Şiir her zaman

Şiir Dili: Şiir, bir reçete değil. Yaraları tedavi etmez. Şiir, hikâye anlatmaz, hikâyenin temasını hissettirir. Çağrışım yoluyla duygu dalgalarını okurun gözünün önünde canlandırırken ve dalgaların sesini okura duyururken onun sezgilerine, yüreğine hitap eder. 

Her kalıcı şiirin kendi has bir dili, ses ve anlam bütünlüğüyle sağlanan biçimi vardır. Her şairin şiirlerinde güzel dizeler ve imgeler yer alabilir. Parçalanmazlık (ses ve anlam bütünlüğü) -Ahmet Hâşim’in “Karanfil” şiirindeki gibi- iyi şiiri vasat şiirden ayıran en önemli öğedir:

Yârin dudağından getirilmiş
Bir katre alevdir bu karanfil, 
Ruhum acısından bunu bildi!

Düştükçe, vurulmuş gibi, yer yer,
Kızgın kokusundan kelebekler; 
Gönlüm ona pervâne kesildi. (Ahmet Hâşim, Piyale, Haz: Sabahattin Çağın, Çağrı Yayınları, İstanbul 2004, s. 33.)

Şiirde Kuşak Meselesi: Çok geniş bir coğrafyaya yayılan ve kökü geçmiş çağlara dayanan Türk edebiyatını Fuad Köprülü’nün tasnifiyle üç döneme (İslâmiyet’in kabulünden önce, İslâmiyet’in kabulünden sonra ve batılılaşma etkisi altında) ayırarak inceliyoruz. Ancak batılılaşma etkisi altındaki Türk şiirini dönemler, topluluklar ve kuşaklarla sınırlandırmak ne kadar doğru? 

İnsanın özünü yansıtan şiir; kuşaklara, dönemlere, yüzyıl aralıklarına sığdırılamayacak kadar derin ve zamansız bir tür. Bir edebiyat tarihçisi olarak akademik çalışmalarımda “kuşak, dönem” gibi ifadeleri kullanmak zorunda kalsam da şair olarak şiirin -Behçet Necatigil’in “Nilüfer” şiiri gibi- hepsinin ötesinde ve zamana direnen bir tür olduğunun farkındayım:
 
Ben oraya koymuştum, almışlar,
Arasına sıkışık saatlerin.
Çıkarır bakardım kimseler yokken;
Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.

Kışken ilkyaz, sularımda açardı;
Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?
Eski defterlerde sararırmış yaprak.
Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.

Bir ışıktı, yanardı eski gecelerde;
Akşam, çiçekler uykuya yattı,
Sardı karşı kıyıları karanlık- -
Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar. (Behçet Necatigil, Şiirler, Haz: Ali Tanyeri-Hilmi Yavuz, YKY, İstanbul 2005, s. 209-210.)

Yapay Zekâ ve Simülasyon: Dünya küçülürken, dijitalleşirken, bilgi akışı ve kirliliği hızla artarken, simülasyonlar insanı ele geçirirken şiir de değişiyor mu?

Şiir, duygu sanatı olduğu için insan var oldukça var olacak. Gelişen teknoloji ve değişen dünyayla birlikte şiirin yazılışı (Kâğıt ve kalemin yerini bilgisayar, tablet, cep telefonu aldı.), yayımlanış şekli ve algılanışı değişse de şiir hep şiirdir.

Küreselleşme ve internetle birlikte dilin kısırlaştığını, sınırların ortadan kalktığını görüyoruz. İnsan ömrünün uzaması ve hayatın hızlanması hep bir yere yetişmeye ve bir işi zamanında yetiştirmeye çalışan kişilerin yemek yeme alışkanlıklarından kıyafetlerine, dillerine kadar her şeyi değiştirdi. Geçmişe nazaran daha az sözcükle hatta sesli harfleri kullanmadan dijital araçlarla iletişim kuruyoruz. Diller hızla kısırlaşıyor ve İngilizce her alanda temel dil olarak kullanılıyor.

Sayıları giderek artan uluslararası şiir antolojilerinde ve festivallerinde şiirlerimiz İngilizceden diğer dillere aktarılıyor. Şiir en yerel tür olsa ve çevrildiğinde özünden, musikisinden çok şey kaybetse de İngilizce çevirileriyle dünyaya seslenebiliyor. Şairler sosyal medya, festivaller ve iki/üç dilli kitaplar aracılığıyla başka şairlerle iletişim kurabiliyor ve şiir üzerine tartışabiliyorlar.

Her şeyin dijital ortama aktarıldığı ve görselleştiği dünyada insanlar arasındaki ilişkiler de sanallaşmakta. Dijital araçlarla ve giderek daha az sayıda sözcükle, emojilerle iletişim kuruyoruz. Gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki ayrımın azaldığı, gerçeği taklit eden programların bağımlılık yaptığı bir çağdayız.

Şiirin görselleştiği, bilgisayar programlarıyla şairlerin sözcük kadrolarının belirlenebildiği ve dili kullanmaktaki ustalıklarının rakamsal olarak gösterilebildiği bir dönemdeyiz. Geçmişe Açılan Kapı-Tuğrul Tanyol Sözlükleri adlı kitabımda Tanyol’un şiir dilinin zenginliğini tarihî dekora sahip üç şiiri (“Cem Gibi, Mermerin Doğusu, Tarık Nerede?”) üzerinden TürkSözDiz adlı yazılım programı kullanarak göstermeye çalıştım. Bu tür çalışmaların sayısı zamanla artacak.

Günümüzde bazı bilgisayar programları robot şair olarak topluma sunuluyor. Bager Akbay ürettiği robot şair Deniz Yılmaz’a 12 bin şiir okutarak (yükleyerek) onun sözcüklerin yan yana gelme oranını ve anlam ilişkisini analiz etmesini, öğrenmesini sağladı. Yazılımlara uyak, vezin bilgisi ekleyerek ona binlerce şiir yazdırdı. Yapay zekânın isim ve suret verilmiş şekli robot şair Deniz Yılmaz’ın (6-7 yazılımdan oluşuyor) şiirlerinin pek çok şairin şiirine teknik olarak yakın durduğunu, ancak duygu ve derinlikten yoksun olduğunu söyleyebiliriz.

Yapay zekâ üzerine çalışan araştırmacılar yakın gelecekte insanların yerini robotların alacağını hatta yapay zekânın dünyayı ele geçirebilecek kadar güçleneceğini iddia ediyorlar. Sanatçıyı ve sanat eserini taklit etmekte başarılı olsalar da şiiri ele geçirebilirler mi? Sanmıyorum.

Öleceğimizi bilmemiz hayata bakışımızı belirliyor. Gelecekte kişi, bedeninden vazgeçip bilincini/zihnini dijital ortama yükleyerek (beyninin haritasını çıkararak, bütün bilgi ve anılarını bilgisayara kopyalayarak) ölümsüzlüğü yakalayabilecek, zamansızlığa kavuşabilecek. Tanrı’yı oynayan, bedeninden arınan kişi duygularından da mı arınacak? Dijitalleşen insanın yazacağı şiir nasıl olacak?

Şiir, bu dünyanın sesi. Başka bir gezegenin sesi, duygusu nasıldır? Mesela kızıl gezegen Mars’ın sesi nasıl?

Çağdaş Türk Dili, Sayı: 359, Ocak 2018, s. 763-765.

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568