Turuncu mektup

Bazen bir dizeyi, bazen bir tek sözcüğü yorumlamak, çok özel bir yöntem ve iç anlayış -belki de seziş- gerektirir! ‘İletişimim, ilişkilerim hep hislerimi özgür bıraktığımda ve kendimi doğru ifade edebildiğimde başlıyor…’ ve ‘korkularımdan korkuyorum…’. Alıntılanan ilk iki dize için; ölüm düşüncesi yaşamsal değil, tazelik, dinçlik, körpelik içermiyor desem, kolaycı yorum yapmış sayılmam umarım. Şu naçiz kalemin, “şiirden romana, romandan tekrar şiire mi acaba! Yoksa yaşamın, yaşama bakış metni ne ki?”…
          
‘… Bizler sosyal varlığız. Sosyal birey kendini aşırılıktan uzak tutup, toplumsal ve sosyal kurallar içinde kendi özgürlüğüne, isteklerine yönlenebilir, hedeflerini gerçekleştirebilir. Sınırsızlığını kurallar içinde ve başkalarının haklarına saygılı bir şekilde yürütmeyi öğrenen birey kendi olumsuzluklarını da sevecen bir şekilde düzeltmek için uğraşır. Bu yüzden birbirimize ihtiyacımız var. Ruhsallığımızın kendini gerçekleştirdiği ortamlarda kendimize birbirimize bakarak tanıyabiliyoruz. Tıpkı ‘Goethe’nin dediği gibi “insan kendini yalnızca insanda tanır…”. Çünkü kendini tanıyan insan, böylelikle başkalarını daha iyi anlamaya ve tanımaya başlıyor.’.
         
Çürümüşlük, küf ve pas dönemlerinde yurttaşlık/insanlık değerinin hiçe düştüğünü vurgulamanın adı gibi geldi bana; ‘Bilge Öztoplu’nun, yıllarca süren deneyimlerinden aktardığı ve düşüncelerimizi adeta yoğunlaştıran kişisel gelişim üzerine kitabı ‘İlişkiler Okulu’…
          
Saptamama göre, doğayı ve bireyi yıkıcı-yok edici ilişkiler sürecinde kötümserliğe direnip “sosyal kurallar çerçevesinde, varlığımızı idame ettirmek düşmüştür yazara! Çünkü zamanından sorumlu her bireyin yanıtına yaslıyor, algılıyor, aktarıyor ‘pesimist’ düşünceleri! Bilinçüstünü, göreli gerçekliği imgeler aracılığıyla teyellerken. Sözcük donanımı, yaşamın göğsünü kanatmak; yaşamı, yani varoluşu duyumsamanın, ölüm gerçeğine karşın doğaya önem yaraştırmanın uç noktasıdır. Söz’ ün uzandığı, her izlek, her nesne bir savunma silahıdır, düşünen kişi için. Aydın kimlikli çağ tanığı, zaman tutanakçısı için. Böylesine net izlenimler ekiyor okuyucusunun ufkuna, ‘Öztoplu’nun ‘İlişkiler Okulu’ adlı kitabı…
         
Duygu, düşünce, gözlem ve öngörü –önsezi- iletimciliği, diye özetlenebilir mi şiirin işlevi? Farklı duruş veya varoluş yöntemi sayılan kişisel gelişim düşüncelerinin yoğunlaştığı ustalık evresi, sözcüklere egemen olmada görülür. Bu durum elbette yazar-şair dostlar için de böyledir… Yaşamın sunduğu imgelem bahçesi sonsuz zengindir onun için. Zenginlik, ‘yaşamaya dair duyarlıklar için teğet saptamalar’ da içeren yetkinliktir. Yaşamayı önemsemek, ‘dipten gelen dalganın kıyıya vurmadan denizde kendi içine yayılmasını sağlayarak bizi savurmasına izin vermemektir, inançlarımızın farkındalığı…’. Bu düşüncelerinin doruğundan yola çıkılarak farkındalığımızı anlatırken, görmemiz gereken bir tür acı yüzü ve realiteyi, daha bir derince yerleştiriyor belleğe, ‘Öztoplu’…  Yaratma içgüdüsü, yaşamın tüm durumlarını kapsıyor çünkü. ‘Bilge Öztoplu’nun felsefeye yumuşak deyişleri, kişisel gelişim anlamında aydınlatmayacağı tünel olmadığını söylüyor bir kez daha. Okura düşense, yazarın sunduğu ışık huzmesinden yararlanmaktır; ‘İlişkiler Okulu’ söylemini algılarken…
          
‘Sırlanan Suyun Marifet Kapısı’; Kitabı bölümlere ve katlara bölmüş yazar… Örneğin 3.Kat olarak betimlediği düşünce, anlağımıza 3.sınıf olarak düşmekte! Ve her sınıf, ya da kendi anlatımıyla her kat ayrı bir enstantane oluyor karşımızda! Bu kitabı okumadan tam olarak algılamak mümkün değil gibi! Ancak, algılayabileceğim düşüncelerin ayrımına birazcık katkı sağlamaya çalışacağım. Bu nedenle en azından birkaç paragrafla aktarmaya çalışacağım…
         
 “… Yaşam dengesinin simgesidir terazi; bilirsin o soyut kavramları da tartar. Bu terazinin aşırısı fazla tartar, eksiğiyse az yontar susuz bırakır. Oldum dediğinde ölürsün, varım dediğinde yok sayılırsın. Yaşam terazisi; yoldasın diye, ‘çok hoşum’ cezbine düşmene izin vermez, akıl bileziğinden bileğini ayırmanı ister. Ne fazlası iyidir yemenin içmenin, ne de aç kalmanın. Her şeyin kayda değer bir anlamı vardır. Dengeyi tuttur derim ama dengenin kendisi olmanı daha çok isterim. Kabımız kadar, aldığı kadar, o kadar! Dengeyi belirleyen kabımızın terazisi ise belimizde. Onu belimizden düşürmeden ölçmeliyiz ağırlıklarımızı, hafiflediklerimizle. Her şeyin aşırısından uzak durmak kötü değil, tam tersi bizi koruyan zırhlarımızdır. Aşırılık yerine aşkınlıktır terazinin ruhu…”.
          
Anlatı, bir öğretmen ve öğrencisinin bulunduğu ayrıca konuya vakıf yazarın, sanki bir üçüncü gözün eşliğinde, çok yönlü bir okulu, diyalogları aktarımlarla yaşanılıyor! Burada yaşanılası ‘marifetlerimizle’ yaşadığımız ilişki potansiyeli bir anlamda sorgulanıyor. Sorgulanıyor ama okura aydınlatıcı bilgilerin sunumuyla reel ve objektif bir bakış üslubuyla… 
          
Bu düzende hazırlanan ve spritüal konulara vakıf kitap, öğretmen ve öğrenci ilişkilerini, bir tür okul varsıllığına taşımış gibi! Okurun son demlenmesi, okulun son katında lirik duygularla perçinleniyor. Ve düşüncelerin yoğunluğunda, az önce satırlarda yer alan öğretmenin söylevine, öğrenci olarak karşı savdaki yanıt veriyor;
          
“…Terazi var, tartı var, her şeyin vakti var denilir. Vakitlice yola düşerim. Güzellikler karşısında başım dönsün istemem. Kendime içten, dıştan, uzaktan bakmayı da öğrenmek isterim. Fikirlere değer veririm. Gölgelerime ulaşmama neden olan tüm insan aynalarıma minnettar kalırım…/… İnsanım, bilirim, düşerim, şaşarım. Kendimi ve tüm varlıkları kabul ettikçe irademi elime daha güçlü alırım…”.//
         
 Düşüncelerimi perçinlediğim, bu tür felsefi boyutlarıyla kucaklaşan oylumlu bir kişisel gelişim kitabıyla ve değerli bir yazar ‘Bilge Öztoplu’yla karşı karşıyayız. Ve bu nedenle; streslerimizden uzaklaşmak adına, düşüncelerimizi usumuza indirgediğimizde, peydahlanan varsıllıklarda, olumlu bakılan ilişkilerde bu kitabı okumanızı, vakit geçirmeden ivedice okumanızı salık veririm…

          
Yazar, ‘kişisel gelişim’ konusunda tecrübelerini aktardığı içeriği yüksek kitabı ‘İlişkiler Okulu’nda; Transandantal Meditasyon ile hayat boyu sürecek uzun ve derin bir dinlenme sürecine girdiğini betimleyip, yaşadığı bu süreçte de ‘koçluğun sanatı ve bilimi’ konularında da eğitim vermektedir.  ‘Bilge Öztoplu’ hakkında geniş boyutlu biyografi, deneyimlerini ve düşüncelerini aktardığı kitabında belirtilmektedir. Ve son olarak kendi sözlerinden aktarmaya çalışacağım birkaç satırlık tümce; 

          
‘… Her bir tanışmanın, bir nedeni vardır benim için. Peki ya kendimizle tanışmanın nedeni nedir? Kendimize yeniden merhaba derken, ona neler söylemek isteriz? Kimselerle konuşamadığımız nice sözlerin ne kadarını kulağımız fısıldarız?//…’.

YORUM EKLE
banner441

banner566

banner554

banner558

banner571

banner141

banner557

banner560

banner568