Antıoch'dan Hatay'a Keşk'ten Aşir'e

Gonca Tokuz yazdı....

Antıoch'dan Hatay'a Keşk'ten Aşir'e
28 Ekim 2013 Pazartesi 20:48

Kuzeyde Amanos, Güney’de Kel Dağı arasında kalan Antakya Habib Neccar dağının eteklerinde kurulan güzel bir kentimiz.

Kenti ikiye bölen, başta Amik Ovası olmak üzere suladığı toprakların bereketini kente armağan eden Asi nehri Lübnan’ın Beka Vadisinden doğmaktadır.

Tarihteki adıyla “Orantes” nehri Samandağ’dan denize dökülmekte olup, bir efsaneye göre doğuşu şöyle olmuştur. “ Binlerce yıl önce Samandağ bölgesinde bir hayat suyu vardır.

Suyun başını bekleyen bir ejderha her yıl bir genç kızın kurban verilmesi şartıyla, sudan bir yudum vermeyi kabul eder. O yıl sıra kralın kızına gelmiştir.

Hızır, durumu öğrenince kızla beraber ejderhayı bekler, kılıcını kızı almak için mağarasından çıkan ejderhanın yüreğine saplar.

Ejderha “bir daha vur öleyim.” der. Bir daha vurunca ejderhanın iyileşeceğini bilen Hızır vurmaz, ejderha acılar içinde kıvranarak uzaklaşırken başını Lübnan dağlarına çarpar, açılan yarıktan yol bulan hayat suyu akar ve Akdeniz’e ulaşır.” (2)  

İşte geçtiğimiz hafta sonu,  bu asi nehrin çok yakınında Şehir Kulübünde güzel bir sonbahar gecesini yaşarken, anlatılan efsaneyi anımsıyor, hangisine öncelik vereceğimi bilemediğim masamızdaki onlarca güzel yiyecekten gözlerimi alamıyordum. Humus, abagannuş, zahter salatası, çiğ köfte, cevizli köfte, oruk (içli köfte), mortedella, ekşi aşı,  biber ezmesi, cevizli biber, zeytinyağlı yaprak sarması, lubiye, bademli pilav. Sevgili ev sahiplerimiz Şölen Fıstıkoğlu ve eşi ile Sevgili Figen Altunlu ve eşi bizlere o gece Antakya’da dostluk ve kardeşliğinin en güzel örneklerinden birini sundular.  Benim için her zaman bolluk ve bereketi, dostluk ve kardeşliği, saygı ve hoşgörüyü simgeleyen bu kenti ve kentte yaşayan dostlarımı ne kadar sevdiğimi düşündüm. İyi ki Antakya yaşayan özel arkadaş ve dostlarım vardı.  Ne şanslıydım ki;  sayıları artmaya devam ediyordu..

Antakya’da gezilecek, görülecek yerler çok.. Sütunların üzerine yerleştirilen meşalelerle dünyada ilk aydınlatılan cadde olarak bilinen cadde; Herod Caddesi ( şimdiki Kurtuluş Caddesi), İlk kilise St. Pierre Kilisesi, Ortodoks Kilisesi, Katolik Kilisesi, Protestan Kilisesi,  Habib-i Neccar Camisi, Ulu Cami..Uzun Çarşı, Kurşunlu Han aklıma ilk gelenler…
Çeşitli uygarlıkların gelip geçtiği, izler bıraktığı, etkilediği Antakya’da hepsinin izlerini görmek mümkün. Akatlar, Hititler, Mısırlılar, Asurlular ve Persler, Romalılar, Memluklar, Osmanlılar. Eski ve yeni harmanlanmış,  kent hepsini sevgiyle bağrına basmış,  sarıp sarmalamış. Tadılacak  yiyecekler, içilecek içecekler çok..   Hepsi o kadar güzel ki. En iyisi siz de benim gibi bir hafta sonunuzu ayırın bu güzel kenti bir kez daha ziyaret edin.  Gelişmeleri, güzellikleri kendi gözlerinizle görün, havasını teneffüs edin, öykülerini dinleyin, lezzetlerini tadın.

İşte sizlere iki günlük gezimden notlar. Ermeni vatandaşlarımızın yaşadığı Vakıflı köyündeki kahvaltıda tadına doyamadığımız tandırda pişirilen cevizli ekmek, renk renk birbirinden güzel reçeller, Uzun Çarşıda yediğimiz peynirli künefe, Kurşunlu Han’daki ağaç kavunu meyvelerinin altında içtiğimiz nefis Türk kahvesi, Ümit Usta’daki hem gözümüzü, hem de karnımızı doyuran yiyecekler. İlle de tepsi kebabı ve peynirli irmik helvası. Öksüzler’in fıstıklı, bademli lokumların tadı ise hala damağımda.

Ya Sultan Sofrasındaki lezzet dünyası. “O anlatılmaz, ancak yaşanır” derler ya. İşte aynen öyle.  Analı kız, oruk, aşir (dövme), kaytaz böreği, biberli ekmek, zeytinyağlı yaprak sarması, bademli pilav,  humus, ezme, patlıcan salatası. Bir de Sultan Sofrasından farklı bir yorum;  “Döner Kebaplı Firik”..

Hepsini sayamadığım inanılmaz lezzetlere eşlik eden dostum yazar Süheyl Budak ve Sultan Sofrasıyla bütünleşen isim Metin Tansal’ın doyulmaz sohbeti. Dostum Betigül Ataseven (Tümay)’in Kilis mutfak kültürü üzerine deneyimleri.  İki dostun, Süheyl ve Metin Beylerin Antakya’nın güzelliklerini, tarihini, coğrafyasını, insanını,  yatırımlarını anlatırken, müzelerinden bahsederken duydukları heyecan. Projelerin verdiğini inanılmaz mutluluk; Arkeoloji ve Mutfak Müzesi çalışmaları, restorasyonlar, toplantılar, planlar, programlar.
Annelerimizin kabul günlerinden anekdotlar.

Yemekten sonra gezdiğimiz Hatay Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi ise bizim için çok hoş tatlı bir sürpriz oldu. Müzede Hatay’daki 2000’den fazla bitki türünün 280’i sergileniyor. (3) Çok şık dekorda ve çok şık kaplar içerisinde ve ayrıntılı bilgiler verilerek. Müze tek kelimeyle “harika!” Mutlaka ama mutlaka görmelisiniz.  Kıskanç bir insan değilim ama Hatay Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesine sahip olan Hataylıları biraz kıskanmadım desem yalan olur.

Başta Hatay Valisi Sayın Mehmet Celalettin Lekesiz olmak üzere böyle güzel bir müzede bizleri sahip olduğumuz değerlerle buluşturan herkese teşekkürler. Karşılarında sevgi ve saygıyla eğiliyorum tüm emeği geçenlerin.

Antakya’dan söz ederken dedemin bana anlattığı bir olayı anımsadım. Hatay meselesi gündemde.. Çalkantılı yıllar. Dönemin İtalyan Büyükelçisi, ekonomik ve siyasi konular üzerinde Atatürk ile görüşmektedir. Büyükelçi “Ekselans, dün Roma ile yaptığım bir görüşmede hükümetimizin Hatay’ı almak istediği kararını size iletmem söylendi” der. Odada çıt çıkmaz, uzun bir sessizlik olur. Atatürk odadan çıkar, döndüğünde üzerinde mareşal üniforması, ayağında çizmeleri ve belinde tabancası vardır. Doğru masasına gider ve manyetolu telefondan kendisine Mareşal Fevzi Çakmak’ın bağlanmasını ister. Mareşal’e  “Paşa! İtalyan dostlarımız Hatay’a gelmek istiyorlar, hazır mıyız?” diye sorar. Fevzi Çakmak’ın cevabı; “ Biz hazırız Paşam!” olur. Atatürk Büyükelçiye döner ve şöyle der: “Biz hazırmışız, hükümetinize söyleyin. İsterlerse gelip Hatay’ı alabilirler.” (4)

Başta Ulu Önder Atatürk olmak üzere Cumhuriyetimizi kuran ve kollayanların karşısında sevgi, minnet duygularıyla saygıyla eğiliyorum. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

ETLİ AŞİR (Dövme)  (5)
500 gr. incik
3 su bardağı dövülmüş buğday
1 çay bardağı nohut
1 yemek kaşığı kimyon
1 yemek kaşığı toz biber
1 yemek kaşığı tuz
1 baş soğan
125 gr. tereyağı
200 gr. ceviz içi
Yapılışı:
Buğday bir gece bekletilerek açılması sağlanır. (Arzuya göre nohut ilave edilebilir) Bütün malzeme düdüklü tencereye konularak 1 saat pişirilir. Piştikten sonra tahta bir kaşıkla 20 dakika kadar et ve buğday özleşinceye kadar dövülür. Bir tavada tereyağı kızdırılarak yağın üçte biri tavada kalacak şekilde ayrılarak gerisi tenceredeki aşirin üzerine dökülerek karıştırılır. Servis tabağına alınır. Ceviz içi tavadaki yağın üzerine konularak yağda çevrilip tabaktaki dövmenin üzerine dökülür. Kimyon kuru bir tavada hafif kavrularak tabaktaki aşirin üzerine servis edilir.    
KAYNAKLAR:
1) Arapça ve Farsçadan dilimize geçmiş olan keşk sözcüğünün anlamı,    unla beraber dövülmüş et ve buğdaydan yapılan ve ortasına kızdırılmış yağ dökülen bir yemek / yoğurt kurusu, keş, kurut olarak bilinmektedir. (Kaynak: Devellioğlu, Ferit. (2008) Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugât, Aydın Kitabevi Yayınları, 25. Baskı, 2008, Ankara, s. 511.) Çok eski, kökeni antik çağlara dayanan bir yiyecek.)
2) Hatay Kent Rehberi, Antioch’dan Hatay’a, s.20-21.
3) Hatay Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi tanıtım broşürü.
4) Hatay Kent Rehberi, Antioch’dan Hatay’a, s.46-47.
5) Budak, Süheyl.   Antakya Mutfağı, Antakya Rotary Kulübü, 1. Baskı, Antakya, 2008, s.200.


banner442

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.