İlerleyen bölümlerde aksesuar ve ışık değişimleriyle kale olarak da kullanılıyor, zindan, yatak odası olarak da. Oyuncular aksamayan bir makine gibi doğru zamanda doğru yerde oluyor. Her adım hesaplı, her ışık isabetli...

Dünyanın en kötüsü Rıchard!

Filmin konusu ise şöyle: "Richard gözünü tahta dikmiştir. Bunun için her tür kötülüğü yapar. Merhum Kral Edward'ın iki küçücük oğlunu öldürdükten sonra, kızıyla evlenmek ister. Bunun için Edward'ın karısını araya sokar. Kimi zaman düşünceli amca, kimi zaman dindar kralı, acılı kardeşi oynar. Onlarca insanı mezara gömdükten sonra hayallerine kavuşur ama bu kez hayaletler onu rahat bırakmaz..."


Oyunun ilerleyen bölümlerinde Richard, kötüleştikçe kötüleşiyor. Sakat ayağıyla (özel bir aksesuarla yalnızca parmak uçlarına basabiliyor) sahnede adeta devleşiyor. Shakespeare'in kariyerinin başlarında farklı bir üslupla yazdığı oyunu, farklı bir yorumla sahneye taşıyor. Sinirleniyor, gülüyor, bağırıyor, eğleniyor... Aynı anda farklı ruh hallerine girip çıkıyor. En belirgin özelliği ise hiç şüphesiz kötülüğü oluyor. Yönetmen reji sürecinde dile getirdiği gibi içindeki karanlığı başarıyla sahneye taşıyor.

Oyunun en büyük handikabı uzun oluşu. Seyircilerin bundan rahatsız olduğu söylenemez. İlk perde 2 saat çıkmasına rağmen hiç kimse salondan ayrılmıyor. Oyunun doğru belirlenen ritminin yanında birkaç neden daha sayılabilir: Keyboard ve perküsyondaki üç müzisyenin oyuna katkısı. Filmlerde rastlanacak derecede başarılı ışık kullanımı. Savaş sahnelerinde oyuncuların aynı anda uyumlu bir şekilde davul çalmaları. Ritmin düştüğü anda bu tür reji dokunuşları sayesinde seyirci yeniden oyuna bağlanıyor. İlk perde Richard'ın tahta oturuşuyla bitiyor.

İkinci perde düklerle kralın karşı karşıya geldiği dolu. Güç kralın elinde ama çatlak sesler artıyor, isyanlar çıkıyor sürekli. Ordudan ayrılanlar muhaliflerin yanına geçerken Richard korkulu rüyalar görmeye başlıyor. Bu sahnelerde yönetmen illüzyonlarla (kapısına çarpı işareti konan, gözleri kapatılan ölü sayılıyor) seyirciyi etkiliyor. Salonun arka duvarı kalkıyor, büyük bir antreye dönüşüyor. Sahne trafiği çatışmalarla beraber artıyor, ortam savaş alanına dönüyor. Finalde Richmond Dükü'yle karşı karşıya gelen Richard kan ter içinde kalıyor ve sonunda ölüyor. Ayaklarından tavana asılan Spacey, kılıç kullanımı ve aksiyon sahnesindeki performansıyla parmak ısırtıyor. Selamlamada seyirciler oyuncuları dakikalarca ayakta alkışlanıyor. Sahnedeki son dizilişte şöyle bir fotoğraf karesi göze çarpıyor: Ortada yıldız bir oyuncu, üç-dört adım gerisinde elleri bağlı 21 oyuncu. Oyun 9 Ekim'e kadar her akşam 20.30'da ve 8 Ekim Cumartesi'ye konan ek gündüz seansıyla İstanbullu izleyicinin karşısına çıkacak.

AYHAN HÜLAGÜ

Güncelleme Tarihi: 17 Nisan 2012, 12:28
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568