Taşla Oynayan Kadınlar

​Mersin, taşla oynayan, taşla kendini ifade eden iki kadının eserlerine ev sahipliği yapacak. 

Taşla Oynayan Kadınlar

Taşla oynayınca ne olur: Beton olur. Kentsel dönüşüm adına yağma olur. Marina adı altında AVM olur. Ucube bir mimarinin adı TOKİ olur. “Taş atan çocuklar”ın doldurulduğu zindan olur. Ya da sanat olur. Eserlerini henüz sergilenmeden izleme imkânı bulduğum iki kadının yaptığı gibi.

Yasemin Arslantaş, “Kent Kırıntıları”nı gösteriyor bize.

Tülin Şahin Okay, “Denizin dışa vurduklarını” ya da “Denizden gelenleri”.

Heykeltıraşlar –genel olarak çağımızda- taşla, tahtayla, bronzla, tunçla çalışıyor. Bu saydığım organik malzemelere form kazandırıyorlar. Ansiklopedik bilgidir ama hatırlatayım: “Heykel, sanatsal bakış açısıyla meydana getirilmiş üç boyutlu formlara denir. Heykel temelde mekânın kapsanması, kavranması ve mekân ile ilişki kurulması ile ilgilenir. Heykel sanatı, mekân içinde üç boyutlu estetik biçimler yaratmayı amaçlayan görsel sanat dalının adıdır. Plastik sanatlar içinde değerlendirilir” 

Tam da bu noktada “Soyut Geometrik” çalışmalar yapan Yasemin Arslantaş, yanıtını bulamadığım sorulara açıklık getiriyor:

“Benim doğayla ve kentle bir derdim var. Doğa ve kentin, organik ile inorganiğin diyalektik ilişkisini sorguluyorum eserlerimde. Veya “ilişiksizliğini-uyumsuzluğunu-yabancılaşmayı” diyebilirsiniz buna. Organik formları (taşları) inorganik formlara - yapay - kentlere dönüştürerek sorular soruyorum. Uyumsuzluğu dolaylı göstermeye çalışıyorum. Örneğin bir köy kuruyorsunuz. Evler başta birbirine uzak. Ama duygular yakın. İlişkiler sıcak. Evler birbirine yaklaştıkça insanların arasındaki duygu mesafesi artıyor. Komşu komşuyu tanımaz oluyor. Kapı çalınıp tuz ekmek istenmiyor.”

Denizin dışa vurduklarıyla heykel yapan, Soma Katliamını, Ezidi kadınların dramını, mültecileri,  kapitalizmin yarattığı “iletişimsizliği” enstellasyonlarıyla- heykelleriyle sorgulayan Tülin Şahin Okay araya giriyor ve “Yabancılaşma bu olsa gerek” diyor. “Özgürlük kısıtlandıkça içe kapanma artıyor. Teknoloji geliştikçe insan insana yabancılaşıyor. Ve otoriteye itaat artıyor. Yaptıklarım ne kadar sanat, ne kadar değil, önemi yok. Ben itirazımı böyle yapıyorum. Hem konuşarak, hem yürüyerek hem de taşla oynayarak.” diye tamamlıyor mevzuyu.

Ben bir ek yapayım :
Bir zamanlar medeniyetin merkezi denilen kentlerde yaşamak bir ayrıcalıktı. Kentli insan, ‘Ben doğma büyüme şehirliyim; medeniyim’ diye övünebilirdi. İtiraf edeyim, arkadaşlarımla şakalaşırken ben de Antakya’nın içinden olmakla gurur duyduğumu söylerdim. Antakya ile hala gurur duyarım ama günümüzde kentler, çarpık kapitalizmin insan ilişkilerini çürüttüğü, komşuluk ilişkilerinin yok olduğu, dayanışma kelimesinin artık unutulduğu, açlığın, işsizliğin, fuhuşun, soygunun kanıksandığı beton mekanlar olmaya başladı. Kentli olmaktan kaynaklanan ‘gurur’ da, göç ve yoksulluğa paralel olarak artan gecekonduların ortasında sorgulanmaya başlandı. J. J. Rouseau, tam iki yüzyıl önce, ‘Kentler, bireysel çürümenin ve toplumsal yozlaşmanın başladığı yerlerdir’ derken haksız mıydı.

Sanatçılarımızın da « taşla oynayarak » sorguladığı bu değil mi. 


Tülin Şahin Okay ve Yasemin Arslantaş’ın Karma heykel sergisi
5 Şubat saat 17.00’da açılıyor. Sergi 17 Şubat’a kadar açıktır.
Adres: Mersin Sanayi ve Ticaret Odası Sanat Galerisi. 4. Kat. 



www.yakamozyakut.com.tr Mersin / Ali Osman ABALI



 

Güncelleme Tarihi: 05 Şubat 2016, 12:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner571

banner141

banner557

banner560

banner568