Umudun mavisi gözlerin

Gitmek: Bütün zamanımızı bedel olarak sunduğumuz kip (fiil).  Genellikle de isteğimiz dışında, zorunlulukla gitmek. Ve o gidişi dayatan gerçeğe için için lanetler okumak, serzenişi yolculuğun bir parçası haline getirmek. Bunun adı da yaşamak, ne yazık ki… Oysa umutsuzluğa kapılmak için çok erken! Öyle ki, kendilerine has, lirik bir duygu yükleyen ve okura umutlarla, yüreğini coşturan hazlar, izler bırakan/bıraktıran şiir kitapları, bu serzenişleri dağıtıyor gibi, belleğimizde… 

 “… Ay var yüreğimin ağzında / kadehler kırılır kemanlar ağlar / kaderin geçit vermez çıkmazında / yalnızlığımın köşebaşında / sefil bir rüzgâr uğuldar / kaldırımları ıslatan gözyaşında // ağlarım yaşım değmez kirpiğe / yıkılır bendim hilal vurmaz gözlere / budanırken umutlar seher yeliyle / dağların puslu suskun saatlerinde // gölgeler haykırır inerken son perde / zaman tutsak hayat denen nefese / gün gecemde gecem yüreğimde / hüznümün ağıtları siyahlar içinde / hadi raks et ne olur öldür beni / sensiz bu ölümcül gecelerde / zamanım tutsak hayat denen her nefese…” (sy.19)-(*).  

İçine gömdüğümüz acının tortusu, yitmenin yükü: ‘Umudun Mavisi Gözlerin’ isimli şiir kitabının yazarı, şair kardeşim ‘Mete Dayı’nın mısralarında dem vuruyor… 
          
Neden kendimizle uğraşıyoruz. Kendimizi hırpalıyoruz bunca? Var olmayı üzerimizde granit gibi duyumsayıp, kişisel, çevresel sorunların tümünü, kent suçlarının cezası diye dökmeye çalışıyoruz bilincimizin dağarcığına. Günle barışık olmasak bile, en azından çok özel duygularımıza / düşlemlerimize karşı barışık, bağışıklık havasına bürünemez miyiz? 

 “… Dil sükûttaysa yürekler gece vurgununda / eriyen mumsa sevda aşkın çıkmazlarında / hayaller bitap gönül ağrılarıyla feryatlarda / ihanette zaman karanlığın kör zindanında // git (mek) varoluşun yok oluşun girdabında / suretler ölür sahtekâr kayıp aynalarda / nefes yitik ruhun acımasız sapkınlığında / mânâ eriyen mum yok oluşların varoluşunda…” (sy.27)-(**).      

          
Çok mu bencilce bir yaklaşım, tartmaya değmez mi? Vurdumduymaz, ya da, bana ne’ci sıradanlığa düşmeden, ‘başa gelmiş çekilecek’ pişkinliğine, yazgıcılığına tutsak olmadan arayamaz mıyız? Yanıtını bu karanlık kuyunun; bizi kendi girdabında yutan kenti?  Benliklerimizle savaşarak ürettiğimiz soruların karşılığını… Tüm bunları ‘Umudun Mavisi Gözlerin’ düşündürdü bana, çoktandır hasretini çektiğim bir tren yolculuğunda ve bana yol arkadaşı olan bu şiir kitabıyla…
          
Kendimizle, kişiliğimizde yuvalanmış özlemlerimizle ve düş kırıklıklarımızla boğuşuyoruz, çünkü dümdüz pürüzsüz bir yaşama biçimi seçememişiz, seçemiyoruz çevremize göre. Ancak şunu diyebiliyoruz, ‘Mete Dayı’nın sözcükleriyle; “… Yalnızlığımın köşebaşında / sefil bir rüzgâr uğuldar / kaldırımları ıslatan gözyaşında…” (*). Çünkü ‘Umudun Mavisi Gözlerin’ olmuşuzdur kavrula kavrula iç acılarımızla, “… Yıkılır bendim hilal vurmaz gözlere / budanırken umutlar seher yeliyle…” (*) diyerek, zırhsızlığına yerinen kentli şövalye gibi. ‘Mizan’ı kuşkulu bireyler olarak…
         
 Yaşamın yinelenmezliği üzerine yoğunlaştırıyor izleğini. Değiştirilemeyecek yön, yıkılamayacak duvar, atlanamayacak hendek, tırmalanamayacak yar önünde düşünmeye bırakıyor sanki şiir okurunu. Sarsıyor: “… ay var yüreğimin ayazında / kadehler kırılır, kemanlar ağlar / kaderin geçit vermez çıkmazında…” (*), benzeri dizeleriyle. Kendini yemenin bilincine uyarlı tutuyor insanı. Toplum için, iyimserliğin karamsarlığa sorularla üstün gelebileceğini anlatıyor sanki: “Bir adam ne yapacağını düşünüyor özgürlüğüyle şimdi”, ya da öyle anlayabiliyoruz. 
        
 ‘Mete Dayı’, şiirin sonsuz kaynaklı ve sonsuz yönlü yaşam ekseninden fışkırabileceğini kanıtlıyor. Şiir öyle bir ışın ki, her alandan yararlanır, her alana girer. Sanatın öteki dallarıyla içli ilişkiler kurabilir, onları etkiler ve onlardan etkilenir. Çünkü şiirselliğe, kalıp, yasa ve sınır tayin edilemez, zincir vurulamaz.  Şair, işin kolayına yönelip, ucuz ve “ocovlist” (dalkavukça), göz boyayıcı izlenimler artırmadıkça, ayrıntıcı ve ayıklayıcı özeniyle, bilgi, belge ve gelenekten şiir damıtılabilir…

“… Suretler ölür sahtekâr kayıp aynalarda / nefes yitik ruhun acımasız sapkınlığında / mana eriyen mum yok oluşların varoluşunda…” (**).  Geçmişin bilinmeyen acılarına inmeyi temel amaç edinmiş ‘Mete Dayı’, başka insanlara ait yaşamlara ‘Umudun Mavisi Gözlerin’ diyerek, şiir yapraklarını çevirerek düşüncelerin tozlarını almakla!  Anadolu topraklarında, tarihe gömülmüş savrulmalar ve insan çileleri gelenek penceresinden süzülerek yansıtılmış…

 Şair kişimiz ‘Mete Dayı’ düşündürücü ve oylumlu şiirlerini yüklediği yeni şiir kitabı ‘Umudun Mavisi Gözlerin’ şiir severler için okunası bir kitap. Okura, liriksem bir haz ereceğinden eminim. Ve bizlere de sanırım okumak düşüyor. 

 Düşüncesine, emeğine, yüreğine ve kalemine sağlık ‘Umudun Mavisi Gözlerin’in şairi ‘Mete Dayı’…


Şiirler;   

(*)        : Ay Var Yüreğimin Ağzında

(**)      : Sükût       

YORUM EKLE
YORUMLAR
METE DAYI
METE DAYI - 7 ay Önce

Üstadım onur'e ettiniz beni. çok teşekkür ederim. ne mutlu ki bana sizin gibi harika bir kişiliğin eleştirileri ve yorumu bana ışık olacak ve güç katacaktır kalemime.. teşekkürlerim ve saygılarımla.

banner441

banner566

banner554

banner558

banner141

banner557

banner568