Türk Şiirinde 5N1K "Emel Koşar"

Şerif Fatih'in Emel Koşar'la Söyleşisi

Şerif Fatih'in Emel Koşar'la Söyleşisi



Okunma 21 Kasım 2017, 16:31

Şerif Fatih'in Emel Koşar'la Söyleşisi

Üçüncü şiir kitabınız Figüran Yalnızlığı’nın hemen başında kuramsal bir yazı var. 

Başlığıysa “Şiir İçimdeki Ezgilerin Kâğıda Dökülmesidir”. Yazının ilk cümlesiyse Cemal Süreya’ya atıfla; “Şiir geldi şaire dayandı.” Şiirimiz; “Şiir geldi kelimeye dayandı.”  noktasından “Şiir geldi şaire dayandı.” noktasına nasıl geldi? 

Aradaki süreçte şiir hangi anlamları kazandı, hangi anlamlarını omzundan attı?

Şiirin temelinde kelime var, ses var. Dize kurmak ve şiirde bütünlük oluşturmak açısından kelime seçimi ve dizimi önemli. Adı geçen yazımda ben de şiirde kelimenin değerinin altını çizmeye çalıştım, ancak bugün şair Birinci Yeni, İkinci Yeni gibi kurumsal kimliklere ihtiyaç duymadan tek başına var olabilir. Ataerkil şiir düzeninde kendine yer açabilir. 2010 sonrası toplumsal anlamda bir kırılma noktası ve değişimin başlangıcıydı. Şiir bu değişim döneminde toplumsal bir varlık olarak insanın sığınabileceği tek yer oldu. Bir sığınak olarak şiir dik durdu ve boyun eğmedi, övgü düzmedi, kendisini fikir aşılama aracı olarak kullandırtmadı. Dolayısıyla şair de yaşadığı dönemi doğrudan yansıtmak zorunda kalmadı ki bu irade şiirin doğasına uygun yapısını tescillemiş oldu.

Yine aynı yazıda; “Ruhumu dinlendiren ve yaratıcılığımı arttıran müzik, şiirimin temel esin kaynağıdır. Zihnimde, sürekli bir müzik çalar. Bu müziğin devamlılığı ve ahengi, şiirime de yansır. Şiir, içimdeki ezgilerin kâğıda dökülmesidir.” diyorsunuz. Zihninizde sürekli bir müziğin çalması nasıl bir bilinç durumu? İçinizdeki ezgilerin kâğıda dökülmesi sürecinden ayrıntılı bahsedebilir misiniz?

Resim, müzik, sinema, dans olmasa hayatın bu acımasız, katı monotonluğuna katlanamazdım.  Müzik özellikle Hüzzam ve Rast makamları zihnimde, dilimde hep çağlıyor. İliklerime kadar işlemiş kodlara benziyor bazı besteler. Dans etmek de bedenin müziğin ritmine uyumu demek benim için. Flamenko bana siyah, beyaz ve kırmızıyı çağrıştırıyor. Yası, saflığı ve aşkı... Sevillanas’ta gülümseyerek -bayram dansı olduğu için- dans ediyorum. Ritmi kovalıyorum.Şiir de imgelerle sesin uyumu, bütünleşmesi demek benim için. Seslerin imgelerle dansı.

Türk müziği dinlemeyen biri Fısıltı Ritmi’ni hissedemez. Sinemayla ilgilenmeyen biri Figüran Yalnızlığı’nın görsel göndermelerini çözemez. Figüran Yalnızlığı’nın temelinde sinema kadar tasavvuf da var. Modern sözcüklerle lirik bir şiir yazıyorum. İlk okuyuşta sadece aşk şiiri gibi gözükse de sonraki okuyuşlarda -okur donanımlıysa tabiî- metinlerarasılık ve sanatın diğer dallarına göndermeler saptanabilir. Eski sözcüklerden, terimlerden ve kelime oyunlarından uzak durmaya çalışıyorum, çünkü amacım şiir geleneğine çağımın sözcükleriyle eklemlenmek ve beslendiğim kaynakları okurun gözüne sokmadan şiirimde damıtmak.Geleneğe eklemlenmenin aynı sözcüklerle şiirin tekrarından oluşan gelenekçi yaklaşımlardan ibaret olmadığının, geleneğin bir ruh olarak belirli çevrelerin sahiplendiği bir kanonlaşma ile yaşatılmadığının da görülmesini de istiyorum. Şiir, bir kurgu işi değil, duygu işi. Şiir, iç içe geçen katmanlardan meydana gelen bir bütün. Okura duyguyu ileten ses katmanı, duygunun derinliğini gösteren edebî ve sanatsal göndergelerin katmanlarıyla beslenmekte.

Figüran Yalnızlığı iki bölümden meydana geliyor: “Ten Tutulması” ve “Tenden Kopuş”. Ten, tasavvufî bir izlek mi şiirinizde?

Evet. Tasavvufun izleri “ten” bağlamında şiirlerimde görülebilir. Tenin kelimelerle bestesini yaparken aşk ve cinselliğin ötesinde ölümle ve Tanrı’yla yüzleştiğimi söyleyebilirim.

Şiir incelemeleri yazarken bir tür arkeolojik kazı yaptığımı düşünürüm. Şiir yazarken “Şurda şuna gönderme yapayım.” diye bir şey düşünmem, içimden geldiği gibi, kelimelerle samimi bir beste yapmaya çalışırım.

“Ten” bana Almodovar’ın “İçinde Yaşadığım Deri” filmini çağrıştırıyor. Ten tarihi, tende yolculuk, tenin katmanları, teni yeniden üretme çabası, tenin yansıttıkları, tende saklı kimlikler, anılar, duygular...

Geçmişi ve anıları taşırken kırışan, buruşan, sarkan, yıpranan, renk ve doku değiştirerek tanınmayacak hâle gelen tenimizin olası geleceğine (ölümü) karşı onu yeniden üretme çabası. 
Ten nakliyle onun taşıdıklarının başkasına iletilip iletilememesi meselesi.

Ten, kapitalist ataerkil düzenin kuşatmasında ezilen ve yerilen kadının kimlik mücadelesinin merkezi aynı zamanda.

Erkeğin karşısında seçilen ve izlenen konumundaki kadının teni hem sığınağı, hem aynası hem de iktidar mücadelesinde zırhıdır. Hassas ten, bazen tehlikeli bir silaha da dönüşebilir.
Zamanla kirlenen, kirletilen tenin arınma ve yenilenme çabası, figüran yalnızlığı gibi yabancılaşmayı ve iletişimsizliği doğuruyor.

Aşk ve cinsellik ise tenin iyileşmeyen yarası ve arkeolojik kazısı gibi derin, acı dolu bir tutku.

Poetik metninizde Ahmet Hâşim’den Behçet Necatigil’e, Necatigil’den Sezai Karakoç’a göndermeler var.  Bu şairleri seçmenizin sebebi ne? Şairler üzerine; “Şair, toplum önderi ve yol gösterici değildir. Şair, aydın sorumluluğu taşımak zorunda değildir.” yargılarınız var. Şairin ne olmadığı üzerinden bir algı var burada. Şairin kim olduğunu söylerken ne olmadığından yola çıkmak ne kadar doğru? Şairi dolaysız olarak tanımlayabilir misiniz? 

Eleştirilere cevap vermek amacıyla ilk kez derli toplu bir metinle şiir anlayışını açıklayan Ahmet Hâşim. Onu Âsaf Hâlet Çelebi, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, İlhan Berk, Sezai Karakoç gibi şairler izlediler. Adı geçen yazımda kendi şiir, şair ve okur tanımımı yaptıktan sonra benden önce poetikalarını açıklayan şairlere taş attım. Bu eleştirileri onların şiir hakkındaki yazı ve kitaplarını okuyanlar daha iyi yorumlayabilir. Poetikamda beslendiğim kaynakları açıkladım. Şiirin çok anlamlılığını, şiir dilinin günlük dilden farkını, şiirin fikir taşıyıcısı, şairin de toplum önderi olmadığını vurgulamak istedim. Çünkü ideoloji, şiiri zayıflatır. Şiir hiçbir kurum ve kuralla sınırlandırılamaz. Evet, şair topluma örnek olmak zorunda değil. Sadece şiirinden sorumlu. Şair sayısı kadar şair tanımı ve şiir tanımı yapılabilir. Bunun sonu yok.

Emel Koşar

Her şiir kitabınızda ağırlıklı olarak farklı bir disiplinden beslenerek kuruyorsunuz imgeleminizi. Fırça Darbesi kitabınızda resmin, Fısıltı Ritmi kitabınızda müziğin, Figüran Yalnızlığı kitabınızda ise sinemanın etkisi açık bir şekilde görülüyor. Bu disiplinleri şiire taşımak şiirde işçiliği, çalışmayı daha ön plana çıkarmıyor mu? Bu bağlamda ilhama ihtiyaç duyuyor musunuz? Emel Koşar şiirlerini ne zaman yazıyor, nasıl oluşturuyor?

Fırça Darbesi ismini kitaptaki şiirlerden birinde geçtiği ve resmin şiirlerime etkisini yansıttığı için seçtim. İkinci şiir dosyam tamamlandığında yine şiirlerden birinde geçen Fısıltı Ritmi ismini seçtim. Müzik temalı veya sinema temalı şiirler yazayım diye masa başına oturmuyorum. Kendiliğinden gelişiyor bu tavır. Şiirlerimin temelinde rüya müziği olduğunu söyleyebilirim.

Şiirlerimde ilhamla işçilik birbirini tamamlıyor. İlham gelmeden şiir yazmaya oturmuyorum. Bir oturuşta yazdığım şiirlerin sayısı az. Şiirin son şeklini alması günler veya aylar alabiliyor. Bazen şiirlerimi zihnimde yazmaya başlıyorum. Kâğıda bir süre sonra aktarıyorum. Kâğıtsız kalemsiz dolaşmam. Sokakta, okulda, evde, müzik dinlerken, kitap okurken, film seyrederken, yemek yaparken not aldığım imge  veya dizeler yazacağım şiirlerin temelini oluşturuyor. Masa başında son şeklini alıyor.

Şair olmanızın yanında akademisyen unvanınız var. Şiir daha çok duyumlara, sezgilere dayanan bir sanat. Akademik tür ise analitik düşünceye dayanıyor. Şiiri, dili iyi bilmekle, şiiri yazmak elbette birbirinden farklı. İyi şiir yazmak için dilin inceliklerine hâkim olmak gerektiği de bir gerçek. Hem akademisyen hem de şair olmak yazın çalışmalarınızı nasıl etkiliyor?

Şiir, hayatımda hep vardı. Akademisyen olmam şiir yayımlamaya başlamamı zorlaştırdı. Artık kimin ne düşündüğü umurumda değil. Herkes şiir yazabilir. Şiir duygu işi... Akademisyenliğim şiirimi düşünme odaklı bir metne dönüştürmesi mümkün değil. Çünkü şiir her şeyden daha güçlü…

Türk şiirinin bugün geldiği noktaya bakıldığında genç şairlerle usta şairler arasında kuramsal olarak nasıl bir farklılık var?   

Usta şair olarak gördüğüm Tuğrul Tanyol, Haydar Ergülen, V. B. Bayrıl-1980 kuşağı şairleri- gibi isimler üzerine çalışmalar yapıyorum. O kuşağın öncekilerden farkı felsefe, sosyoloji, plastik sanatlar ve müzikle ilgilenmeleriydi.

Kuşkusuz 2000 kuşağının en önemli özelliği kadınların şiirleri ve yazılarıyla erkekler kadar edebiyat dünyasında etkin olmaları. Ayrıca akademik kariyer yapanların şiire yönelmeleri. 
Gündemi eserinde yansıtmak uğruna şiiri bir araca dönüştürenlerin yazdıkları manzumeden öteye gitmiyor. Yaşadığım dönemin sosyal ve siyasal atmosferi şiirime imgelerle, kapalı bir şekilde yansıyor. Başka türlüsü düzyazı sayılır. Müzik, resim, sinema gibi sanat dallarının şiirimi derinleştirdiğine inanıyorum.

Şiir kitabı yayımlatmak artık çok kolay. Günümüzde şiir yazdığını zanneden ve biraz parası olan herkes kitap yayımlatabilmekte. Şiir, özellikle emeklilerin hobisine dönüştü. Kitap sahibi olan herkes şair olduğunu zannediyor.

Yeteneğin yanı sıra kültürel donanım da gerekli şiir yazabilmek için. Yayınevleri, kitap okumayan, sanatın herhangi bir dalıyla ilgilenmeyen kişilerin şiir kitaplarını yayımlayarak ayakta durmaya çalışıyor ne yazık ki. Bir iki benzetme veya imgeyle şiir yazdığını zannedenlerin birbirini kolladığı, şiir etkinliklerinde her şair ve konu hakkında konuşabildikleri, her önüne gelenin şiir ödülü koyduğu bir edebiyat ortamından söz ediyorum. Otuz kırk yıl boyunca şiir yazanlar veya emekli olduktan sonra vakit geçirmek için şiir yazmaya başlayanlar gençler tarafından usta olarak kabul edilmek ve saygı görmek istiyorlar. Halbuki şiirin yaşla veya emekle bir ilgisi yok. Gençler kitaplarıyla hepimizi gölgede bırakabilirler. Şairlik memuriyet değil.

Absent, Sayı: 5,  Yaz 2017, s. 49-52. 

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.