Yarim İstanbul'u mesken mi tutun?

Yakamoz YAKUT Çocuklar okusunlar diye!

Yarim İstanbul'u mesken mi tutun?

Beyaz bir kuğunun edasıyla süzülen vapurun sessizliğini, boğuk bir siren sesi bozuyor. Güvertede saçları rüzgâra karışan beyaz – sarışın tenli, zayıf-dolgun bedenli, kısa-uzun boylu insanlar ve kucakta bir köpek tüylü mü tüylü. Kameralar – fotoğraf makineleri. Belli ki turistler. Güvenlik demirlerine tutunmuş üç de afacan. Orta kattaki kamaralarda cılız sarı ışıklar gökyüzüne bakınan. Kayıkta bir türkü Anadolu’dan. Yanık mı? Yanık. Tekneler yarışlarda kahkahalı.
 
Limanda üç beş balıkçı tezgâhı. Tek kollu satıcı, beyaz sakalı ve saçları ile yüzündeki çizgileri hayata dair kopyalar veriyor ilk bakışla. Haydi! Derya kuzuları bunlar deryaaaaa! Makyajlı kadın hızlıca yaklaşır. Yaşlı beyefendi nefes nefese peşinde. Ve kuyrukları dans eden kedilerin gözleri balıklarda…

Yoruldum! Durdum! Yeniden bakındım keyifle. Boğaz gerdanlık göz kamaştıran. Köprü heyecanlı bir gelin el sallayan. İstanbul ne güzel? Ne güzel Boğaz’ı seyretmek!

_ Hey! Hey!

Soğuk bir sesin tınıları ile kesiliverdi sevgi sözcüklerim, Ne diyeceğimi şaşırdım.

Ve elli beş- altmış yaşlarında, uzun boylu zayıfça bir adam:

_  Hey! Genç! Uzaktan uzağa bakması gerçekten güzeldir! Sen, birde buradaki hayatları gör! Gecenin karanlığında evlerine ekmek götüremeyen insanların çırpınışlarını gör!
Çöp konteynırlarından eski giysilerle, yiyecekleri toplayanları ve buldukları ile yol alırken; eziklik içinde çaresizlikle yürüyüşlerini gör! Açlıkla, sefaletle mücadelede yenilgiyi tattıklarından dolayı, köylerine– şehirlerine dönemeyenlerin bataklıktaki çırpınışlarını gör!

_ Çok haklısın beyefendi! Diyebildim sadece!

_Ne beyi genç adam, ne beyi? Beyliğimiz olmadı ki hiç! Pehlivanlığımızda kalmadı İstanbul’da? Köyümüzde çok rahattık, yedi dönüm toprağımız vardı. Tavukları saymazsak üç beş küçükbaş koyunumuz, iki de sığırımız vardı. Üç çocuğum ve bir de Gülnaz hanımla mutlu yaşardık. Bir ay kadar önce İstanbul’a göç eden Şehmuz ağanın oğlundan gelen mektup sonrası bizim evde de İstanbul’a gitme sevdası başladı. Komşularda olduğu gibi. Gülnaz hanım ve çocuklar göç için beni ikna etmeye uğraşıyorlardı.

Yemekte göç!
Yatakta göç!
Tarlada göç!
Kahvede göç!
Göç! Göç!
Kurtuluş yok!
GÖÇ VAR GÖÇ!
İstanbul’a göç!

Sattık tarlayı, koyunları, sığırları, eşyaların da birçoğunu ve iki valizle düştük İstanbul yoluna. Kartal Maltepe kavşağında Şehmuz ağanın oğlu karşıladı bizi. Yüzlerde bir sevinç bir sevinç ki sorma! Gülnaz hanım ve çocuklar şen şakrak. Az gittik uz gittik, dağlara merhaba diyen köyümüzdeki evlerden daha gösterişsiz yapılı evlerin olduğu bir mahalleye geldik.

Gecekonduymuş buradaki evlerin ismi. Varoşlarmış!

Kapıyı açıp, girdik ayakkabılarla Ferhan ağanın bir odalı sarayına. Hanımı Pembe hatun pek hoşnut değil gibi gelişimizden. Az konuşur! Hep suskun. Üç çocuk bizim, Dört çocuk da Ferhan’ının ve iki hanım, iki erkek; etti on bir kişi.
Nasıl uyuyacağımızı düşlerken, çocuklar kıvrılmışlar bir köşeye. Zavallılar yol yorgunları. Dayanır mı yürekleri?
Ferhan ve bende kapı önüne ilişiverdik, tarlada uyuduğumuz gibi. Bir hafta böyle geçti. Şimdi bizimde tek odalı bir sarayımız olmuştu. Hem de kapıları mavi boyalısından. İş bulamadım fiyakalısından ama seyyar satıcılarınkinden üç tekerlekli araba alabilmiştim kalan para ile.

Eskici hanım abla eskici geldi! Eskiler alırım. Tuz satarım, tuz ile takas yaparım. Eskici!

Daha ilk sokakta yolumu kestiler eli bıçaklı gençler. Soyuldum! Arabamda paramparça. Gitti güzelim arabam. Gitti babadan yadigâr köstekli saat! Gitti düşlerim! On beş günden sonra iş bulmuştum. Beyoğlu’nda bir pavyon ve bende Bekçi Mirza kapıda. Başımda şapka, elimde düdük! Aynaya baktım, o da ne? Şehmuz ağanınkinden daha da güzel yakışmış bu şapka bana. Düttürü düt düt düt savulun oradan! Yağızlar köyü Pehlivanı Bekçi Mirza geliyor! On bir yıl Gül Pavyonunda bekçilikten sonra aniden gelen kalp krizi beni perişan etti. Gülnaz hanımın Ferhan ağa ile kaçması yetmezmiş gibi çocuklar okula da devam edemediler. Yusufçuk askerlik çağına geldi de  geçiyor. Anasını aramaya koyuldu.Bir buçuk yıldır o da dönmedi.

Köyümüze döneceğiz ama nasıl dönerim?
Ne derim köylüye?
Nasıl bakarım yüzlerine?
Dönemiyorum!
Utanıyorum!

Ve devam eder Mirza

_ Öleyim de daha iyi offf offff İstanbul offf.

_Utanma! Yürekli dost utanma! Ne diyeceklerse desinler dostum! Sen kendi düşünselliğinle kurguladığın dönüş olayını gerçekleştirmelisin! Çocuklarının gelecekleri için en azından. Ne yapar bu çocuklar? (İstanbul’a geldikten sonrada iki kız çocukları olmuş)Bataklıklara gömülmesinler bu yavrucaklar. Köyde – kasabada amelelik yapar oğlanlar, kızlarda okula başlar Mizra okula! Sende yavaş yavaş iyileşirsin, hem köy havası temizdir iyi gelir sağlığına. Sıcak aşın olur sofranızda akşamları. Trafik sorunu da yok köyde! Stresli yaşamazsın!
 
Dön gerisin geriye Mizra! Dön!

Gel de Ferdi Tayfur’a hak verme? Hadi köyümüze geri dönelim, Fadime’nin düğününde halay çekelim!

Gemiler geçer, kayıklar peş peşe, balıklar satılır ve kalabalık dağılır Mirza baba da köyüne döner.

"Yüreğinde acılar...

Kuşlar gökyüzünde özgürdür
Çiçekler toprağında.
Haydi, aç kollarını
Sen özgürlüğü kucakla,
Ben acılarını alırım. "

Sevgili okurlar, hayatın bu dramatik penceresinden bakıldığında; Mirza gibi Mirzalar-Gülnaz’lar, Ferhanlar’ çoğunluktadır...

Göç sonrasında bazıları lüks yaşam standartlarında kuş tüyü yataklarda gülmeceli, bazıları tek odalı saraylarda çilekeş Mizra.
 
Dünya Literatürüne baktığımızda göç vermeyen, göç almayan hiçbir devlet ve şehir yok gibidir. Türkiye’de içte-dışta göç veren ve göç alan Devletler arasındadır. Bu paralelden Kilis’e bakacak olursak; nüfus yapısı sürekli değişen Kilis’in göç verme oranı her geçen gün bir hayli yükselmektedir. Köyden kente göç 1950’li yıllarda hissettirse de bunu 1970 sonrası tarımdaki istikrarsızlığın başlaması, üreticiyi topraktan kopartarak, büyük şehirlerde değişik meslek kollarına yöneltmesi örneklenebilir.2000 yılı öncesi KİLİS nüfusu 130.198 iken _ 2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı geçici sonuçlarına göre nüfusu 114724’ tür. (D.İ.E verileri;) 2007 KİLİS’İ 70 binlerde. Her geçen gün içerisinde daha da küçülen nüfus oranı ile Kilis’ten göç’ü önlemek, sosyal ve de ekonomik yönden kalkınmayı sağlamak için acilen yaptırımlara ihtiyaç görülmektedir.

_ 1 Üniversite…

Üniversitenin getirisinin hangi boyutlarda oluşunu bilmeyenimiz toktur. İstanbul da; İstanbul-Kilis Vakfı Başkanlığınca ve üyeleri ile birlikte başlatılan Üniversiteleşme hamlesi, alkışlanacak onurlu bir mücadeledir. Hükümet bir an önce desteklerini göstermelidir. Ve fakülteler genişletilmelidir. Güzel saatlar akademisi  (konsetvatuar acilen açılmalıdır) acilen açılmalıdır.Bir an önce  Kilis'in ağlayan yüzü gülmelidir.

_ 2 Askeri acemi birliği

_ 3 Bedelli askerlik(kısa dönem askerlik) için eğitim alayı

_ 4 Toplu konut atağı

Burada TOKİ’YE çok iş düşmektedir. Acilen en azından 1000 konut yapımı.
Çünkü 100 bin Avroluk, 100 bin Dolarlık dairlere göz kırpanların yanında halka ucuz dairelerin (30-bin dolarlık vb) cazip hale getirilerek satışa sunulması şarttır.

Konutu olmayan şehirlerin göç alması, gecekondulaşmayı doğuracağı ve büyüteceği gerçeğinin unutulmaması gerekir. İnşaat sektöründeki mühendisler, müteahhitler ve işadamları için Kilis, cazibe merkezi konumunda olmasına karşın ne gelen var, ne giden misali. Kilis’te konut ihtiyacı had safhadadır. Konut olan talepler karşılanmamaktadır. Kilise gelecek İnşaat firmalarının yüzü Kilis’te güler.

_5 Öncü pınar sınır kapısında açık pazar

(Öncü pınar sınır kapısının gerek coğrafik yapısı ve gerekse yüzölçümü bakımından elverişli sahası ile transit geçişlerde kolaylıklar sağalacak modernizasyondadır.)

_ 6 Açık tutuklu evi

_ 7 İl sınırlarımızın içerisindeki Mayınlı arazilerin temizlenerek, topraksız halkımıza dağıtılması, Organik tarım’ın ve Seracılığın yaygınlaştırılması sağlanmalıdır

İşte bu önerilerimin bir an önce gündeme alınması ve gerçekleştirilmesi Kilis için ikinci kurtuluş olacaktır. Bu yaptırımlar Kilis’e göç’ü başlatılabilir. Sosyo ekonomik-kültürel yaşam canlanır yeniden. Kilis’teki yaşamsal görüntüler herkesçe bilinmektedir bilinmesine ama nedense hükümet burada biraz hareketsiz kalıyor gibi.

İlgili kurumlara ve sorumlu bireylere ve insanca yaşamayı arzulayanlara, yedi bölge güzel yurdumun güzel insanlarına, paylaşmayı sevenleredir bu çağrım.

Lütfen! Kilis’e sahip çıkalım!

Ve Mirza’lar rahat yaşasınlar ve çocuklar okula gidebilsinler diye!

Bir türkü dillerde “Yârim İstanbul’u Mesken mi tuttun!
Ve...

"Ve
Umutlar dokuz doğurur,
Güneş göz kırpar umarsız.
Bir avuç deniz,
Bir tutam yosun getir!
Ödünç alınan gülüşler gibi
Kısa sürsün ayrılık! "

Beklerim efendim! Çaylar Yakamoz’dan.

10 Ekim 2007  / Kilis

Güncelleme Tarihi: 30 Aralık 2011, 12:25
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568