Köremen Köremen ben yerimde duramam!

Gonca Tokuz/İZMİR - Senin elini bağlasınlar, benim ayağımı

Köremen Köremen ben yerimde duramam!

Küçükken soğan ve sarımsağı karıştırırdım.  Ben değilmişim karıştıran sadece. Bakıyorum kaynaklara; kimi köremen için yabanı sarımsak diyor, kimi yabani soğan.  Yabani olduğu kesin ama neyin yabanisi? 

Sevgili Nurdan Çakır Tezgin,   “Foça Mutfağı” kitabında yabani pırasaya da özellikle güney Ege’de körmen denildiğinden söz ediyor, kendisi de yabani sarımsak olduğunu belirtiyor. Nurdan hanım konuyu o kadar güzel özetlemiş ki. “Foça’nın yerlileri “ada” deyince Fener, Orak ve İncir adalarını akıllarına getirirlerken, mübadil Foçalılar ise göçüp geldikleri adaları hayal ederler. Ada pırasası deyince de, yine her iki tarafın ada anlayışındakiler geçerli olur!” (1) 

Sevgili Tijen İnaltong’un Mutfaktaki Yaban kitabında köremeni okuyunca rahatlamanın ötesinde keyiflendim.“Soğan, pırasa ve biz sarımsak türlerini birbirimizden ayırmanız zor. Bir kere hepimiz zambakgiller ailesinin değerli üyelerindeniz “cümlelerini okuyunca çok hoşuma gitti. (2) “Demek ki karıştıran sadece ben değilim” dedim. Ellerinde soğan ve yerine sarımsak tutan ilkokul birinci sınıf öğrencisi Gonca’ya gülümsedim ve yanaklarına bir öpücük kondurdum. 

Efendim, bugün size köremenden söz edeceğimi anladınız. Ben köremen dedim ama başka adları da var elbette. Latincesi Allium rotundum L.  Kördem/çayır soğanı (Muğla), kömüren, keçi körümeni/karakörmen (Bodrum), kara soğan, Harput soğanı, it soğanı, sarımsak soğanı, geyik körmeni, pıraz, büyük pıraz gibi. Körmen Anadolu’da yabani sarımsak/soğan türlerine verilen genel ad olarak özetleyebilirim. Adlar arasındaki benzerlik hazırlanan yemeklere de yansır. (3)

Yemeklere geçmeden önce izninizle pazarda bu yıl içinde ilk karşılaşmamızı anlatayım köremen/körmen ile. Hızla alışverişimi yapıp sahil tarafındaki en yakın kapılardan birine yöneldim. Ama kapıdan hemen çıkamadım. Gülen çok güzel bir yüzle karşılaştım. Güzel satıcı kadının gözlerinden sonra tezgahına baktım neler satıyor diye.  Çeşit çeşit otlar, sebzeler vardı. Otların arasında köremeni görünce hemen fotoğrafını çekmeye başladım.  Pazarda köremen görmemiştim bu yıl. Belki vardı da ben görememiştim. Otların fotoğraflarını çekerken hemen yanı başımdaki tezgahtaki satıcı “Öyle beleş foto olmaz abla” dedi gülerek. “Tamam” dedim ve ekledim: “Her şey paralı, bir hava kaldı bedava” dedim gülerek.  Aklıma o an Orhan Veli’nin şiiri geldi. “Bedava” adlı şiiri. 

“Bedava yaşıyoruz bedava

Hava bedava, bulur bedava;

Dere tepe bedava;

Yağmur çamur bedava;

Otomobillerin dışı,

Sinemaların kapısı,

Camekanlar bedava;

Peynir ekmek değil ama

Acı su bedava;

Kelle fi fiyatına hürriyet,

Esirlik bedava;

Bedava yaşıyoruz, bedava.”

O an ayrımına vardım. “Abla alsana çok taze bizim bahçemizden” diyor satıcı kadın

. “Tamam, alacağım. Seni mi kırayım?

Alayım ama bir şartla. Sende bana nasıl hazırladığını anlatacaksın!”

Sadece köremen değil bir demet de ebegümeci verdi bana.

Çünkü Kübra Hanım (3) ikisini birlikte pişiriyormuş. Anlatmaya başladı çabuk çabuk.

“İyice yıka, temizle otları. Suyunu süz.  İnce ince doğra. Tencereye zeytinyağını koy. Önce ince ince doğradığın köremenleri koy, sonra ebegümecini ekle. Kavur, biraz tuz ekle. Sonra ister yumurta kır, istersen yoğurt dök. Sonra senin elini bağlasınlar, benim ayağımı. Afiyetle ye!” 

Yaşını sordum.  Soruyla karşılık verdi bana: “Kaç gösteriyom?” Ben “15” deyince hoşuna gitti. “Çık, çık” dedi. “İkiyle çarpayım mı dedim? ““Yok” dedi gülerek. “Üçle çarp”. Yan tezgahtaki satıcı merakla yanaştı “Kaçmış yaşı?” diye sordu. “Kadınların yaşı sorulmaz, söylenmez de. O bizim sırımız. Kaynak kişi ile yazar arasında.” dedim. 

Otların arasında kocaman demet çiçek vardı. “Bunlarda mı bahçenizden?” diye sorunca Kübra hanım çok mutlu bir şekilde eşini işaret ederek “Kocam almış bana” dedi.  Gülümsedi. Yüzünde güller açtı. “Eee bu çiçeklerle bir fotoğrafınızı çekmeliyim sizin” dedim. İtiraz etmediler. Önce onların fotoğrafını çektim, sonra kızı bizim fotoğrafımızı çekti.  

Otlarımı çantama yerleştirip nihayet kapıdan çıktım. Sahildeki düzenleme çalışmaları hala devam ettiğinden denizi göremiyordum ama ordaydı., hissediyordum.  Köremen ile hazırlanan yemeklerini anımsamaya çalıştım yol boyunca. Gerçi ben Kübra hanımın tarifini deneyecektim ama.

Ege bölgesinde kavurması çok yaygın. Bol soğan ile zeytinyağında kavrulan soğanlara bolca su ile yıkanmış ve suyu süzülmüş körmenler eklenir, kavrulur ve suyunu tamamen çekince yumurta kırılır. (4)  Gaziantep kırsalında börek hazırlandığını anımsadım.  Sokarıç (5) yapılarak kullanıldığını. Örneğin Sivas’ta dövme ile hazırlanan çorbasına, madımak pilavına vb. Şarkışlada ‘da körpe iken toplanıp yufka ekmeğin içine konularak dürüm yapılmasını.  (6) 

Elimdeki çantam otlarla, yüreğim sevgiyle doluydu.   Turgutlu/Manisa doğumlu, ailenin küçük gelini Kübra hanımın şahsında tüm kadınlarımıza sevgilerimi yolladım.  Kadınlarına/kadınlara çiçek alan erkeklere de selam göndermeyi unutmadım elbette. 

KAYNAKLAR

1) Nurdan Çakır Tezgin, Foça Mutfağı, Foça Belediyesi Yayını, 2013, s.149.

2) Tijen İnaltong, Mutfaktaki Yaban, YKY, İstanbul, 2008, s.187,188

3) Kübra Özdinç, Turgutlu/Manisa.

4) Edibe Berk, Ege Mutfağı, Troya Yayıncılık, İzmir, 2005, s.38 

5) Soharıç; Soğanı yağda kızartarak üzerine nane koyarak yapılan ve çorba üzerine eklenen karışım 8yüzüne soharıç). Yemekleri hazırlarken yapılan kıyma, soğan karışıma da soharıç denir. Bkz.Müjgan Üçer, Anım Aşı, Tandırın Başı, Sivas Mutfağı, Kitabevi, İstanbul, s. 626.

6) Üçer, 2006, s,626

Gonca Tokuz
Ödüllü Gurme & Yazar

Güncelleme Tarihi: 07 Mart 2018, 22:53
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568