Ne derseniz adına?

Ataerkil toplum ve Avrupa ikilemi arasındaki sıcak yürekli bilge insanlar...

Ne derseniz adına?

Müziğin ritmi ile sandalyelerinde oturamayan davetliler pisti doldurmuşlar. Salonda insanlar mutlu. Gelin - Damat da mutlu mu acaba?

Saatler ilerledikçe, misafirler ikili - üçlü ayrılıyorlar salondan. Ve sonunda notalar suskun, kendini assolist sanan bayan şarkıcıda. Damadın babası Kudret beyin verdiği bol bahşişle yüzleri gülen müzisyenlerde bir hareketlenme. Yoksa hep asık suratla kalacaklardı sahnede. Türkçe ve Almanca yapılan iyi geceler anosu ile damat Toprak, son model mavi taksi direksiyonunda ve gelin Pelinsu yanında. Coşkulu uğurlamanın sonrasında bahçeli bir ev ve açılan kapılar peş peşe. Güneyli Kudret ‘in evinde mutluluk. Sadret’in evinde hüzün. Kız babası olmak kolay mı?

Kapalı pencereler, perdeler ve genişçe bir oda. Ve odanın ortasında büyük bir yer yatağı, yatağın kırmızı renkli çarşafının üzerinde, düzgünce katlanmış beyaz bir bez. Guguk kuşlu duvar saati 23.15’i gösterir. Bahçedeki havuzunun göründüğü pencere yanındaki masanın üzerinde gümüş meyvelik ve içerisinde muz, ayva, kiraz, ananas, siyah üzüm ve beyazından porselen çerezlik içerisinde de Antep fıstığı ile kabuksuz fındık gelinle damada bakışan. …ve perdeler kapanır.

Gece, sabaha yol alır ve güneş ile birlikte avizenin yansıttığı parıltıların sona eren nöbeti, ürkek bir sese karışır ve perdeler gülümser.

Tak tak tak! Kapı!

_ Uyuyor musunuz çocuklar? Kahvaltı hazır!
_ Uyandık anne uyandık! Ama biraz daha uyuyacağız! Der damat Toprak. Annesinin dün akşamki anlattıklarını anımsar, yavaşça doğrulur; terliklerini giyer ve o beyaz bez parçasını kapı aralığından uzatır. Hacer hanım bez parçasını alır almaz eli ağzında, dili aşağı – yukarı hareketlerde ve kısa aralıklarla apartmanda zılgıt doğar üç defa. Ses yankılarda.(bazı yörelerde mutluluk belirtisidir zılgıt. Daha çok Doğu ve Güneydoğu yöremizde)
Koşarak salona döner.
_Kudret Bey! Kudret bey! Şükür Allahımıza kimseye mahçup olmayacağız! Bak şuna! Bak!
Elindeki kanlı beyaz bezi uzatır Kudret Bey’e. Kudret Beyde de bir sevinç, bir sevinç ki; varın siz düşleyin! Kız evine telefon açılır… Kız evi de mutludur şimdi…
_Haydi, hanım gidelim de Nusretlerde bir çay içelim haydiiiii! Heyecanla evden çıkarlar. Berlin de duyacaktır az sonra...
…Ve gelin akşam yemeği için salona yürürken acılarla boğuşur. Sağ bacağı çok ağrımaktadır.
Hım nasılda acıkmışım, yemekler çok leziz! Toprak! Kayın peder – kaynana bakışlarda

…İki yıl sonra.

Antalya’nın Kemer ilçesi, Tekirova köyünde Kuyumcu mağazası alınmış Toprak’a. İşletmesini de üstlenmesi için tembih edilmiş.30 m2’lik dükkânda altın bilezikler, küpeler, bileklikler vb. satacak turistlere. Toprak olaya çok mutlu olmuş. Pelinsu ve yedi aylık Denizcan ve Denizcan’ın dadısı Songül Hanım ile birlikte ver elini Türkiye.


…Antalya

Işıklar semtinde çok katlı apartman. Apartmanda çok odalı ev. Evde lüks eşyalar. Yok, yok! Almancı. Almancı… Almanya’dan gelin geldi komşu hu!
Balkonda kahvaltı. Karşıda Falezler ve Talya oteli. Bir anıya dalar gözler… Çaylar bardakta içilmeyi bekleyen. Konya altı plajı tıklım tıklım. Kemer yolu kalabalık. Bir kaza olmazsa!
…Tekirova da

Turistler caddelerde, turistler kaldırımlarda, otellerde turistler denizlerde cıbıldak. Derici Hüseyin’e selamlar. Hoş bulduk Kuaför Pervin Hanım. Toprak ve Pelinsu işyerindeler. Tezgâhtar Başar, turistlere yüzükleri göstermekte.

_Of çok sıcak Pelinsu! Klimayı açar mısın? Lütfen!
_Açıyorum Toprak! Bu arada Başar’a bakmayı da ihmal etmez.

Toprak masasındaki gazetelere göz atarken, televizyondaki haberlerde kulağı: Dağda üç terörist öldürülmüş, bir de asker şehit ve bir Astsubayda yaralı. Dolar yükselmeye devam ediyor. Bu yılki turistler yüzümüzü güldüreceğe benziyor… Ve reklâmlar…

Akşam yemeği için siparişi alan lokanta personeli hızla çıkar dükkândan. Peşinden içeri girmeye çalışan 35 yaşlarında bayan ve 16’lık sarışın bir kız. İşler iyi olacağa benzer. Gider Almanlar, gelir Norveçliler… Sırada Finliler, Hollandalılar, Avusturyalılar. Genç bir çiftin bakışları vitrinde. Geldi avrolar – dolarlar, gitti altnlar. İş sonu eve dönüş…

_Başar’da gelseydi ya bu akşam Toprak! Dinlenirdi biraz. Yarın da dükkânada sen bakardın! Bu aralar Başarın hiç hali yok gibi. Bir rahatsızlığı mı var bize diyemediği?
_Yarın konuşurum onunla. Merak etme Pelinsu!

Düt! Düt! Düt! Arkadaki taksi uyarılarda. Dalgınlaşan Toprak nerdeyse yoldan çıkarıyordu taksiyi.

Gece, saat 01.23. Banyo sonrası kahveler yudumlanır, kırk yıl hatırı olacak ya belleklerde…

Koltukta uyuklayan Pelinsu, Toprağın omzuna dokunuşu ile gözerlini açar esneyerek ve kolları dünyayı kucaklayan!

_Gündüzleri haylazlık yapan çocuklar gibi uyukluyorsun Pelinsu, haydi yatağa. Allah rahatlık versin! Ben biraz kitap okuyacağım…

Geceler sabahlara, sabahlar gecelere yol alır…
"VAR OLURKEN, YOKOLMUŞLUĞA ZEMİN HAZIRLAYIP; VAR OLUŞA MERHABA DER GİBİ YENİDEN!"

Yaz bitti! Yapraklar sararmaya da başladı. Kış geliyorum derken gizlemiyor yüzünü. Caddelerde, otellerde ve  iş yerlerinde turistlerin bıraktığı paylaşımlar bize bakınan. Kışları, yaşlı İngilizler geliyormuş Antalya’ya. Birde otel odalarından çıkmayan zengin işadamları ile genç sevgilileri…

Toprak Almanya’ya uçtu Şubatın 13ünde.Dört saatte Berlin’de. İki ay 21 gün olmuştu ki gideli.
 
Pelinsu mutlu mu mutlu! Telefonu kapatır. Salona döner. Denizcan dadısının kucağında gülücüklerde. Başar dadının yanağına öpücükler kondururken okkalısından:

_Toprak, annesi ve babası ile birlikte haftaya Salı günü burada olacaklarmış! Almanya’dan özel istek var mı? Yanıt yok!
_Yaşasın! Derken Başar, Pelinsu’yu kucaklar, havada döndürür; gözlerini ayırmadan. Ve birden öfkelenir.
_Yetti artık canıma yetti! Ölüyorum! Pelinsu, Songül ölüyorum! Dayanamıyorum! Gelsinler! Her şeyi konuşmak istiyorum artık!

Haykırtmazlar ki!
Öfke kin kusar dalga dalga,
Avuçlar yumruk yumruk, balyoz.
Bal gözler ağlamaklı.
Ağlatmayın!
Bir dokun bin sitem eder
Yaralıdır, çaresizdir, isyankârdır yabancı
Ne olurdu özgürce yaşayabilseydi?
Denizler, kuşlar gibi olabilseydi?

Sessizlik uzun sürer salonda. Yürek çarpıntıları duyumsanan! Denizcanın sesi, sessizliği tutsak eder konuşmalara…
Bir hafta nedir ki? Yıllar geçerken, ömürlere tutunup! Kapının önünde duran sarı taksinin korna sesi ve bagajdan çıkartılan valizler. Pencerelerde meraklı bakışlar… Hacer hanım gelinine ve torununa koşarcasına. Evdeler! Yemekteler ve sorular odayı dolduran. Şundan – bundan. Almanya’dakilere dair de var! Olmaz mı? Pelinsu’nun gözlerindeki paylaşımlar özlem dolu. Belli ki özlemiştir ailesini. Türkiye ye döndüklerinden sonra görememişti zavallı, web cam hariç tabiî ki. Sanal dünyada olmazsa çıldırırdı garibim.

Toprak, babası ve annesinin gelişine ziyafet hazırlamıştı. Bir kaç samimi komşu ve Başar’da davetliler arasındaydı. Bahçe, ışıklarla süslü bir gelin! Çiçeklerin kokusu ile bir başka güzel bu gece hava! Masalarda meyveler, yemekler yöreye ait… Karşı çıksa da Kudret Bey, Kırmızısından Yakut şişelerde göz kırpan. Ve melodi geceye öpücükler yollayan ve hasret ve sevgi tınıları kulaklardaki. Saatler ilerliyor, komşular kalkmak bilmiyorlar. Başar düşünceli. Bardağı masaya bıraktı ve doğru lavaboya koşar adım. Kırmızısından Yakut bu durur mu şişede durduğu gibi?
Daha kapıyı kapatacaktı ki üst kattan gelen şişman komşu ayağa kalktı ve doğruca Kudret Bey’in masasına yürüdü ve

_İşte bu genç! Bu o! Bu o genç evet evet!
_Ne genci bayan? Neler oluyor? Heyecanlanmayın! O genç yabancı değil! Bizim oğlanın satış sorumlusuymuş! Der Kudret Bey
_O genç, haftada birkaç gece Topraklara gelir ve son iki aydan beridir de hep buradaydı. Ta ki Toprak ve sizler Almanya’dan dönünceye kadar.

Karşı apartmandan gelen, kısa boylu komşu başlar bu kez

_Canan hanım doğru söyler. Sürekli gelirdi o genç. Perdeleri kapanmasın diye dualar ederdim gün boyu. Baktığımı fark etmezlerdi. Zevkten dört köşe olurlardı maşallah. Gelininiz Pelinsu ile sarılıp dans etmeler, koklaşıp öpüşmeler birçok defada Songül dadıya da sarılıp öptü yanaklarından. Adam zampara ayol zampara! Canan hanım her şeyi anlatırdı bana. Daha neler neler? Anlatsana ayol! Çoğu zamanda Pelinsu ile o genç adam eve geç saatlerde dönerlerdi Sarhoş –mayhoş. Sabahlara kadar ışıkları da kapatmazlardı.

Pelinsu, Toprak ve dadı Songül de ses yok! Gayet sakin dinlemedeler. Ve Başar gelmekte sendeleyerek. Gözler Kudret Bey’de, gözler Başar’da. Herkes ayakta. Komşular korkularda. Hacer hanım kocasının neler yapabileceklerini düşlemekte. Son beş dakika, bir ömür tüketilemeyen Hacer hanımın benliğinde.

Bilir ki Kudret delidir! Kocasına yaklaşır ve :

_Bey, Allah aşkına bir delilik yapma! Damlarda mı geçireceksin son günlerini? Zaten bir ayağımız çukurda değil mi? Telefon açsan Pelinsu’nun babasına? Kardeşin Sadret de gelir namusunu temizler. Kurbanın olum, gözünün yağını yiyem beyim hayatta bir defa olsun dinle beni ne olur!
Komşularda korku daha da artmakta. Neden anlattık ki? Der gibilerinden bakışmaktalar.

Ve Kudret Bey öfkeli gözlerde. Yumruğunu masaya vurur :

_Güneyli Sadret’in kızı, doğrumu duyduklarımız? Pelinsu da ses yok! Konuşsanıza! Susmayın! Daha da delirtmeyin beni! Gâvur ellerde doğup büyüdünüz diye gâvurlar gibimi yaşayacaksınız domuzun dölleri? Bilmez misiniz bizim elleri? Kış geceleri anlatırdı annen sana Toprak? Amcana nasıl yaptın böyle şeyleri Pelinsu? Berlin’de’ başını dahi açmazken, buralarda çıplak durduğun yetmez gibi birde namusunu el âlemin ağzına attın! Bedenini de kirlettin, leş ettin, mundar ettin güzelim adımızı. Bunu TÖRE TEMİZLER TÖRE! Diye söylenirken, elini beline atar ve silahını çeker bir hamlede. Komşular koşuşurlar delice. Masalarıda devrilir, bardaklar, porselen tabaklar kırılır. Bardakları kıskanan şişelerde kırılır peşinden.
Toprak babasının elindeki silahı alır ve Pelinsu’nun yanına döner. Ha şimdi tetiği çekecek! Başar ve dadı Songül de Pelinsu’nun yanında şimdi

Ve Toprak öfkeli bu kez.

_Dinle baba! Aç kulaklarını iyi dinle! Sizlerde dinleyin dost dediğimiz, dost olamayan komşular. Anacığım sende dinle!
Başar, Berlin’den arkadaşımdır. Pelin su ile 14 yaşından beri konuşurlar ve birbirlerini deli gibi severler. Ben bu evliliğe karşı çıkarken, sizler, olmaz, muhakkak evleneceksin dediniz! Neden? Sadret amcamla birlik olup, malınız, paralarınız yabancılara gitmesin diyerek; daha bebekken beşik kertmesi yapmışsınız, kundakta iken söz kesmişsiniz! Dönüşü yok, ya olacak! Ya olacak diye diretip durdunuz! Parayı bizden daha çok sevdiniz. Neden karşı çıkıyor bu çocuklar diye düşünmediniz? Töreleri bizden daha çok düşündünüz. Töre ile yatar, töre ile kalkar beyinleriniz. Biz gençleri kale almadınız! Yok, babam böyle yapardı! Yok, dedem böyle yaşardı deyip dururdunuz! Değerlere bizim de saygımız var ama kardeş dediğim amcakızını koynuma sokmaya kalktınız. Şimdide namus kavramına sığınıyorsunuz. Düğün sonrası, güya zifaf odası hazırlamıştınız, beyaz bezler falan! Bu da yetmez gibi o beyaz bezi almak içinde anamı yolladın, Pelinsu, meyve bıçağı ile sağ baldırını kesti ve o bez’i bacağının kanına beledi, bende anama uzatmıştım kapı aralığından. Ve bıçak derinlere girmiş ki akşam yemeğine çıktığında, zor yürümüştü… Hazırladığınız yer yatağında uyumuştu Pelinsu, bende koltukta sabahlamıştım. Törenize sitemler gönderdim hem de en yiğidinden. Ve Pelinsu’ya dokunmadım anlayacağınız. Sonra torun isterim deyip durdunuz sabah akşam. Kurtuluşumuz yoktu tâbi ki. Olacak dediniz ya. Biz robotuz, çevir düğmeyi düğün olsun, çevir düğmeyi çocuk olsun oh oh! Robotların dünyası. Siparişe göre yaşam. Pelinsu’nun hamile olduğunu duyduğunuzda, bizler planlar düşlüyorduk. Başar’ın ablası Songül de hamileymiş. Başar bunu anlatırken şampanyalar patlattık o gece evlerinde. Pelinsu, hamile numaraları ile karnına şişme toplar bağlayıp avutup durdu sizleri. Ta ki Songül den telefon gelene kadar. Pelinsu doğum sancım var dediği akşam sizleri neden götürmedik hastaneye? Çünkü: Songül’ün çocuğunu alıp gelecektik hastaneden. Pelinsu, erkek torun verdi diye beşi bir yerdeleri nasıl da keyifle taktınız boynuna! Oysa kız oğlan kızdır Pelinsu! Hem de bacımdır bacım. Sadece sizler mi bilirsiniz namusu? Sizler mi korursunuz değerleri? Biz gençlere söz hakkı verseydiniz daha güzel olmaz mıydı her şey? Bu dünya yaşanır olmaz mıydı Barış içinde. Songül dadılık ederken öz çocuğuna, anlamadınız hiç! Denizcan ağladığında, Songül kucağına alır almaz neden sustuğunu gözlemleyemediniz? Sizlere göstermeden gizlice süt verirdi, gerçek anasıydı dadısı. Öz be öz anası. Türkiye’ye getirişimizden de anlamadınız. Anladığınız şeyler başka şeylermiş meğer! Güneyli Kudret Bey!

…Ve Pelinsu

_Hepsi doğrudur amca, Hacer yenge, babam beni mal gibi gördü hep. Söz hakkım yoktu yaşama dair. Evden dışarı çıkarken başımda eşarp, diğer sokakta ise eşarp çantaya girerdi. Yıllarca böyle gitti. Başar ile çıkarken Berlin’de sevilen bir Türk’tüm, saygı duyulan biriydim. Güneyli Sadret’in dünyasında değildim ama namusuma da laf getirmedim. Toprak doğru söyler veeeee ben hala kız oğlan kızım kızzz, açın kulaklarınızı da iyice duyun! Komşular sizlerde duyun! Namus iki bacak arasında değildir! Namus et parçası değildir! Başı açık gezmek namussuzluk değildir bey amca. Ama nedense etsel görüntüler konuşulur. Babamı da arayın, ona da haykıracağım! Bu tutarsız düşünceler daha ne zamana kadar hüküm sürecek? Globalleşen dünya, uzayda hayat ararken; sizler, yeryüzündeki hayatlara son vermeye kalkıyorsunuz utanmadan. 1934 ATATÜRK Türkiyesinde kadına verilen hakları da hiç etmeye çalışıyorlar, sizin gibileri. Kadını ikinci sınıf insan görüyorsunuz amaca. Yetti artık! Yetti! Sevmek kötü bir şey değil ki! Sevmek... Ağlamaya başlar Pelinsu. Gözler Kuru Kastel! Sen anlamazsın ki amca anlayamazsın! Sevmemişsin belli! Ama ben seviyorum, Başar’ı seviyorum ben. Mantığımla da, yüreğimle de seviyorum. Zaten Başar sizlerle konuşacaktı bu konuları. Şu ağacın arkasından çıkamayan sözde komşu olacaklar, el âlemin evlerini gözetleyip dururlarmış utanmadan. Sonrada yaptıklarını doğru sanarak anlatırlar ballandıra ballandıra. Ama iyi ki onlar başladı, bu akşam her şey konuşula. Yarın Toprakla mahkemeye başvururuz, sonrada Başar ile dillere destan bir düğün yaparız ve bu şehirden de gideriz uzaklara! Çok uzaklara!
Namusu, bacak arasında aramayanların yanına. Töre cinayetleri duymayacağımız yerlere. Sizlerin bilmediği yerlere. Özgürlüğe!

"Karanlığa bir mum yak

Sevinç yumağı yüreğinle kırlara doğru koş!
Değişen doğayla özdeşleştir ruhunu.
Başlangıcın sonu, sonun başlangıcıdır ilk adımlar.
Yokluğu paylaş, paylaşım özgürlüktür
Yok, olmuşluktan uzak,
Var oluşa daha yakın.
Pembe panjurlu pencere kapanmasın!
Karanlığa bir mum yak tutsaklığı yenmişliğinle!
Umutsuzluktan öte gerçeğe yakın.
Sevinç yumağı yüreğinle
Kırlara doğru koş!
Yorulsan da yılma sakın!"

…Ve ağlayarak yere diz çöken baba Kudret, başını eğer ve :

_Çocuklar bizi affedin! Cahilliğimize sayın! Geç de olsa anladım, meğerse bir hiç miş töre. Yazık, cahil insanlar damlarda çürüyor, genç kızlar toprağın altında. Töreler yok olsun! Yok!
Sevda yendi beni sevdaaaaaa! Sevdanın gücüne yenildim gençler.

...Hacer ana Kudret Bey’i ayağa kaldırır ve sessizce yürümeye çalışırlar karanlıktan aydınlığa doğru… Evlerine dönerken komşular, başları hala yerde ve titremekteler. Pelinsu –– Başar, Toprak ve Songül sarmaş dolaş. Denizcan da mutlu olacak annesinden dinlediğinde. (babasını doğumundan önce trafik kazasında yitirmiş yavrucak)

SEVGİ GÜÇ, PAYLAŞIM SEVGİ, SEVGİ EMEK, SEVGİ; NE DERSENİZ ADINA…

Toprak, bir çoban kızına âşık olup, evlendi. Özgürlüğe kucak açtı doğada.

Pelinsu Başar’ ile çok mutlu, sevecen hala.

Yüreklerde sevgi okyanus ve dünya ile barışık.

Haydi!

Törelere elveda!

Savaşsız bir dünyaya

Barışa!

Yarınlara koşan bebelerimiz için!

Buradayım beklerim efendim! Çaylar Yakamozdan

Güncelleme Tarihi: 28 Aralık 2011, 21:47
YORUM EKLE
YORUMLAR
feride
feride - 7 yıl Önce

Sn Yakamoz YAKUT sizi yürekten kutlarım, yazınızda toplumumuzun gerçeklerinden biri olan töre konusunu güzel bir hikaye ile biz okuyuculara aktarmanız gerçekten çok etkileyiciydi.Töre ve namus cinayetlerinin her geçen yıl arttığı ülkemizde yine bu sorunu biterecek olan biz kadınlarız diye düşünüyorum ve tabi ki sivil toplum kuruluşlarını yanımıza alarak. Saygılarımla...Feride SERİN

SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568