Olcay Poyrazla söyleşi

Ümran Öztürk

Ümran Öztürk



Okunma 29 Eylül 2017, 17:08

Röportaj : Ümran Öztürk / İZMİR - Günler önce birkaç kez telefonda konuşup randevulaştığımız, giderken de bir hayli heyecan duyduğumuz ve bizi bekleyenin de o denli heyecanlı olduğunu sonrada öğrendiğimiz; 70 li yıllarda TRT radyolarının efsane sesi, tiyatro oyuncusu, çevirmen, rejisör, dublaj sanatçımız Olcay Poyraz’ ın kapısının önündeydik.

Zile kısa aralıklarla iki kez bastığımda megafondan o pürüzsüz sesi duyduk. 

“Hoş geldiniz Ümran Hanım. Üçüncü kata çıkın lütfen sizi bekliyorum” dedi.

Birkaç kez telefonda konuştuğum, çocukluğumun efsane sesi Olcay Poyraz’ı dairesinin kapısının önünde bizi bekler bulduk. Sıcak bir sarılma ile bizi içeriye buyur etti. İçleri kitapla dolu antika dolapların ve üstleri akademik dergi ve kitaplarla bezeli sehpaların bulunduğu salona geçtik. Eski eşyalara meraklı olduğunu salona adım atar atmaz anladık. Bir de çiçeklere düşkünlüğü hemen göze çarpıyordu. Balkonu kış bahçesi gibiydi. Masa ve sehpaların üzerine örttüğü eski nakışlı örtüler evin atmosferine çok denk düşmüştü.

Girişte sol tarafta piyanosu, üzerinde yılların tanıklığını yapmış sahnede çekilen fotoğraflar yerini almıştı. Bir bölümde aile fotoğrafları çocukları, torunları varken bir başka bölümde dört yıl önce kaybettiği sevgili eşi ile çektirdiği fotoğraflar bulunuyordu. Televizyon haricinde tüm eşyanın antika olması büyülü bir atmosfer yaratmıştı salonda. İstediğimiz köşeye oturmamızı rica etti. Biz kitapların arasındaki oturma grubunu tercih ettik. 

“ Ben Nazım Hikmet” oyununda hem anlatıcı hem de oyunculuğu ustaca sergileyen, ayrıca   yine Ankara Devlet Tiyatrosu’nda yönettiği “Hüzzam”  ile seyirciye şahane bir oyun sunan TRT radyolarından kulağa hoş, dolu dolu gelen o ses şimdi benimle söyleşecekti. İkimiz de heyecanlıydık çünkü ikimiz de en sevdiğimiz geçmişe yolculuk yapacaktık. O mesleğinin zirvesinde başarılı, üretken, tiyatroyla mutlu işine aşık günlerine, gençliğine dönerken, ben radyoda 70’li yılların efsane isimlerinden hayran olduğum bu kadınla çocukluğuma, radyolu günlerime yolculu k yapacaktım.
 
Ses kaydına bastım elimi avuçlarının içine alarak söyleşimize başladık. Muhteşem kadın, Olcay Poyraz’ı kendi cümleleriyle bize anlatmaya başladı. 

Olcay Poyraz kimdir? 

18.03.1943 yılında Adana Seyhan’da doğdum.

Babamın öğretmen olmasından dolayı Adana, Sivas’ta bulunmuşuz.

Eğitimime Ankara Devlet Konservatuarı’nda başladım.

7 yıl piyano eğitiminden sonra geçirdiğim zatüre hastalığı nedeniyle bütünlemeye kaldım. Bu arada bitirme sınavlarına giremeyerek üç ay boyunca yattığım yerden ders çalışarak hep istediğim tiyatro bölümüne geçiş yaptım. Piyanoyu severek seçmiştim. Fransızca eğitiminin olması belki de bana çok cazip gelmişti. Ancak o dönemde içime sinmeyen ayrımcı politikalar beni bu bölümden soğuttu. Hep istediğim tiyatroya yöneldim.

 Fransızca öğrenimime devam etmek istiyordum ancak tiyatro bölümünde İngilizce okudum. Ben Fransızca dilimi geliştirmek amacıyla çalışma hayatıma başlar başlamaz para biriktirmeye başladım. Fransız sefaretinden kazandığım burs daha sonra iptal edildi ancak babamdan gelen mirası da alarak 15 günlük Fransa’yı tanıma bursuyla Fransa ya gittim. Fransa da kaldığım yurtta ilk karşılaştığım adam önce arkadaş, dost daha sonra eşim oldu. Fransız olan eşimle evlendikten sonra Türkiye’ye geldik. Kendisi Turizm sektöründe çalıştı. Kerim ve Sinan isminde 2 oğlumuz oldu. Babam eşimi tanısaydı çok mutlu olurdu. Çünkü babam Fransızca öğretmeni idi. Fransızcayı benim gibi o da çok severdi. Babamı 11 yaşında kaybettiğimde annem TRT Ankara radyosunda spikerdi. Annem Türkan Poyraz Ankara reklam dünyasının duayeni, savaşçı bir kadındı. Aynı zamanda Poyraz reklam ajansının sahibiydi. Tüm aile birlikte çalışarak katkı koyuyordu bu ajansa. 

“Olcay Poyraz anlatırken “Poyraz reklam sunar; Unutulmayan hatıralar.” Bu spot hafızamda hemen yerini alıyordu. Ben çocukluğuma giderken Olcay Poyraz anılarına yolculuk yapıyordu.”

Sizi tiyatroya yönelten biri var mıydı?

Ben tiyatro aşağı biriydim. Kimse beni etkilemedi. Gerçi Saim Alpago karşı komşumuzdu ailece çok iyi görüşüyorduk ama ben ondan tiyatro konusunda hiç etkilenmedim. Tiyatro aşkı tamamen benim içimde yer eden bir tutkuydu. Tiyatro benim için mutluluk ifade ediyordu. Yani yapamadığım zaman kendimi eksik, mutsuz hissediyordum. 

Seyirci ile buluştuğunuz ilk rolünüz hangisiydi, seyirci sizi daha çok oyununuzla hatırlar?

Paris dönüşü 1969 da Devlet Tiyatrolarında çalışmaya başladım. Cüneyt Gökçer tiyatronun başındaydı. Bize yön verir rollerimizi dağıtır hepimizin hocasıydı. Bana verilen ilk oyunum Nezihe Meriç’in ”Sular Aydınlanıyor” isimli tek kişilik bir oyunuydu. Bu oyunda yedi ayrı kadını oynuyordum. Yedi ayrı kadın görünmeyen bir kadından söz ediyordu. Kimi görünmeyen bu kadını çok seviyor, kimi eleştiriyordu. Sahnede genç kızdan, Babaanne ye kadar yedi ayrı kadın karakterini canlandırıyordum. Bu arada makyajımı kendim yapıyor, giysilerimi kendim hazırlıyordum. Bir ay boyunca sezon kapanana kadar oynadım. Yeni sezon açıldığında sezon başında bu oyun programa konmamıştı. Altı ay sonra tekrar sahneye kondu uzun süre oynadım. Hatta bu oyunla İstanbul’a turneye gittik. 

Unutamadığınız rolünüz hangisiydi? Sizi hangi rol etkiledi? 

En çok severek oynadığım Federıco Garcıa Lorca’ nın eseri olan “Yerma” oyunuydu. Bununla ilgili hiç unutamadığım komik bir anım var.

Elazığ’da turnedeydik. Oyunumuzu kalabalık bir topluluğa oynadık bitirdik dışarı yemek yemek için çıktık.  Karşımızda iki kadın oturuyordu. Kadınlardan biri yanımıza gelerek; “Kızım sana çok üzüldük bak sen ne yap biliyor musun? Burada bir yatır var gidip orada dua edersen çocuğun olur” dedi. Kadın bir problemi çözmenin heyecanı ve üzüntüsü içindeydi. Benim” Yerma “ olduğuma o kadar inanmışlardı ki onlara açıklama yapmak zorunda hissettim kendimi.

Teyzeciğim benim adım Olcay iki oğlum var benim sahnede anlattığım ise Yerma ben onun hayatını size oynadım dedim. Kadınlar hem şaşırıp hem de sevindiler. “Ha şimdi senin çocuğun var öylemi? Çok iyi işte” demişlerdi. Benim adıma üzülen kadınlar bu kez çok sevinmişlerdi. Uzun süre ekipte bu anı tatlı bir tebessümle yad edildi. Çok tutulan bu oyunla Anadolu turnesi yapmıştık. Tüm Anadolu’yu otobüsle gezmiştik. Giysilerimizi bile otobüste yolculuk sırasında dikiyorduk. Otellerde kalıyorduk hijyen şimdiki gibi değildi bazen bitlenerek eve dönüyorduk ama çok güzel günlerdi. 

Hiç sinema filminde oynadınız mı? Radyolu günlerden söz eder misiniz?

Hayır, sinemada hiç oynamadım fakat televizyon filminde rol almıştım. Ayrıca Zeynep Selen takma adıyla şiirler yazıyordum. Poyraz reklam sunumları arasında “Zeynep Selenden şiirler dinleyeceksiniz” anonsundan sonra yazdığım şiirleri okurdum. O zamanlar Olcay Poyraz ismini kullanmış olsaydım Konservatuvar dan atılma riskim vardı.

Bir de yine reklamlar kuşağında “Unutulmayan Hatıralar “ bölümünde dinleyicilerden gelen mektuplar kocaman bir küvetin içinde biriktirilirdi. Herhangi bir zarfı çeker senaryosunu yazar oynardık. Kadın dinleyicilerden büyük ilgi görürdü, bu hüzünlü hikâyeler. 

Çayımızı tazelemek için mutfağa yönelen Olcay Hanım elinde bir defterle döndü.

Madem siz de şairsiniz o halde size bir sürpriz yapacağım dedi ve yanımıza oturdu.

Şiirlerimden birkaç tane okumak istiyorum dediğinde hiç bilmediğimiz şair yönünü de öğrenmiş oluyorduk. 

Dört tane şiirini arka arkaya okudu.

“Kadınlığım”
Kadınlığım sıcak, ürkek 
Kadınlığım korkulu
Kadınlığım acemi bir de susuz en çok aç ama
Kadınlığım acıyor, kıvranıyor, çırpınıyor
Kadınlığım o benim susamıyor
Kadınlığımın kırmızı lekesi kötü
Oysa toplum kan kusuyor… (Olcay Poyraz)

Harika şiirleri olan bu kadın bizi sahneden radyoya, radyodan şiirlere, şiirlerden anılara yolculuk yaptırdı. 
14 Nisan 1964 yılında yazmış olduğu şiirinde “Kadınlığım”  diyerek seslenmiş radyo dinleyicisine ve arkasından diğer şiirleri gelmiş.
Ben o yıllardaki söylenemeyenleri, yasakları, yapılamayanları şiirlerimde söylemeye çalışmıştım. Özgür bir ruhum vardı onu şiirlerimde dışa vuruyordum Zeynep Selen adıyla.

En çok beğendiğiniz oyuncu kimdir?

Türkiye’de en çok sevdiğim oyunculuğunu çok beğendiğim aktör Haluk Bilginer dir. Filmlerini izledim müthiş bir oyuncu. Ölmeden onunla bir iki filmde oynamak isterdim hep. Fakat  sağlığım buna el vermez.  Ama reji yapmak isterim. Zuhal’le güzel oyunlar çıkarmışlardı. 

Yaşar Kemal’in üç hikâyesini Fransızca çevirisinden oynamışsınız bundan bahseder misiniz?

Yaşar Kemal’in kitaplarından üç tane hikâyeyi çok sevdim Yaşar Kemal’  e ulaşmaya çalıştım Antalya’da otelde kokteyli vardı yanına gittim kendimi tanıttım sizinle Fransızcaya çevrilen kitaplarınızla ilgili konuşmak istiyorum dedim. Beni lobide bekleyin geleceğim dedi 10 dk. Sonra yanıma geldi. Sizin Fransızcaya çevrilmiş hikâyelerinizden üç tanesini oynamak istiyorum dedim. Nasıl olacak peki dedi. Çok güzel olacak dedim. Peki, o zaman dedi ve eşinin telefonunu verdi İstanbul’a gittiğinde karımı ara istediğin kitapları getirir sana al onları çalış dedi. Eşiyle görüştüğümde kitapların fotokopilerini çektirip fotokopilerle birlikte Fransız sefirine gittim. Bu oyunları Fransızca oynamak istiyorum siz de ister misiniz sefarette yapabilir miyiz dediğimde kaşeniz ne olacak dediler. Türkiye de bunu ilk yapan kişi olmak benim kaşem olacak dedim. Bu oyunları Sefarette yapmam için salon gerekli Yaşar Kemal’ den iznim vardı zaten. Tamam dediler salon tahsis edildi. Tiyatrodan Işıkçı, sesçi arkadaşlarımla Yaşar Kemal gösterilerini yaptım. Ardından da kokteyli oldu. İzleyiciler arasında bulunan İtalyan büyükelçisi çok beğendi bunu bizim sefarette de yapmanızı isteyeceğim dedi. Ama benim İtalyancam yok deyince üzülmüştü. Sonra defalarca İstanbul’da da oynadım. Sonra Bilkent’te de “Yaşar Kemal Haftası” düzenlemişlerdi bu kez üç hikâyeden birinin Türkçesini oynadım. Cüneyt Gökçer ve Ayten Gökçer şiirler okumuştu bu programda. Çok güzel günlerdi o günler.

Tekrar öyle bir ortam yaratılsa size bir proje sunulsa projenin neresinde olmak istersiniz ayrıca Smyrna’nın Kalemleriyle ortak bir çalışma içerisinde olmak ister misiniz?

Projenin rejisini yapmak isterim. Hatta elimde çevirisini yaptığım eserler var. Elbette çalışmak isterim dediğim gibi rejisörlüğünü seve seve yaparım.
Böylelikle Olcay Poyraz İzmir’de faaliyetini sürdüren Smyrna’nın Kalemleri grubuyla bir projede birlikte çalışma önerisine; çok sıcak bakarak büyük bir zevkle çalışma içinde olmak istediğini söyledi. Örneğin çevirisini yaptığı 9 kadın hikâyesini sahneye koyabiliriz dedi. 

Güzel bir söyleşi ardından pastamızı kesip çaylarımızı yudumlarken Olcay Poyraz’ın sesinden kendi şiirlerini dinledik. 

İçten, samimi davranışı, konuk severliği sanatçı kimliği kadar gerçekti. 
Tekrar görüşmek ve söyleşmek üzere ayrıldığımızda arkamızdan;

Yine beklerim, arayı çok açmayın diye seslendi.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
İkram Kali - 3 hafta önce
Akıcı röportajı keyifle heyecanla okudum. Ümran Hanıma ve değerlibir konugu TRT radyolarının efsane sesi, tiyatro oyuncusu, çevirmen, rejisör, dublaj sanatçısı Olcay Poyraz hanıma esesenlikler diliyorum.
Misafir Avatar
Ümran Öztürk - 3 hafta önce @İkram Kali
Yorumunuz ve iyi dilekleriniz için çok teşekkür ederim sayın İkram Kali Bey
Avatar
Nuran Benli - 3 hafta önce
Sn Olcay Poyraz ile tanıştığım gün Smyrna'nın Kalemleri için düşlediğim bu güzel söyleşi Yakamozyakut sayfasına nasip oldu. Ne mutlu size köşenizde bir değer ağırladınız nice güzellikler nasip olsun.Bu güzel çalışmayı derleyen yazarımızı kutluyorum.
Misafir Avatar
Ümran Öztürk - 3 hafta önce @Nuran Benli
Değerli yorumunuz için teşekkür ederim Nuran Benli hanım
Avatar
Süheyla Ilgaz - İstanbul - 3 hafta önce
yazar - konuk ve site.. çok güzel buldum.. tebrikler
Misafir Avatar
Ümran Öztürk - 3 hafta önce @Süheyla Ilgaz - İstanbul
Çok teşekkür ederim Süheyla Ilgaz hanım