Tomatensoep, Patat ve Kibbeling

Hollanda Mutfağından / Gonca Tokuz yazdı..

Tomatensoep, Patat ve Kibbeling

Birkaç günlüğüne Gaziantep TOBB Kadın Girişimciler Grubu ile Hollanda’ya gittim.

Daha önceden gitmiştim. İş kadınlarıyla gezi çok farklıymış meğer.17 tane genç, dinamik, güçlü iş kadını.., İmza attıkları başarılarının gururlarıyla, rüzgarda savrulan ay-yıldızlı fularlarıyla  beni de, Hollandalıları da hayretler içerisinde bıraktılar.

Bir kez daha Atatürk’ün bu güzel kızlarıyla bir gurur duydum. 

Atatürk’ümüz ve O’nun kızları ile gurur duydum ama bizim Konya ilimiz büyüklüğünde, küçük bir ülke olan Hollanda’yı ve orada yaşayan insanları kıskandım. Halk arasında “Tanrı Hollandalıları, Hollandalılar Hollanda’yı yarattı” boşuna dememişler. (1)  

Topraklarının % 40’ı deniz doldurularak kazanılmış. Bu topraklarda başta tahıl, şeker pancarı, patates olmak üzere her türlü sebze ve meyve yetiştiriliyor. Seracılığın gelişmiş olduğu yol boyunca uzanan seralardan da görülebilmekte. Yetiştiremediği ürünleri yurt dışından alıyor ve paketleyerek kendisi ihraç ediyor ve katma değer yaratıyor. Topraklarının 1/3’i tarım arazisi, 1/3’i mera ve otlak olarak kullanılmakta imiş. Topraklarının % 77’si tarım, hayvancılık ve ormancılık için, % 23’lük kesim kentsel alan, kanallar, sanayi tesisleri ve benzeri için ayrılmış durumda. Bu arada kooperatifçiliğin çok gelişmiş, çiftçilerin eğitilmiş ve bilinçli olduğunu mutlaka eklemeliyim.  Bu arada çiçek üretiminin (özellikle lale) de çok gelişmiş olduğunu eklemeliyim. Ama bu kadar çok üretilen laleler bizim ülkemizde olduğu gibi dağa, taşa lale ekilerek değil ihraç edilerek değerlendiriliyor. 


Başarılarının yanı sıra,  tasarruf temelli mütevazi yaşamlarına da imrendim.  Hemen hemen herkes küçük evlerde oturuyor. Evler o kadar küçük ki; buzdolabı, mobilya gibi büyük eşyaların kapıdan girmesi, merdivenlerden geçmesi mümkün değil. Bu nedenle evlerin çatıya yakın kısmında büyük çengeller takılmış. Eşyalar dışarıdan taşınmasına yardımcı olan bu bu büyük çengeller hemen hemen eski yapıların hepsinde var.  Pencerelerde doğru dürüst perde yok. Evlerin içini görebiliyorsunuz. Çok sade döşenmiş, zevklerine göre objelerle, çiçeklerle süslenmiş. Evlerde çok az ışık olması dikkatimi çekti. Çalışmıyorlarsa en az ışıkla yetiniyorlarmış. Rehberimiz “Kral Saray’ında oturmuyor” deyince çok şaşırdık. Meğer Kral saray çok masraflı diye oturmuyormuş. “Tasarruf iyi dedik ama Hollandalılar da çok abartmışlar” dedi arkadaşlar. “Kral hiç Saray’ında oturmaz mı?  Bu kadarı da olmaz” dedik sonra. Arabası olanlar bile arabalarına binmiyormuş çoğunlukla.  Toplu ulaşımı ya da bisiklet kullanmayı tercih ediyorlarmış.  Bisiklet kullanımı o kadar yaygın ki..Her yerde bisiklet yolu var.    Hatta bisiklet parkları bile var kocaman. Kadınları, erkekleri sıradan, temiz giyinmişler. Bizler gibi her an podyuma çıkacakmış gibi halleri yok. 

Herkes kurallara uyuyor harfiyen. Bize mantıksız gelen kurallara itiraz edince “Kural bu” diyorlar. O kadar. Kimsenin kurallara uymamak gibi bir düşünce aklına gelmiyor demek ki. Tüm araçların yaya geçitlerinde zınk diye duruverdiklerini söylememe gerek yok. Yaya geçidinden geçerken tereddüt etmiyorsunuz. Duracaklarından adınız gibi eminsiniz. Ne korna var, ne bağıran çağıran, ne de yüksek sesle telefonda konuşan.   Çekirdek yiyen, yerlere çekirdek kabuklarını atan da yok. 


Diyeceksiniz k; “Sadece Hollanda değil. Pek çok Avrupa ülkesi böyle”. Doğru haklısınız. Ama yine de her gidişimde içim acıyor. “Neden biz böyle değiliz?” diye.  Ticaret, ekonomi, yıllık gelir, vergiler, eğitim hangisini söylesem? Anlatacak çok şey var. Ben en iyisine kendi konuma döneyim. 
Hollanda’nın bizim gibi gelişmiş bir mutfağı yok ama Michelin yıldızlı restoranları inanamayacağınız kadar çok. 

O konuyu başka bir yazıda ele alacağım.  

Hollanda’da beni en çok etkileyen şeylerden birisi de ekmekleri ve ekmeğe verdikleri değer oldu. Ekmek Hollandalıların en önemli gıdası. Ekmekler çeşit çeşit..Besin deposu hepsi. Un ile yetinilmemiş, besin değeri doğal katkı maddeleriyle artırılmış. Ekmekleri o kadar güzel ve lezzetli ki, tereyağı ile birlikte yediğiniz bir dilim ekmek sizi saatlerce tok tutuyor.  

Hollanda geleneksel mutfağında üç öğün var.  Ama sadece bir öğünde sıcak yemek yeniyor. Sohbet edilen, sofrada uzun süre geçirilen öğün tahmin ettiğiniz gibi akşam oluyor. Kahvaltıda ekmek, bazen de peksimet peynirle servis ediliyor. Reçel, tereyağı vb ekmeğin üzerine sürülebilecek çeşitli şeyler tercih ediliyor. Pazar günleri kahvaltılarında ek olarak kaynamış yumurta da bulunuyormuş çoğunlukla. Öğle yemeğinde de kahvaltının benzeri yiyecekler veya atıştırmalıklar tercih ediliyor. Hollanda’da atıştırmalıklar çok zengin. Hemen hemen her yerde karşınıza çıkan patat (patates kızartması) külahlar içerisinde mayonez ile yeniyor. Bitterbalen denilen ekmek arası köfte hardal sosu ile yeniyor.  Atıştırmalıklar arasında konulan çeşitli malzemelerle, soslarla herkesin damak zevkine uygun hale geliyor. 

Özellikle 1955 yılında ana kara ile bağlantısı yapılan Marken adası ve Volendam kasabası çok ilginç. Bu tipik Hollanda kasabasında yolda karşılaştığınız turistlerin hepsinin elinde bir kibbeling tabağı var. Kibbeling, mezgit ya da morina balığından hazırlanan bir atıştırmalık. Mayonezli sosa batırılarak yeniyor. Marken’ın otantik ara sokaklarında herkes biraz üşümüş ama mutlu görünüyor. Kuzey denizinin lezzetli ürünleri, özellikle balıklar, karidesler, midyeler her yerde size göz kırpıyor. 


Saat 18.00’den sonra akşam yemeği için hazırlanabilirsiniz sanırım. Geleneksel akşam yemeği bizde olduğu gibi çorbayla başlıyor. Restoranlarda farklı menüler sunuluyor elbette. Ardından, patates, çeşitli et ve sebze yemekleri yeniyor. Tabii sofrada süt ürünleri mutlaka mevcut oluyor. Bazen peynir, bazen tatlı olarak. Akşam yemeği genelde tatlıyla son buluyor.

Hollanda Mutfağı pek çok ülkeden etkilenmiş bir mutfak. Özellikle başkent Amsterdam’ın ticaret ve liman kenti olması şüphesiz yemek kültürünü de etkilemiş. Nereden başlasam, hangi tarifi versem diye düşünürken, giriş yemeği olarak domates çorbasının tarifini vermeye karar verdim. Çünkü gittiğimiz her restoranda karşımıza domates çorbası çıktı ve herkes içtiği domates çorbalarını çok beğendi. 

Yemeğimiz “Tomatensoep” olsun ama izninizle kibbeling, ekmek ve ekmek arası balık fotoğraflarını da paylaşayım. 


TOMATENSOEP (2) 
Malzemeler: 

½ kg olgun domates
1 soğan
25 gr tereyağı
1 adet defneyaprağı
Bir tutam kekik
Biraz çekilmemiş karabiber
1 litre et suyu
2 yemek kaşığı şehriye veya pirinç
Tuz 
Karabiber
1 yemek kaşığı doğranmış maydanoz

Hazırlanışı:

Domatesleri yıkayın ve kesin. Soğanı soyun ve doğrayın. Bir kapta tereyağını eritin. Önce soğanı sote edin. Sonra domatesleri defneyaprağı, karabiber ve kekik ile birlikte ekleyin.  Biraz sote ettikten sonra et suyunu koyarak kaynatın. Pişince hepsini blendıra koyup karıştırın. Tekrar kaba koyup kaynatın.  Pirinci ya da şehriyeyi ekleyin.  Hazır olunca tuz, biber serpin ve maydanoz ile süsleyerek servis edin. 



Kaynaklar:
1) Can Celebi,45 yaşında, psikolog, rehber, Hollanda’da yaşıyor.
2) Constance Eenschooten/Héléne Matze, De Hollandse Keuken, Atrium, s.63-64

 

Güncelleme Tarihi: 03 Mayıs 2016, 20:30
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568