Şiir dili üzerine - 1


Mehmet Binboğa

Mehmet Binboğa

Okunma 08 Ağustos 2017, 07:58

Coşku ve heyecanı dile getiren sanatlardan edebiyat; özellikle de şiir bir sorun, bir kavram, bir durum üzerine konuşan, susunca da bizim düşünmemizi isteyen bir olgunluktur, der şair.Şiir her şeyden önce zarif bir dil işçiliği gerektirir. Gerçek anlamda şairlik; şairin kendi dilini, üslubunu oluşturmasından geçer.Herkese benzeyen bir şeye benzemez...Şair, kendi dilini yaratmak için sürekli bir arayış içinde olan adamdır.Cemal Süreya'yı, Nazım'ı, Turgut Uyar'ı, Can Yücel'i, İlhan Berk'i, Necip Fazıl'ı,Attila İlhan'ı,Ahmed Arif'i, Yahya Kemal'i, Ahmed Haşim'i, Dıranas'ı, Pir Sultan'ı, Karac'oğlan'ı, bu anlamda özellikle de Ece Ayhan'ı gerçek şairlerden sayıyorsak aslında bu; ne onların sanatlı şiirlerine olan tutkunluğumuzdan ne siyasi söylemlerinden ne de yüreğimizin bam teline dokunuşlarındandır.Onların büyüklüğü ak köpüklü, buz gibi bir suyu andıran güzel Türkçeyi ayrı birer nehir olarak çağıldatmalarından ileri geliyor. İlhan Berk'in deyimiyle: "şair dilin belini getiren adamdır."

Bir şairin kendi dilini kurması,öyle kolay bir mesele de değildir tabiatıyla; bunun için şairin önce kendi rengini, kokusunu tanıması; ardından öncülü ustaları bıkıp usanmadan okuması gerekir.İlham bu konuda en sonra gelen amildir.Bir bardak dolmadan taşmaz, öyleyse genç bir şair önce uzun ve kaliteli okumalar yapmalı, okuduğu şairin başkalarına benzemeyen söylemlerini not etmeli, bir sözcüğün lügat anlamıyla bağlamda (dize içinde) kullanımındaki anlamsal farklılıklarına dikkat etmelidir.Bu cümleden olarak şairin şiir kurgusunda sanatlar önemli bir yer tutar: İmge her şey demek değilse bile, insanı büyülü âlemlere götürmek için mazmunlara, imgelere, metaforlara, eğretilemelere de ihtiyacı vardır şairin.Somutlamalar, soyutlamalar, sözcüğün dize içi pozisyonları şiiriyeti sandığımızdan fazla etkiler.Örneğin "şişe" sözcüğü normal şartlar altında gayet sıradan, duyulduğunda hiçbir özgün çağrışım yapmayan bir nesneyken, ustasının elinde müthiş bir somutlama bombasına dönüşebilir, ne diyor Nesimî:
"Ben melemat hırkasını kendim giydim eynime
Arla namus şişesini taşa çaldım kime ne?.."
Şair, "şişe" sözcüğüyle öyle bir somutlama yapıyor ki, vatandaşın iki yüzlü "ar -namus" düşüncesini paramparça ediyor... O şişenin cam kırıklarını neredeyse yüreğimizde hissediyoruz...
*
Bir şairin kendi dilini oluşturmasında yaşadığı kültürel atmosferin çok büyük önemi var: Muhafazakâr değerlerle yetişmiş şairlerin şiirlerinde Osmanlıca sözcükler kullanmasına şaşmamalı; zira medrese geleneğinden gelen bu nevi şairlerin en az sözcükle en fazla anlamı vermek maksadıyla dini jargondan faydalanmaları doğaldır.Hatta bu yöntem sol tandanslı şairlerin dilini oluşturmasından daha kolay bir metottur.Birincilerin, esasında çok da fazla bir dil kaygıları yoktur, onlar için aslolan üsluptur.Gerçi İkinci Yeni'den sayılan Sezai Karakoç ve ardıllarından İsmet özel ve Cahit Zarifoğlu en azından belli bir süre öz Türkçe yazmaya gayret etmişlerdir ama neden sonra belki siyasi konjonktürün de etkisiyle dillerini Arapça ve Farsça albenili sözcüklerin istilasından kurtaramamışlardır.Yine de iyi bir okur Necip Fazıl şiirini şairin adı yazılı olmasa da tanır, onun gaipten gelen fısıltıların etkisiyle ruhundaki titreşimlerini basit bir dille söylenmiş olsa da hisseder.Orhan Veli'nin çocukça söylemlerini, Orhan Seyfi Orhon'un akide şekeri tadındaki yumuşak, pürüzsüz dilinden doyumsuz hazlar alır.
*
Şiirle ilgilenen birine şair diyebilmemiz için, onun öncelikle kendi üst dilini, yani şiir dilini yaratması gerekir.Örneğin Attila İlhan en verimli döneminde yazılmakta olan serbest şiire hep mesafeli oldu.Elbette devrin parlak simalarını ilgiyle izledi ama şiir dilini kurmada acele etmedi; günün moda akımlarına kapılıp sokağın diline bütün bütüne abanmadı, çünkü o Türk şiirinin Cumhuriyet'le başlamadığının bilincinde bir şairdi ve şiirlerinde kimi zaman Baki'yi selamladı, kimi zaman Fuzuli'yi...Ona göre dilimize girmiş Arapça-Farsça sözcükler sadece yabancı birer nesne değil, Türk-İslam zevkiyle bütünleşmiş, incelmiş, ruh kazanmış kavramlardı da...

Şiirde üst dil yaratma ustalarının başında hiç kuşkusuz Ece Ayhan gelir: O, yarattığı şiirsel atmosferle edebiyatımıza "sivil şiir" kavramını getirdi.Gerek işlediği temalarla gerekse kurduğu dille diğer şairlerden tamamiyle farklı bir şiir evreni yarattı.Onun, anlamsal ve biçimsel sapma örnekleriyle bezediği şiirlerinde ironik ve okuru rahatsız edici, uyarıcı, farklı tatlar vaad eden bir dil göze çarpar.Ece Ayhan, mensur şiiri ayağa kaldırdı yeniden, önemli olanın alışıldık söylemin dışına çıkmak olduğunu öğretti genç şairlere...Ece Ayhan şiiri günümüzün moda deyimiyle "postmodern" bir şiirdir; bir iki okumayla anlaşılmayan, ama güçlü çağrışımlarla bilinçaltımızı harekete geçiren bir dille adeta Türkçeye yeni bir ruh, yeni bir kudret veren bir şiir.Anarşist duruşu ve sözcüklere parande attıran dil tekniğiyle Ece Ayhan bize Türkçenin sonsuz olanaklarını gösterdi.

Hemen hemen bütün İkinci Yeni şairlerinin yegane başarısı dili kullanma becerilerinde yatar.Türkçenin dünya dilleri arasında gerçek bir şiir dili olabileceğini ispatlayan bu şairler günümüz şairlerini etkilemeye devam ediyor.Edebiyat dergilerinin, özellikle sol-sosyalist tandanslı dergilerin, hemen hemen tümüne egemen olan dil İkinci Yeni dilidir.Ama ne yazık ki taklit aslını yaşatacağından genç şairler öncekilerin birer kötü kopyası olmaktan öteye gidemiyor.Bu sorunun temelinde esasen, gençlerin yeterince okumamaları yatıyor.Usta şairler aynı akıma bağlı olsalar dahi, kendi özgün dillerini ve duruşlarını korumuşlardı, oysa şimdiki şairlerin on tanesinin şiirini alıp yeni bir şiir yapın, bentler farklıyım diye haykırmaz.Moda sözcükler, belden aşağı bir jargon, dine imana vurmalarla farklı olacağını zanneden gençleri, kimi ticari kaygılarla yanlış yönlendiren sözde üstadlar bindikleri dalı kesmekle kalmıyor; Türk şiirini de baltalıyorlar.Belki de bizim her alanda olduğu gibi edebiyat alanında da toplumsal ve kültürel ayrışmamızın getirdiği öfkeli söylem şiirimize de yansıyor, dolayısıyla o "melali anlamayan nesil" iletişim araçlarındaki profesyonellikleriyle gençlerin olası şiir zevkini de yok ediyor.Eğitimin evlere şenlik olduğu bir ülkede has şiirin dergi dukalıklarını yıkıp okullara, çocuklara ulaşması ham hayal...Dilleri "oha"lı, "çüş"lü, "trip atmak"lı, "ciks"li, "kusmuk"lu, "cenin"li, "sin-kaf"lı bir gençlik yetiştirenlerin şapkalarını, pardon sarıklarını önlerine koyup düşünme vakti gelmiştir, aksi halde ortada ne şiir kalacak, ne dil, ne üst dil...

banner441
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.