Özdere, Claros Kahinleri ve Rıza'nın yeri

Ödüllü Gurme " Gonca Tokuz " yazdı

Özdere, Claros Kahinleri ve Rıza'nın yeri
15 Haziran 2017 Perşembe 20:07

Özdere İzmir’in Menderes ilçesinde cennetten bir köşe. Yıllardan beri adını sık sık duyduğum bu güzel beldeye gittim dün. İyi ki gitmişim.

Kendime kızdım biraz daha önce niye gelmedim bu  harika yere diye.

Özdere adını ilk kez annemin yakın arkadaşlarından Nadide teyzeden duymuştum. Lise yıllarında. Her yıl yaz tatilinde bankacı eşiyle Özdere’ye gider ve tatil dönüşü annemin kabul günlerinde tatilini ballandıra ballandıra anlatırdı. Tabii Nadide teyzemin anılarında çevredeki antik kentler, yörede yaşamış bilginler, mitoloji kahramanları ve elbette yörenin (özellikle Claros’un)  dünyaca meşhur kahinleri hiç yer almazdı. 

Benim de o zaman kıt bilgimle bu Bölgedeki ne Teos’tan, ne Claros’dan ne zemin üstü buluntularından  Myonnesos (Doğanbey), Lebedos (Gümüldür) ve Dioshieron (Özdere’de) antik kentlerinden haberim yoktu.  Çok sonraları haberim oldu ama hiç yolum düşmedi nedense. 15-20 yıl öncesine kadar. Önce Teas’u gördüm. Sonra Claros’un kahinlerini okudum.

Claros’un adı Helen dilinde “kısmet çekimi veya arazi “anlamına gelmekte ise de asıl kökeninin Luwi dilindeki kıyı ve iskele olan Kalara’dan geldiği söyleniyor. MÖ 2. Yüzyılın sonunda tapınağın krepisi, pronaosu, naosu ve anıtsal kült heykellerinin tamamlanmış olduğu bilgisi de eklenir. Dor uslübu ile yapılmış Apollon tapınağının gizli güçlere sahip Claros kahinleri  herkes tarafından bilinir ama Hellenistik Apollan sunağı, sunağın üzerindeki iki adet kurban masasından birinin Apollon’a, diğeri Dioynosos’a ait olduğu bilinir mi pek emin değilim. 

Özdere’ye giderken kafamda bölük pörçük bilgi kırıntıları ciğerlerimde temiz orman havası.. Araba yavaş yavaş yol alırken mandalina bahçelerinde meyvelerin, çiçeklerin, ağaçların kokusuyla ben kendimden geçtim. Kendime geldiğimde karşımda kocaman bir manolya ağacı, çiçekleri sevgiyle gülümsüyordu bana.  Açmış kocaman dallarını “Beni kucakla der” gibi. Bu güzel teklifi nasıl geri çevirebilirdim?  Bir öpücük kondurdum dallarına. Çok hoşlandı sanırım, kokusuyla beni sarıp sarmaladı.  Sevgiyle sunulan bir öpücükten daha güzel ne olabilirdi ki?

“Yine dalmışsın..” diyor kardeşim. Kardeşimin sevecen sesi mi ayırdı beni manolya ağacımdan?  Patilerini avucuma yerleştiren ve başını dizlerime dayayan sevimli köpek Limon mu? Belki de her ikisi.

“Evet” dalmışım. Biraz önce sahilde başıma düşen olgun kayısıları anımsayıverdim o an.  Meğer tam kayısı ağacının altında duruyormuşum ben manolya ağacımla muhabbette iken. Biraz daha yukarıda, bitişik evin bahçesinden bulunduğum yere doğru uzanan ve kocaman yeşil bir avize sarkıyordu.  Koruklara bakarak “Sakın siz de düşmeyin başıma” diye uyardım.  “Sizin için çok erken, olgunlaşmanız gerek, temmuz güneşiyle iyice pişmelisiniz” Ayaklarımın ucunda iri olgun kayısılar, başımın üzerinde koruk  avizelerim, avuçlarımda Limon’un patileri ve yumuşacık tüyleri..“Aşık oldum ben!” dedim. “Nasıl yani?” dedi kardeşim  şaşkın bakışlarla. O’nun bakışlarını görünce açıklamak zorunda kaldım. “Ben Özdere’ye, bu yöreye aşık oldum.” “Hııı..” dedi. Rahatladı. Niye rahatladı?  Birisine aşık olmam çok mu korkunçtu Özdere yerine?  “Çok güzel bir doğası var.” Dedi. Ben de çok beğendim. Yazlık evimi herhalde buradan alacağım.”  

Bugün cumartesi ve Özdere’nın pazarı var. Pazarları çok severim ama aynı ölçüde kalabalık beni rahatsız eder. Pazarda alışveriş yapmasını çok severim ama kalabalığa dayanamam  bir iki şey alıp kendimi atarım dışarı hemen.  O da ne? Pazarın girişinde beni yabancı sözcüklerden oluşan cümleler karşılıyor. Durduğumu gören satıcı hemen mallarını- şort ve pantolonlarını- övmeye başlayınca yürümeye başlıyorum yeniden. Türkçe’mizi, o güzel dilimizi de mi yitirdik biz? Gazeteci dostum, Cumhuriyet Gazetesi eski yazı işleri müdürü Sami Karaören’in  “Yabancı bir Ülkedeyiz Sanki” adlı makalesini anımsadım. (1)  “Evet sevgili Hocam” diye mırıldandım. “Yabancı bir Ülkedeyiz galiba”

Benden yemek tarifi bekliyorsunuz,

farkındayım.

Bugün ortaya karışık bir yazı olacak.

Tarif bekleyenler gönül koymasınlar bana. Size bugün şirin, küçük bir esnaf lokantasından söz edeceğim Esnaf lokantasının adı; Rıza’nın Yeri. 1978 yılından beri Özdere’de hizmet veren bir lokanta. Kurufasulye, tavuk tandır but, patlıcan musakka, et haşlama ve taze barbunya gözüme ilişiyor ilk bakışta. Pilav ve makarna elbette yerini almış diğerlerinin yanında.

İşletmeci Rıza Koç ayrıca çorbaların ve Ege yemeklerinin de hazırlandığını ekliyor kısacık sohbetimizde. 43 yıldır bu lokantanın başında imiş, oğlu Cemal bey her an işin başında güler yüzüyle tüm konuklarıyla ilgileniyor.  

Ben güveç yemek istiyorum.

Yanında pilav alsam mı?

Yok pilav almayayım, çünkü pidelerinin tadına bakacağım. Siparişimi verdikten sonra pide ustası İbrahim Kuruüzüm ile sohbete başlıyorum.  23 yıldır burada çalışıyormuş. Yaşamı bu meslekte geçmiş.  İbrahim usta becerikli elleriyle pide hamurunu açıp üzerine harcını yerleştirirken Aydın’dan ve Aydın’ın meşhur pidelerinden söz ediyoruz. Aydın’ın o nefis tahinli pidelerini O da seviyor benim gibi. Ama kendisi talep üzerine kuşbaşılı, kıymalı ve kaşarlı pide hazırlıyor bu lokantada. 10 yaşından beri  bu mesleğin içinde imiş. 

Pidelere kısa sürede şekil veren  elleri  bu işe yıllarını verdiğinin en önemli göstergesi.

“Hamuruna un, su, maya ve biraz şeker ekliyorum.

Biraz mayalanıyor.  Sona hamurdan aldığım parçaya elde yardımıyla gördüğünüz gibi şekil veriyorum. Siparişe göre harcını yerleştirip fırında pişiriyorum.”

Diye kısaca özetliyor yaptığı işi. Elbette bu kadar basit değil. Bende O da biliyoruz bunu. 

Fırından  kızarmış pideleri  çıkararak önce üç parçaya bölüyor. Sonra parçaları yeniden üçe, dörde bölüyor.

Dikkatle izliyorum O’nu. Karnım bayağı acıktı bu arada. Bu güzel pideyi hazırlayan İbrahim Usta’ya teşekkür ediyor ve pidenin ve güvecin tadına bakmak üzere masamıza yöneliyorum.

Güveç güzel, pide de öyle. Kardeşimin kuru fasulyesinden bir kaşık aldım ama yağı biraz ağır geldi bana. 

Dönüş yolunda dilimin ucunda bir türkü.

“Drama Köprüsü bre Hasan dardır geçilmez..”  Bu türkü de nereden çıktı? Ege türküsü olsa anlayacağım ama bu Balkan ezgisi. Bu türküyü mırıldandığıma göre mutlu olmalıyım. Çünkü ya çok mutlu olunca, ya da çok üzülünce mırıldanırım bu türküyü.

Tekerlekler asfaltta  kayıp akarken peşimizden gelen renk renk çiçekleri görüyorum.

Manolya çiçeğinin kokusu ise hala burnumda. Limon’un patileri avuçlarımda. 

“Ülkemin her karış toprağı Özdere gibi olsun.

Toprağı bereketli olsun, insanları mutlu olsun.  Havası orman koksun, insanlar, hayvanlar, çiçekler, tüm canlılar birbirini sevsin. Limon patilerini güvenle birilerinin avuçlarına bıraksın.  Herkes aşık olsun! Doya doya aşkını yaşasın!”  Dileklerimi Drama Köprüsünün sularına bırakıyorum.. 

Ülkemin toprakları bereketli, insanları, hayvanları, çiçekleri hep mutlu olsun! 

Gonca TOKUZ

banner442

İlgili Galeriler
banner379
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.