Deniz börülcesi

Deniz börülcesi

Deniz börülcesi  bana hep Ege’yi anımsatır.

İlk tanışmam Ege’de olduğu için sanırım. Adını daha önce duymuş ama hiç tatmamıştım.  İlk yediğimde çok hoşuma gitti.  Taratorlu deniz börülcesinin tarifini hemen aldım arkadaşımdan. Haşlanan börülceler liflerinden ayrılıyor, bir kapta dövülmüş sarımsak, zeytinyağı, rendelenmiş bayat ekmek içi ve limon suyu börülcelerin üzerine dökülerek  hazırlanıyormuş. 

Tarifini aldım ama nereden bulacaktım deniz börülcesini? Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ve özellikle Gaziantep’te?  Tesadüf  bu ya, tarifi veren arkadaşımla ertesi gün bir başka yere giderken arkadaşım aniden arabayı durdurdu. Parmağıyla sağ tarafı işaret ederek “Bak işte bunlar dün akşam yediğimiz deniz börülceleri” dedi. Bir yaşlı kadın ve genç bir kız börülce topluyordu. Aylardan Mayıs idi galiba. “Toplama mevsimi Ekim, Kasım aylarına kadar devam etse de en lezzetli hali ilkbahar  aylarıdır.” Diye devam etti arkadaşım. 

Açıkça itiraf edeyim. Ben otlardan fazla anlamam. Karşıma ot çıkınca; ya değerli dostum yazar Tijen İnaltong’un “Mutfaktaki  Yaban” kitabını alırım elime, ya da değerli dostum Prof.Dr. Saliha Kırıcı’ya telefon açarım.  Annem otlarla ilgili çabamı gördükçe takılır bana. Soğan ve sarımsağı da zor ayırt etmişim küçükken. Bir keresinde çiriş almıştım Antalya pazarından. Aile arasında epey şaka konusu oldu. Bilmemek olur ama öğrenmemek olmaz değil mi değerli okuyucular?  Laf aramızda epey yol aldığım galiba. 

Tatil dönüşünde Tijenciğimin  “Mutfaktaki  Yaban, Anadolu’nun Yenilebilir Otları”  kitabını aldım elime hemen. Bana özel olarak  anlatmış gibi  zevkle, bir solukta okudum. (1) Ispanakgiller (Amaranthaceae) familyasından  olan bitkinin Latince adının(Salicornia europaea) olduğunu öğrendim önce. Sonra diğer adlarını. Deniz kırdaması (Alaçatı-İzmir), Geren otu, Karakoruğu, Kurşun otu, Tuzlu ot gibi. Daha çok Ege ve Akdeniz’de bilinmekle birlikte Tuz Gölü civarında ve göller bölgesinde (Eğirdir, Burdur) bulunduğunu..Akdeniz kıyıları, Baltık Denizi, Atlas Okyanusu kıyılarında da bilindiğini.. Yalnızlığı sevmediğini öbekler halinde bulunduğunu. Eskiden içerdiği mineraller nedeniyle sabun ve cam yapımında kullanıldığını. Suların gel-git yaptığı yerlerde sular çekildikten sonra yetiştiğini, iyot eksikliğine bağlı guatr hastalığına iyi geldiğini, idrar artırıcı ve kuvvet verici olduğunu..Yokluk dönemlerinde tohumlarının ekmeğe konulduğunu.. Daha neler neler..

Salatası daha yaygın ama yemeği de yapılıyor. Temizlenmiş börülceler; yağda sarartılmış salça eklenmiş, durumda iken bulgur ile birlikte pişmeye konuyor, pişince limon sıkılarak yeniyor. (2) 

Dedim ya bu yiyecek benim için Ege ile bütünleşmiş. İzmir’e yolum bugünlerde daha çok düşünce karşıma sık sık çıkmaya başladı .Pazarlarda, restoranlarda, arkadaşlarımın davet sofralarında.. Arkadaşım Melek akşam yemeğe davet ettiğinde “Yok, sağol, teşekkür ederim” diyecektim ki; ”Deniz börülcesi yapacağım ona göre” deyince “Tamam, geliyorum. Ama börülceleri ben ayıklayayım” dedim. Gittiğimde haşlanmış börülceler ayıklanmak için beni bekliyordu. Melek ben başlamadan ek bir bilgi daha vardı.  Haşlanırken  kökleri yukarı doğru gelecek şekilde bırakılıyormuş, iyi haşlanıp haşlanmadığını anlamak için bir tanesini çekip kolay ayrılıp ayrılmadığını kontrol ediyormuş. Haşlamadan önce yıkarken suda fazla bekletmememiz gerektiğini ve kesinlikle unutulup tuz konulmamasını hatırlattı yeniden. 

Dalları tek tek elime alıp; bir elimle dalı tutarken diğeri ile etli kısmı tutup çektim. Tüm dalları ayıklayıp doğradım. Bu arada Melek sarımsak, zeytinyağı ve limon suyunu hazırlamıştı. Ne kadar aldın diye sordum. 2 demet imiş hepsi. Dövülmüş iki diş sarımsak, ½ limon suyu ve ½ kahve fincanı zeytinyağını karıştırdı, börülcelerin üzerine gezdirdi. Salatımızı salona götürürken hem börülceyi hem de Gülay’ın biraz pişirdiği palamutları yemek için sabırsızlanıyordum. “Bu akşam keyfime hiç diyecek yok.” Diye mırıldandım. Tam o sırada  televizyonda bir Ege türküsü başlamaz mı?  Arkadaşıma “Bu akşam haberleri dinlemesek olmaz mı? Çok mu bencillik ederiz acaba?” dedim.  Türkü devam ediyordu hala.. 

“..Selvim senden uzun yok
Yaprağında gözüm yok
Kamalı da zeybek vuruldu (yar fidan boylum)
Çakıcıya sözüm yok.” 

Kaynaklar:

1)    İnaltong, T. Mutfaktaki Yaban, Anadolu’nun Yenilebilir Otları, YKY, İstanbul, 2008, 87,88)
2)    *Özer, Z., Tursun, N. Önen, H., Yabancı Otlarla Sağlıklı Yaşam, 4Renk Yayınları, Ankara, 2002, s. 148)




 

banner380

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.